SAVAŞ ve SİYASET Analiz
Helen Czerski LONDON’S GLOBAL UNIVERSTY

Yeni Dengeler Açısından

SAVAŞ ve SİYASET

Savaş ve Siyaset… Dünya tarihinde insanoğlunun en çok etrafında dönüp durduğu kavramlar.

Tarihin en önemli dönemeçlerinde, siyasi-askeri düzenler harp yoluyla ya da harbin dolaylı etkileri ile kurulur ve yıkılırlar. Üstelik, bu önermeyi test etmek de oldukça kolaydır. Örneğin, bu makalenin aslını ya da çevirisini okuyan her entelektüel, kendi devletinin ve devletinin tarihteki öncüllerinin nasıl kurulup yıkıldığını kısaca gözden geçirdiğinde, birçok durumda bir ya da bir dizi savaş ile karşılaşacaktır.

İlk bakışta iddialı gibi görünse de, savaş, sosyolojik temelleri kadar, biyolojik kökleri de olan bir olgu. Zira, kaynaklar üzerinde kontrol sağlamak için bir hiyerarşi içinde, sistematik şiddet uygulama eylemi sadece insanda değil, çeşitli karınca ve arı türleri başta olmak üzere doğada koloni halinde yaşayan birçok canlıda gözlemlenebilir.

        İkinci Dünya Savaşı sonrası ortaya çıkan uluslararası sistem de -Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin yapısından Kuzey Atlantik İttifakı Örgütü’ne (NATO) kadar- çok geniş coğrafyalarda vuku bulan bir savaşlar ve çatışmalar sürecin ürünü olmuştur.

Ukrayna’dan Suriye’ye kadar geniş bir hat üzerinde çatışmalar devam etmekte, Suriye Baas rejimi örneğinde görüldüğü üzere, kitle imha silahlarının kullanılmamasına ilişkin yaklaşık bir yüzyıl önce ulaşılan uluslararası normlar hiçe sayılabilmekte. Dahası, devlet dışı silahlı gruplar, insansız hava araçları, gelişmiş el yapımı patlayıcılar, personel tarafından kullanılan hava savunma sistemleri (MANPADS), güdümlü anti-tank füzeleri (ATGM) gibi taktik oyun-değiştiricilere rahatlıkla ulaşabiliyor. Bu durum, 20. yüzyılın düşük yoğunluklu çatışmalarının yerini, 21. yüzyılın hibrit harplerinin almasına neden oldu. İçinde bulunduğumuz dönem, ilan edilmeyen ve jeopolitik etkileri tahmin edilemeyen savaşların yükselişine tanıklık ediyor.

Dünyadaki tehlikeli gidişatın durdurulması da bir o kadar zor. Silahsızlanma ve silahların kontrolü rejimleri belirtilen duruma açıklayıcı bir örnek teşkil ediyor. Söz gelimi, nükleer silahsızlanmaya ilişkin düzenlemelerde stratejik harp başlıklarını ve bu silahların atış vasıtalarını net biçimde tanımlamak, tanımlarla ilgili denetim mekanizmalarını işletmek mümkün. Ancak, 20. yüzyılın silahsızlanma ve silahların kontrolü paradigmasını 21. yüzyıla, söz gelimi siber harbe teşmil etmek ne kadar gerçekçi?

 

 

Siber harp ajanlarını, tıpkı top bataryalarını ya da ana muharebe tanklarını ‘sayar‘ gibi ‘saymak‘, bir ülkenin taarruzi siber harp yeteneklerinin envanterini çıkarmak pratikte neredeyse imkansız…

İkinci Dünya Savaşı ve Soğuk Savaş sonrası statükonun önce bir çatışma sonra da yeniden denge ile yeni bir boyut kazanacağı hipotezini, muhtemel aktörlerin durumları ve kapasiteleri ile de desteklememiz gerekiyor.

DEAŞ terörüne karşı sınırlarının ötesinde birkaç tugay büyüklüğünde konvansiyonel kuvvet konuşlandırabilen tek NATO üyesi ülkenin Türkiye olması da dikkat çekici. Öte yandan, 2018 ABD Milli Savunma Strateji Belgesi’nde belirtildiği üzere, Washington’un küresel liderliğine meydan okuyan Çin Halk Cumhuriyeti ve Rusya Federasyonu, askeri kapasiteleri -henüz- ABD’nin altında olsa da, cüretkar hamleler ile çok kutuplu dünya düzenini tahkim etmeyi sürdürüyorlar.

Kimi zaman Rus Genelkurmay Başkanı Valery Gerasimov’un adıyla da anılan söz konusu doktrinin özellikle NATO ve ittifakın doğu kanadı açısından kritik bir de niteliği var. Teknik olarak açık bir savaş durumu söz konusu olmadığı için, NATO kurucu antlaşmasının 5. Maddesi ile tanımlanan casus foederis de şok edici bir sürpriz faktörüyle etkisizleştirilebilir.

 

 

Taze bir uluslarası sistem inşasına yol açması muhtemel küresel çatışma, Birinci Dünya Savaşı ya da İkinci Dünya Savaşı örneklerinden çok farklı tezahür edecektir. Çünkü, 21. yüzyılda güç parametrelerinde önemli değişimler yaşandığı gibi, uluslararası mücadelenin zemin ve nitelikleri de ciddi biçimde değişiyor. Uzay ve siber-uzaydaki mücadele giderek artarken, teknolojik rekabet insansız sistemler ve otonomi etrafında oluşuyor.

Güvenlik bilimlerinin, neredeyse fen bilimlerini andırır şekilde, doğrusal denklem ile ifade edilebilen kuralını anımsamakta yarar var; işsizlik, özellikle de genç işsizliği, radikal ideolojiler ile birleşince ortaya çıkan sonuç terörizm oluyor.

Somut olarak ortaya koymak gerekirse, 2020’lerde ve 2030’larda yaşanacak savaşların hem çok ileri seviyede açık kaynaklı istihbarat faaliyetini hem de milyonları yanıltabilecek biçimde enformasyon harekatlarını yoğun biçimde beraberinde getirmesi kaçınılmaz. Bu nedenle, çağın gereklerini anlayamayan aktörler için, bir zamanlar “harp meydanında kazanıp, diplomasi masalarında kaybetmek” formülasyonunu, “harp meydanında kazanıp, küresel iletişim zeminlerinde kaybetmek” şeklinde yenilemek gerekecek.

Türkiye’nin İkinci Dünya Savaşı ve Soğuk Savaş sonrası oluşacak yeni uluslararası denklemde belirleyici olması için, savunma sanayii alanındaki başarılı atılımının bir benzerini, insansız sistemlerdeki teknoloji üretimine ilişkin ivmeden de yararlanarak, gerekli beyin gücünü oluşturacak şekilde tekrarlaması zaruri. Üstelik, dünyadaki tekno-bilimsel trendlerin geldiği nokta, stratejik farkındalığı yüksek devletlere, sanayi devrimi sonrası eksikliklerini yeni paradigmadan yararlanarak telafi etmek gibi büyük bir şans tanıyor.

Gelecek günler geçmişten daha hızlı olacak. Kim, nasıl ayak uyduracak bilemeyiz ama hiçbir ülkenin işi kolay değil.

Bu Yazara Ait Diğer Makaleler