Yeni Anayasa Neden Şart? Analiz
Habip BOZKURT ULUSLARARASI HUKUK VE KAMU HUKUKU UZMANI

JEOSAM Başkanı Habip Bozkurt:

Yeni Anayasa Neden Şart?

Anayasa, ülke üzerindeki toplumların egemenlik haklarının, bireylerin temel haklarının hangi koşullar altında devlet tarafından kullanılabileceğini belirleyen temel kanunlardır.

Türkiye Cumhuriyeti Anayasası Türkiye’nin 1982’den bu yana geçerli olan anayasasıdır. 12 Eylül Darbesi sonrasında askeri yönetimin emriyle Danışma Meclisi tarafından hazırlanmış ve 18 Ekim 1982 tarihinde kabul edilerek yürürlüğe girmiştir.

Yürürlükte olan 1982 Anayasası son olarak 21 Ocak 2017 tarih ve 6771 sayılı Kanun ile toplamda yirmi bir kez değişikliğe uğramıştır. 16 Nisan 2017 tarihinde yapılan referandum ile gerçekleştirilen Anayasa değişiklikleri sonrasında Türkiye Cumhuriyeti, parlamenter sistemi terk edip başkanlık sistemine geçmiştir.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan; kabine toplantısı sonrası 01.02.2021 tarihinde yaptığı açıklamada yakında yeni anayasa için harekete geçilebileceğini söylemiş, İnsan Hakları Eylem Planı’ndaki faaliyetlerin tam anlamıyla hayata geçmesinin öncelikle ve esas itibarıyla Anayasa konusu olduğunu belirterek, “Bunun için eylem planımızın nihai amacı, yeni ve sivil bir anayasadır. Milli iradenin üstünlüğü esasına göre hazırlanacak yeni bir toplumsal sözleşme metnini, Cumhuriyetimizin 100’üncü yılını karşılamaya hazırlandığımız şu dönemde ülkemize kazandırmanın, tarihi sorumluluğumuz olduğuna inanıyoruz. İşte bu sebeple, devleti yaşatmanın ancak insanı yaşatmakla mümkün olacağı anlayışı üzerine bina edeceğimiz yeni anayasa hedefimizi, İnsan Hakları Eylem Planımızın nihai amacı olarak belirledik. Yeni anayasa, herkesin anayasası olacaktır” demiştir.

Oluşturulan İnsan Hakları Eylem Planında ise çocuklardan kadınlara tüm din mensubu kişilere, engelli bireylere kadar toplumun farklı kesimlerine yönelik düzenlemelere yer verilmiştir. Buna göre; yeni anayasanın şekil alacağı ve asla vazgeçilmeyecek olarak nitelendirilen on bir ilke düzenlenmiştir.

1-İnsan, doğuştan sahip olduğu vazgeçilmez haklarıyla yaşar, devletin görevi de bu hakları korumak ve geliştirmektir.

2- İnsan onuru, bütün hakların özü olarak hukukun etkin koruması altındadır.

3- Dil, din, ırk, renk, cinsiyet, siyasi düşünce, felsefi inanç, mezhep ve benzeri sebepler temelinde hiçbir ayrımcılık söz konusu olmaksızın, herkes hukuk önünde eşittir.

4- Kamu hizmetinin herkese eşit, tarafsız ve dürüst biçimde sunulması, bütün idari faaliyetlerin temel özelliğidir.

5- Mevzuat, tereddüt doğurmayacak şekilde açık, net, anlaşılır ve öngörülebilir kurallar içerir, kamu otoriteleri de bu kuralları hukuk güvenliği ilkesinden ödün vermeden hayata geçirir.

6- Sözleşme özgürlüğüne, hukuki güvenlik ilkesi ve kazanılmış hakların korunması prensibine aykırı olarak hiçbir şekilde müdahale edilemez.

7- Devlet, girişim ve çalışma hürriyetini, rekabete dayalı serbest piyasa kuralları ile sosyal devlet ilkesi çerçevesinde korur ve geliştirir.

8- Adli ve idari işleyiş, masumiyet karinesi, lekelenmeme hakkı ve ceza sorumluluğunun şahsiliği ilkelerini koruyan, gözeten ve güçlendiren bir yaklaşımı merkezine alır.

9- Hiç kimse, başkalarının kişilik haklarına saygı göstermek suretiyle yaptığı eleştirileri veya düşünce açıklamaları nedeniyle özgürlüğünden yoksun bırakılamaz.

10- Hukuk devleti, hak ve özgürlükler ile adaletin teminatı olarak her alanda tahkim edilir.

11- Haklarının ihlal edildiğini iddia eden herkes, etkili kanun yollarına zahmetsiz şekilde erişebilir, adalete erişim, hak ve özgürlüklere saygının esasıdır.

Eylem Planı’nın dokuz amaçtan oluştuğunu belirten Erdoğan, İnsan Hakları Eylem Planı’ndaki dokuz amaçtan ilkinin “daha güçlü bir insan hakları koruma sistemi” olduğunu ifade etmiştir. İnsan Hakları Eylem Planı; daha güçlü bir insan hakları koruma sistemi, yargı bağımsızlığı ve adil yargılanma hakkının güçlendirilmesi, hukuki öngörülebilirlik ve şeffaflık, ifade, örgütlenme ve din özgürlüklerinin korunması ve geliştirilmesi, kişi özgürlüğü ve güvenliğinin güçlendirilmesi, kişinin maddi ve manevi bütünlüğü ile özel hayatının güvence altına alınması, mülkiyet hakkının daha etkin korunması, kırılgan kesimlerin korunması ve toplumsal refahın güçlendirilmesi, insan hakları konusunda üst düzey idari ve toplumsal farkındalık konularında birçok yeniliği ve değişikliği beraberinde getirmeyi amaçladıklarını ifade etmiştir.

Adalet Bakanı Abdülhamit Gül yaptığı açıklamada İnsan Hakları Eylem Planı’nın hukuk güvenliğini sağlamaya yönelik bir çalışma olduğunu söyleyerek yeni anayasa çalışmalarını desteklediğini belirtmiştir.

Türkiye’nin Yeni Anayasaya İhtiyacı Var Mı?

Geçmişten günümüze; 1808’de Sened-i İttifak, 1839’da Tanzimat Fermanı, 1856’da Islahat Fermanı, 1876’da Kanun-i Esasi, 1908’de Kanun-i Esasi’nin yenilenmesi, 1921’de Teşkilat-ı Esasiye, 1924’te Teşkilat-ı Esasiye’nin yenilenmesi, 1961 Anayasası ve 1982 Anayasası olmak üzere birçok anayasa çalışması olmuştur. Bu tabloya baktığımız zaman Türkiye’de her 23 yılda bir yeni anayasa oluşturulmuştur.

Anayasalarda değişiklik yapılması zaman zaman gereklidir. Araştırmalara göre dünyada ortalama bir Anayasa’nın ömrünün 19 yıl olduğu saptanmıştır. 1946-2012 yılları arasında 186 devlet tarafından toplamda 751 Anayasa kabul edilmiştir. Türkiye’de ise 1982 Anayasası’nın, yirmiden fazla uğradığı değişliklerle ilk dört maddesi dışında birçok maddesi yeniden düzenlenmiştir. İstikrarlı bir demokrasi olan ve hukuk anlamında öncü sayılan Almanya’da da 2006-2021 tarihleri arasında Anayasa’nın 68 maddesinde değişiklikler yapılmıştır.  Yürürlükte olan 1982 Anayasa yapımının üzerinden 29 yıl geçtiği dikkate alınırsa, bugün ortaya yeni bir gereksinimin çıkmasının da tarihsel akışa uygun olduğu görülmektedir.

Bilindiği üzere 1982 Anayasası 12 Eylül müdahalesinin olağanüstü şartlarında tamamen otoriter ve yasakçı bir model kurmak amacıyla hazırlanmış bir anayasadır.  Recep Tayyip Erdoğan da yeni anayasa gerekliliğinden bahsederken mevcut 1982 Anayasası’nın darbe döneminde hazırlanan bir anayasa olduğunu bu sebeple her ne kadar düzenlemeler, değişiklikler yapılsa da darbe ruhundan arındırılamadığını ifade etmiştir. Bununla beraber tartışmalar ışığında yayınlanan köşe yazıları ve makalelerde yer alan uzman fikirlerine göre de yapılan birçok değişikliğe rağmen 1982 anayasasının darbeci ruhunun halen devam ettiğini bu sebeple de yeni bir sivil anayasa yazımının şart olduğu ifade edilmektedir.

Her ne kadar hala 1982 Anayasasını kullanmaya devam etsek de 2017 yılında yapılan Anayasa Reformu ile beraber hem yasama organının hem yürütme organının doğrudan doğruya halk tarafından seçildiği ve halka hesap verdiği bir hükümet sistemine geçiş yapılmıştır. Yapılan referandum ve getirilen diğer düzenlemeler ile birlikte mevcut anayasa üzerinde ciddi değişiklikler yapılmışsa da Prof. Dr. Hasan Tahsin Fendoğlu tüm düzenlemelere rağmen anayasadaki darbe ruhunun devam ettiğini ifade ederek Cumhurbaşkanı Hükümet Sistemi ile uyumlu yeni bir anayasanın gerekliliğine de dikkat çekmiştir;

Fendoğlu konuşmasında; “Türkiye’nin anayasa konusunda bir model olması lazım” diyerek konuşmasına devam ederken; “Cumhurbaşkanlığı kararnameleri ile kanunlar arasındaki ilişki nasıl olacak? Konunun bir kısmı için kanun deniyor bir kısmı için de Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi deniyor mesela bu bir çelişki. Türkiye’nin anayasa konusunda da bir model olması lazım hem Ortadoğu’da hem dünyada bir model anayasa, dünyanın bize ibretle anayasasını daha iyi yapmış bir devlet ve millet gözü ile bakması gerekir” diyerek yeni anayasanın ülkemiz için önemli bir gereklilik olduğunun altını çizmiştir.

Gündemi meşgul eden yeni anayasa başlığı ile birlikte toplumun anayasadan beklentisinin sınırı aşağı yukarı çizilebilmektedir. Vatandaşların, hak ve ödevlerini, özgürlüklerini saptayan ve düzenleyen bir yasadan beklenenler ve toplumun sosyal, ahlaki ve ekonomik gelişmeler ile birlikte paralel olarak ortaya çıkan ihtiyaçları vardır.

Devlet yönetimi de bu beklentilere ve gelişmelere paralel olarak “hukuk devleti” ilkelerini diri tutmak amacıyla değişime önem vermelidir.

İlan edilen yeni anayasa taslağı ile yasama, yürütme ve yargı erklerinin tam bağımsızlığını, temel hakların ve özgürlüklerin siyasal iktidara karşı korunması aynı zamanda idarenin ve yasamanın işlemlerinin yargı denetimine bağlanması eklenmiştir. Son olarak da “insan hakları” kavramının tanınmasıyla, anayasadan beklenen koruma, uluslararası bir nitelik kazanmıştır.

Yeni Anayasa ile bazı kırmızı çizgilerin korunacağı da belirtilmiştir. Buna göre şu anda yürürlükte olan 1982 Anayasası ile düzenlenen Anayasa’nın ilk dört maddesi ve Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nin korunacağına dikkat çekilmiştir.

Yasama organının sözcüsü olan Türkiye Büyük Millet Meclis Başkanı Mustafa Şentop tarafından yapılan açıklamada; “Türkiye’nin ihtiyacı olan yeni Anayasa konusunda ortak bir niyet varsa ben TBMM Başkanı olarak üzerime düşen ne varsa yapmaya, elimi taşın altına koymaya hazırım. Yeni anayasanın hayata geçirilmesi, siyasetin omuzlarında uzun zamandır varlığını koruyan bir sorumluluktur” diyerek yeni anayasa düzenlemesinin yapılmasının kaçınılmaz bir hale geldiğini vurgulamıştır.

Türkiye’de Anayasa değişikliği nasıl olmaktadır?

Anayasa değişikliği için Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin  “üye tam sayısının üçte iki çoğunluğunun gerektiği” şartı bulunmaktadır.  Meclis 600 milletvekilinden oluşmaktadır. 2021 Mart ayı ile beraber mevcut durumda ise 584 milletvekili bulunmaktadır. Şartlar gereği yeni anayasa için 400 milletvekilinin kabul oyu gerekiyor.

Anayasası’nın 184’ncü maddesi uyarınca Cumhurbaşkanı, anayasa değişikliği tekliflerini referanduma götürebilme yetkisine sahip. Meclis Genel Kurulu’nda yapılacak bir anayasa değişikliği teklifi oylamasında, eğer 400’ün altında ancak 360 veya fazlası “kabul oyu” kullanılırsa, Cumhurbaşkanı, TBMM’de kabul edilmemiş olsa da teklifi halk oylamasına sunabilmektedir. Aynı zamanda Cumhurbaşkanı, TBMM Genel Kurulu’nda 400 veya daha fazlası oy ile kabul edilmiş olan anayasa değişikliği teklifini de isterse halk oylamasına sunabilmektedir.

Yeni Anayasa Düzenlemesi İle Halkın Çıkarları Ve İhtiyaçları Gözetilmelidir:

Cumhurbaşkanı tarafından yapılan çağrı üzerine başlanılan yeni anayasa düzenlemesine yönelik çalışmanın en geniş katılımla yapılması gerektiğine dikkat çekilmiştir. Yapılan açıklamada tüm kesimlere yönelik bir çağrı yapılmış ve tüm siyasi partilere, akademisyenlere, üniversitelere, sivil toplum kuruluşlarına, medya mensuplarına, tüm fikir ve aksiyon insanlarına çağrıda bulunulmuştur.

Meclis başkanı Mustafa Şentop tarafından yapılan açıklama da yeni anayasa çalışmalarına partilerin, sivil toplum kuruluşlarının, akademisyenlerin ve üniversitelerin katkıda bulunmasının önemine değinilmiştir. Mustafa Şentop yaptığı açıklamada bir bütünlük içerisinde herkesin görüşünü ortaya koyması gerektiğini, her kesimin irade göstermesi gerektiğini söylemiştir.

Yukarıda da detaylı olarak izah edildiği üzere dünya genelinde bir anayasanın ömrünün 19 yıl olduğu saptanmıştır. Yürürlükte bulunan 1982 Anayasası’nın ömrünün tükendiğini ve 21. Yüzyılda da Türkiye’nin “Hukuk Devleti” niteliklerini diri tutmak, gelişmelere ayak uydurmak için yeni bir anayasaya ihtiyaç duyduğumuzu düşünmekteyim. Fakat yapılacak bu çalışmanın; günümüze ve geleceğe ışık tutmayı amaçlaması, ülke genelinde tüm yurttaşların egemenlik haklarını eşit bir şekilde düzenlemesi, bireylerin çıkarlarını ve menfaatlerini üst seviyede koruması gerekmektedir.

Yeni anayasa; Türkiye’yi hak ve özgürlükler bağlamında daha ileriye taşımalıdır. Yakın gelecekte, yeniden bir anayasa düzenlemesi ya da değişikliğine ihtiyaç duyulmaksızın, gelişmelere açık, dinamik bir anayasa yapılmalıdır.

Bu Yazara Ait Diğer Makaleler