Yeni Dünya Denklemi Ne? Analiz
Denise LUCY KALİFORNİYA DOMİNİK ÜNİVERSİTESİ

Virüs Süreci Ve Sonrası…

Yeni Dünya Denklemi Ne?

Birleşmiş Milletler’in uluslararası barışı koruma konusundaki rolünü her fırsatta dile getiren herkes, aynı zamanda BM’nin bu rolünü yeterince yerine getirmediği Filistin, Keşmir gibi konuları da hiç çekinmeden dile getirmektedir.

BM’nin kurucu antlaşması niteliğindeki BM Şartı, aralarında Türkiye’nin de bulunduğu 50 ülke tarafından 26 Haziran 1945 tarihinde San Francisco’da imzalandı. Dışişleri Bakanı Hasan Saka başkanlığındaki Türk heyeti burada BM Antlaşması ve Uluslararası Daimî Adalet Divanı Statüsü’nü imzaladı. Daha sonra, Polonya’nın da söz konusu şartı imzalamasıyla, kurucu üye devletlerin sayısı 51’e yükseldi. BM bünyesindeki seçimlerde eşit ve dengeli temsil ilkesinin uygulanması çerçevesinde tesis edilmiş olan coğrafi gruplardan Batı Avrupa ve Diğer Ülkeler (WEOG) grubunda bulunuyor. Türkiye hem WEOG hem Asya Grubu’nun çalışmalarına katılmakla birlikte, seçimler söz konusu olduğunda sadece WEOG üyesi olarak addedilmekte.

Türkiye’nin BM bütçesi ve kurumlarına katkısı artıyor

Dışişleri Bakanlığının verilerine göre üye devletler, BM bütçesine ekonomik gelişmişlik düzeyleriyle orantılı zorunlu katkı sağlamak zorunda oldukları için ülkemizin BM bütçesine zorunlu katkı payı 2012 yılında yüzde 0,617 iken, 2013 yılında yüzde 1 seviyesini aşarak BM bütçesinin yüzde 1,328’ine ulaşmıştır. Böylelikle Türkiye BM’ye en fazla katkıda bulunan ülkeler arasında 25. sıradan 16. sıraya yükselmiş; bu çerçevede BM’nin etkin şekilde çalışması yönünde faaliyetlerde bulunan ve idari/mali konularda görüş birliği içinde olan ülkelerin katıldığı gayriresmi bir oluşum niteliği taşıyan Cenevre Grubu’na da Mayıs 2014’te üye olmuştur.

Türkiye, 1951-1952, 1954-55,1961 ve 2009-2010 dönemlerinde BM Güvenlik Konseyi Geçici Üyeliği yaptı. 2011 yılında BM 4. En Az Gelişmiş Ülkeler Konferansına, 2016 yılında Dünya İnsani Zirvesi’ne ev sahipliği yaptı. Türkiye, BM’nin birçok Barışı Koruma misyonunda da asker-sivil birçok personelle yer aldı. Kore, Somali, Bosna-Hersek, Kosova, Liberya, Haiti, Arnavutluk, Makedonya, Demokratik Kongo Cumhuriyeti, Sudan, Irak, Libya, Afganistan, Lübnan, Gürcistan, Filistin, Doğu Timor başta olmak üzere birçok ülke ve bölgede Türkiye, Barış Gücü Misyonlarına katkı sunmuştur.

BM’yle ilişkilerimizde son yıllarda yaşanan ilerlemeler neticesinde, Doğu Avrupa, Kafkasya, Orta Asya, Orta Doğu, Kuzey Afrika gibi bölgelere yakınlığı, ulaşım kolaylığı, ekonomik, finansal ve kültürel açılardan bir merkez olması gibi sebeplerle, İstanbul’un BM için bir merkez haline dönüştürülmesi düşüncesi de BM’ye yönelik politikamızın ana unsurlarından biri olarak ortaya çıkmıştır. BM Nüfus Fonu’nun (UNFPA) Doğu Avrupa ve Orta Asya Bölgesel Ofisi, BM Kalkınma Programı’nın (UNDP) Uluslararası Kalkınmada Özel Sektör Ofisi, UNDP Avrupa ve BDT Bölge Ofisi, BM Cinsiyet Eşitliği ve BM’nin artık bugün dünyamızın karşı karşıya olduğu salgınlar, iklim değişikliği, açlık, terör konularında insanlığın hayrına çözümler üretemediği veya üretmemek üzere kurulduğu ortaya çıkmıştır.

Zaten küresel sistemin Batı’nın tahakkümü altına girmesinden sonra dünyada kan ve gözyaşının hâkim olduğu bir gerçektir. Buluşlarıyla insanoğlunun yıkım gücünü artıran bir kişi olarak bilinen ve öldüğünde “Ölüm taciri öldü! (Le marchand de la mort est mort) şeklinde gazete manşetlerine konu olan dinamitin mucidi İsveçli kimyager ve mühendis Alfred Nobel gibi, bu kanlı medeniyetin kurucuları adına “barış ödülleri” oluşturulması, kan ve gözyaşı üzerine kurulu bugünkü dünyanın karakterini yansıtmaktadır.

Dünyada yeni bir düzen şimdiye kadar her zaman küresel çapta meydana gelen savaşlar sonrasında galip devletlerin tahakkümü altında kurulmuştur. Bu yeni tip koronavirüs (Kovid-19) pandemisini takip edecek sürecin galibinin ise insanlık olacağını umuyoruz. Kendi milletlerinin sağlıklarını düşünmek ve bu alana yatırımlar yapmak yerine askerî yatırımlara yoğunlaşıp, adeta, “yarın dünyanın hangi ülkesini ateşe versem” diye düşünen BMGK üyesi ülkelerin artık bu dünyaya söyleyeceği bir söz kalmamıştır.

Ahlâksız teknolojik gelişmenin kontrol edilmesi, genom teknolojisini kullanarak insanoğlunun neslini ifsat eden çalışmaların engellenmesi, küresel aşı ve ilaç mafyasına karşı bir duruş ortaya konması, dijitalleşme terörüne karşı insan hak ve hukukunun mahremiyetinin korunması, insanoğlunu dijital yöntemlerle kontrol etmek isteyen mekanizmaların faaliyetlerinin sınırlandırılması gerekmektedir ve eğer bunlar yapılamazsa insanoğlunu nihai felaketlere sürükleyecek süreçlerin geldiği izahtan varestedir.

BM ve onun yan kuruluşu olan Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) insanlığı koruyamamıştır. Ve bu küresel salgın savaşında dünya sistemi çökmüştür. İnsanlık tarihinde belki de ilk defa dünya yavaşlamıştır. İlerlemeci evrimci tarih anlayışının ürünü olan haz ve hız dünyası bir anda çökmüştür. Küresel çaptaki dünya savaşlarında bile bu kadar bir yavaşlama olmamıştır. O zaman bunun bir neticesi olarak dünya yeniden kurulmalıdır. Hakkaniyete dayalı yeni bir dünya düzeni kurulması için BM’nin mevcut yapısı acilen değiştirilmelidir. İnsanlığın kaderinin sınırlı sayıda ülkenin eline bırakılamayacağı bir kez daha aşikâr olmuştur.

Türkiye’nin durumu

Sömürgeci Emperyalist Batılıların bütün dünyayı tahakkümleri altına alma isteklerinden dolayı Birinci Dünya Savaşı’nın ortaya çıkmasında Türkiye’nin bir payı yoktur. Dahası, Cemiyet-i Akvâm’ın kurulmasında ve bu yapının da bir dünya savaşı çıkmasına engel olamamasında da bir dahli olmamıştır. Şu anda insanlığı kilitleyen, evlerine kapatan bu salgının müsebbibi de Türkiye değildir. Türkiye Kovid-19 sonrası için yeni bir dünya düzeni kurulmasını talep etmeye en fazla hak sahibi ülkedir.

Türkiye öncelikle sahip olduğu tarih, bulunduğu konum ve coğrafya, kültürel bağlar, Hilafetin mirasçısı ve Osmanlı bakiyesi bir devlet olarak sadece üç kıtada bulunan yaklaşık 50 milyon kilometrekare bir bölgede değil, dünyanın hiçbir yerindeki gelişmelere kayıtsız kalamaz. Türk dış politikasının yıllarca süren Batı karşısında özür dileyen, Batıcı ve statükocu temel yaklaşımı, yakın ve uzak bize müzahir coğrafyalara ilgisiz kalması bugünkü çekingenliği getirmiştir. Türkiye’nin sahip olduğu potansiyel Türkiye içindeki ufuksuz ve vizyonsuzlar tarafından sürekli görmezden gelinmiş ve yok sayılmıştır.

Türkiye, son olarak Libya’da yaşanan süreçte BM tarafından tanınan meşru hükümetin yanında yer alırken ABD, Rusya, İngiltere, Fransa, İtalya, Almanya, Mısır, Birleşik Arap Emilrikleri gibi neredeyse Türkiye’nin haricindeki bütün ülkeler BM tarafından meşru hükümet olarak kabul edilen hükümeti değil, savaş baronu eski General Halife Hafter’i desteklemiştir. Meşru hükümetin Türkiye’nin desteğiyle Hafter’e karşı güç kazanmasıyla bu güçler yavaş yavaş çark etmeye ve ateşkes istemeye başlamışlardır. Bugün küresel sistemde güç ve söz sahibi olanların hiçbir siyasi ahlâkı bulunmadığının en büyük göstergelerinden biridir bu durum.

Bugün BM üyesi 193 ülkenin 64’ü Osmanlı’nın yıkılmasıyla ortaya çıkan ülkelerdir. Türkiye, üye ülkelerin neredeyse üçte biri ile ortak siyasi tarih, din ve kadere sahip durumdadır. Bu açıdan da en fazla söze sahip ülkedir.

Türkiye, BM’nin yeniden yapılanması çerçevesinde birçok alternatifle ortaya çıkmalıdır.

İslâm İşbirliği Teşkilatı (İİT) üyesi 56 ülkeyi temsilen bir ülkenin BM Güvenlik Konseyi Üyesi olması için teklif ortaya konabilir. Bu da 56 ülke arasında seçimle belirlenebilir. Bir diğeri ise kendi aralarındaki ihtilafları BM konusunda bir yana bırakıp İİT, Afrika Birliği, Arap Ligi, Türk Keneşi, D8, Körfez İşbirliği Konseyi (KİK), birlikte iki ülke ile temsil edilebilir.

Bu Yazara Ait Diğer Makaleler