YENİ ENERJİ DENKLEMİ VE TÜRKİYE SEÇİMLERİ Analiz
Bo PERSSON Umea Universitet

Bo Persson JEOSAM İçin Yazdı:

YENİ ENERJİ DENKLEMİ VE TÜRKİYE SEÇİMLERİ

Çin Halk Cumhuriyeti’nin Doğu-Batı ekseninde ördüğü demiryolu, denizyolu ve enerji İpek Yolu üçlemesi, küresel dengelerde bugüne kadar alışılagelmiş Kuzey-Güney ekseninde örülen “Demir Perde”lerden farklı bir perspektif ortaya koyuyor. Türkiye de Amerika Birleşik Devletleri’nin G-7 ülkelerine, Avrupa Birliği’ne ve Çin Halk Cumhuriyeti’ne karşı ek vergiler yoluyla ticaret savaşı ilan ettiği bu süreçte, oyuna yeni bir taş sürdü.

Hazar Denizi’nin güneyindeki sahalardan ve Şah Deniz 2 sahasından elde edilen doğalgazı, Türkiye üzerinden Avrupa’ya ulaştıracak Trans Anadolu Doğalgaz Boru Hattı’nın (TANAP) açılışı 12 Haziran Salı günü Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın katıldığı törenle yapıldı. Bu hattın Türkiye’nin enerji politikalarına yapacağı katkının boyutlarını ele almak elbette sektörün uzmanlarının işi, bu yazıda daha ziyade dünyadan farklı örneklerle TANAP benzeri enerji hatlarının stratejik önem, işlev ve hedeflerinin ne olduğuna odaklanmaya gayret edeceğiz.

Günümüzde kabaca bir değerlendirmeyle Amerika kıtasının geneli, Asya, Ortadoğu, Avrupa ve Afrika’da stratejik önemi yüksek 50’den fazla petrol ve doğalgaz havzası ile bu alanlardan çıkartılacak enerjiyi taşımayı amaçlayan milyar dolarlara mal olacak en az 30 boru hattı projesi, inşa ya da planlama aşamasında. Son 10 yılda tamamlanan kimi enerji hatlarına ise yeni paralel hatlar eklenmekte ya da daha uzak mesafelere erişimleri için ekler yapılmakta.

Çok sayıda ülke ve enerji şirketi bir yandan bu doğalgaz ve petrol boru hatlarını inşa ederken, enerji kaynaklarını çeşitlendirme ilkesi çerçevesinde nükleer enerjiye daha fazla yatırım yapmayı ihmal etmemekte, rüzgar ve güneş enerjisi alanındaki teknolojilere de yatırım yaparak bunların verimliliğini artıracak arayışlarını sürdürmekte. Peki çılgınca bir boyut kazanan bu enerji yarışının boru hatları inşası düzeyindeki temel hedefler nedir?

Bu hedeflerden ilki hiç şüphesiz özellikle, ABD, Çin Halk Cumhuriyeti ve Rusya gibi ülkelerin enerji ithal etme mecburiyetinde kalmadan enerji güvenliklerini sağlama arayışları. Buna örnek olarak Alaska Boru Hattı ya da Denali Boru Hattı projesini gösterebiliriz. Alaska’dan çıkarılan doğalgazın, Kanada’nın Alberta eyaleti ve ABD’nin orta batı eyaletlerine ulaşmasını hedefleyen bu proje, ABD’nin enerji güvenliğini temin etmeye yöneliktir. Bunun benzeri bir petrol boru hattı projesi ise Obama döneminde uzun süre Beyaz Saray’ı meşgul eden Keyston Boru Hattı’dır. Yine Kanada Alberta’dan yola çıkacak petrolün Oklahoma’ya ulaşmasını amaçlayan bu hat, özünde ABD’nin Ortadoğu petrolüne olan bağımlılığını azaltma hedefinin bir parçasıdır. Komşu ülkelerdeki kaynaklar ya da inşa edilen hatlar üzerinden enerji güvenliğini sağlamaya yönelik projelere son yıllarda “Şanghay İşbirliği Örgütü” üyesi ülkeler arasında da rastlanıyor. Rusya ile Çin Halk Cumhuriyeti’nin inşa ettiği “Altay Hattı” ya da Kazakistan ile Çin Halk Cumhuriyeti arasında inşa edilen petrol boru hattı, sınır komşusu ülkelerin enerji güvenliklerini garantiye almaya yönelik girişimleri arasında sayılabilir. Müttefilik ve işbirliği kültürüne katkı yapan bu enerji hatları bundan sonra sayacaklarımıza oranla en masumane olanlar.

Gelelim boru hatları inşa etmenin ikinci potansiyel sebebine. Burada yola çıkış noktasında amaç gayet ticari gibi görünse de arkasında enerji zengini ülkelerin nüfuz alanlarını genişletme ve siyasetlerini rakiplerinin müttefiki olan ülkelere benimsetme amacı yatmaktadır. Kimi ülkeler, ki buna Almanya’yı örnek verebiliriz, giriştikleri enerji ortaklıklarını, kendilerini yıllar boyu gizlice dinleyen ABD gibi müttefiklerinin boyunduruğundan kurtulmanın bir yolu olarak değerlendirebilirler. Burada doğalgaz ya da petrolü satan ve hattı inşa eden ile bu enerjiyi satın alanın çıkarları örtüşmektedir. Bu boru hattı tipine Kuzey Akım Boru Hattı Projesi’ni örnek göstermek meseleyi tam olarak anlatmamıza yardımcı olacaktır.

Rusya’dan yola çıkarak Baltık Denizi’ni aşan ve Almanya’ya ulaşan bu proje, günümüzde Rus doğalgazının Avrupa enerji pazarını manipüle etme kapasitesini aşmış, Almanya-ABD ilişkilerini ve Berlin’deki siyasi dengeleri doğrudan etkiler hale gelmiştir. ABD’nin Kuzey Akım Hattı’na duyduğu alerji, ABD’nin İran’da iş yapan Alman şirketlerine yaptığı baskı ile birleşince ortaya çıkan dehşet dengesi, Angela Merkel’in koltuğunu tehdit edecek boyuta ulaşmıştır.

Ülkeler arası siyasi dengeleri alt üst etmeye aday bir başka boru hattı projesi ise ESPO (Doğu Sibirya-Pasifik Okyanusu) ham petrol boru hattıdır. Başlangıcında Çin Halk Cumhuriyeti ile Rusya arasındaki stratejik ilişkileri güçlendirmeyi hedefleyen bu proje, Pasifik enerji piyasasını hedef almasıyla beraber küresel siyasi dengeleri etkileyecek bir boyut kazanmıştır. Japonya ve Güney Kore’nin ham petrol ihtiyacını karşılamayı amaçlayan ESPO hattı, ABD’nin Asya-Pasifik bölgesinde inşa ettiği ittifakta gedik açmayı hedefleyen bir niteliğe büründü.

Sırada enerji hatlarının siyasi amaçlar için inşa edilmesinin ya da gündeme getirilmesinin üçüncü boyutu var. Bu enerji ya da boru hatlarının maliyetlerinin yükseliği fazlaca önemsenmez, hatta üzerine yıllarca konuşulsa ve gerçekleşmeyeceği bilinse bile gündemden düşürülmeyip, her fırsatta ısıtılıp yeniden piyasaya sürülebilirler. Asla hayata geçmeyecek bile olsa bu tür projelerin mütemadiyen dillendirilmesindeki amaç, küresel ya da bölgesel rakiplerin dengelerini bozmak, psikolojik baskı yapmak, onlar üzerinde sürekli bir tedirginlik meydana getirmektir.

Bu mantıkla inşa edilen projelere en güzel örnek olarak herhalde ABD’nin canı gönülden desteklediği TAPI Boru Hattı’nı gösterebiliriz. Türkmenistan doğalgazını Afganistan üzerinden Pakistan ve Hindistan’a ulaştırmayı hedefleyen bu proje, bölgesel refahın ve işbirliğinin artırılmasına yönelik ‘ulvi’ amaçlar taşısa da özünde, İran’ın Hindistan ile olan enerji işbirliğini engellemeye yönelik etkili bir operasyondur. Tüm ambargo kararlarına rağmen, İran’dan petrol tedarik ettiği bilinen Hindistan’ın bu proje ile İran doğalgazına da müşteri olmasının engellenmesi, ABD’nin Tahran yönetimine yönelik yaptırımları yeniden yürürlüğe koyduğu bugünlerde hayati önem arz etmekte.

Siyasi dengeleri destabilize etmeye yönelik benzer bir başka proje ise bundan 10 yıl kadar önce gündeme gelen daha sonra tozlanmak üzere raflara kaldırılan, ancak son günlerde Trump yönetiminin yeniden gündeme taşımaya hazırlandığı yönünde duyumlar alınmaya başlanan “Beyaz Akım Boru Hattı”. Türkmenistan doğalgazının Hazar Denizi ve Azerbaycan yolu ile Gürcistan’a ulaştırılarak, Karadeniz’in altından geçirilmesini öngören bu projede, Romanya’ya gelecek doğalgazın Avrupa Birliği ülkelerine tedariği hedefleniyordu.

Temel amaç ise açılacak enerji koridoru ile Batı dünyasının iki müttefiki Gürcistan ve Romanya’ya destek sağlanması ve özellikler Gürcistan üzerindeki Rusya baskısının hafifletilmesi, AB ile Tiflis yönetimi arasında daha elle tutulur ilişkiler kurulmasıydı. Türkmenistan’ın anlaşılamayan sebeplerden dolayı güzergahı “beğenmemesi” ve 2008 yılında Rusya ile Gürcistan arasında Osetya merkezli olarak yaşanan savaş, “Beyaz Akım”ı tarihin tozlu sayfalarına yolladı. Ancak Beyaz Saray’a yakın kaynaklar ocak ayı itibarıyla ABD yönetiminin Güney Gaz Koridoru ile Beyaz Akım Hattı’nı mezarlarından çkarabileceğinin sinyallerini veriyor.

Tüm bu bilgileri alt alta yazınca ben 24 Haziran’daki seçimlerin sonucunu galiba daha çok merak ediyorum. Dışarıdan bir gözle, Türkiye Halkının istikrardan yana tavır alacağını düşünüyorum. Büyük ihtimalle Türkiye yola Erdoğan’la devam edecek.

Bu Yazara Ait Diğer Makaleler