YEMEN Analiz
Nadine STEİGER NORVEÇ UNIVERSTY OF BERGEN

Özgürlük Ararken İşgali Gören Ülke

YEMEN

            Arap Yarımadası ülkelerinden Yemen’de, Şubat 2011’de başlayan halk devrimiSuudi Arabistan tarafından doğrudan desteklenen 32 yıllık Ali Abdullah Salih yönetiminin değişmesine sebep olsa da bu değişim yine Riyad ve Körfez’deki destekçilerinin eliyle kaotik bir sürece kapı araladı.

İran ise bu kaosa Yemen’deki Zeydi azınlığın içinden siyasallaşarak kendisiyle yakın ilişkiler kuran Husi cemaati aracılığıyla katkı sağladı.

Açıkça Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri’nin başını çektiği Körfez ülkeleri, Yemen’deki durumun kontrollerinden çıkmasını engellemek ve ülkenin devrim sonrası geçiş sürecini yönetmek amacıyla 2011 yılı sonunda Körfez Girişimi adı altında bir çözüm girişimi başlattı.

Cumhurbaşkanı Ali Abdullah Salih’in, yetkilerini yardımcısı Abdurabbu Mansur Hadi’ye devretmesi ve buna karşılık Salih’e siyasi dokunulmazlık verilerek ülkede kalmasının sağlanması öngörülüyordu. Ayrıca iki yıl içinde seçim düzenlenerek, iktidarın seçilmiş hükümete devredilmesine dek ülkeyi Hadi yönetecekti. Bu süre zarfında, seçimler öncesi ulusal mütabakat için bütün tarafların katılacağı bir Ulusal Diyalog Kongresi düzenlenmesi de kararlaştırılmıştı.

         Yakından baktığımızda Körfez Girişimi’nin Suudi Arabistan’ın zaman kazanma taktiği olduğu söylenebilir mi? Evet söylenebilir. Zira Suudi Arabistan, Yemen’deki devrim süreci boyunca Ali Abdullah Salih’i desteklemişti. Salih, 4 Nisan 2011’de başkent Sana’daki başkanlık sarayını hedef alan bombardımanda ağır yaralanmış ve tedavisi Riyad’da tamamlamıştı. Salih, bütün istifa beklentilerine rağmen Yemen’e dönerek görevini sürdürmüştü. Riyad ve destekçilerinin iktidarı yardımcısına devreden Salih’i siyasi korumayla Yemen’de tutması, Salih’in ülkedeki rolünün henüz bitmediğini gösteriyordu.

Net bir bakışla görebiliriz ki Riyad yönetiminin Salih’in tamamen devredışı kalmasını engellemesinin sebebi, siyasi olarak kendisine rakip gördüğü İhvan-ı Müslimin menşeli Islah Partisi’nin güç kazanmasından ya da Yemen’de kendi etkisi dışında kalan alternatif bir yönetim kurulmasından duyduğu endişeyle açıklanabilir.

Haritaya baktığımızda kuzey sınırlarının tamamı Suudi Arabistan’a komşu olan Yemen, güneyde dünyanın en önemli petrol yollarından biri olan Aden Körfezi ve Babu’l Mendeb Boğazı nedeniyle uluslararası petrol ticareti açısından önemli bir yere sahip. Bu stratejik konumu, Basra Körfezi’nden, Aden Körfezi ve Babu’l Mendeb Boğazı aracılığıyla dünyaya petrol ihraç eden Suudi Arabistan ve İran açısından Yemen’i önemli bir konuma oturtuyor. Zaten buradaki çekişme de bu iki ülke arasında.

Öte yandan, ülkedeki Zeydi topluluk içinde sayılan ancak siyasallaşarak farklı bir hareket olması nedeniyle İran ile yakın ilişkilere sahip olan Husi Cemaati de Lübnan’daki Hizbullah hareketine benzer bir güce kavuşmak istiyor. İran, Husilerin bu amacını desteklerken, Suudi Arabistan ise uzun yıllardır, Husilerin silahlı kolu Ensarullah Hareketi’ne karşı savaşıyor.

Eylül 2014 ile Mart 2015 arasında geçen altı aylık süreçte, Şii Husiler Sana’daki etkinliklerini artırmakla birlikte ilerleyişlerini sürdürmeleri, Suudi Arabistan-BAE ittifakının Yemen’e müdahalesini beraberinde getirdi.

İran tarafından desteklenen Husilerin, darbenin ardından Sana ile yetinmeyerek Aden hariç neredeyse bütün kentleri ele geçirmesi ve Aden’i de kuşatma altına alması, Suudi Arabistan açısından kontrolün kaybedildiğini göstermişti. Bu gelişme üzerine Suudi Arabistan’ın öncülüğünde, Mısır, Bahreyn, Birleşik Arap Emirlikleri ve Ürdün’ün katılımıyla oluşturulan Arap Koalisyonu kuvvetleri, Mart 2015’te Yemen’e yönelik “Kararlılık Fırtınası” adlı bir askeri operasyon başlattı.

Yemen’de vekalet savaşı yürüten iki bölgesel aktör olan Suudi Arabistan-BAE ittifakı ve İran, ciddi insan hakları ihlallerine imza atmakla birlikte zaten dünyanın en fakir ülkesi olarak gösterilen Yemen’deki insani dramı derinleştirdi. Birleşmiş Milletler raporlarına göre; Husiler, savaşta cephelere sürmek üzere çok sayıda çocuğu da silah altına aldı.

Çatışmaların başlamasından bu yana onbinlerce sivilin yaşamını yitirdiği Yemen’de, 570 bin sivilin mülteci durumuna düştüğü biliniyor. Yemen krizi dünyanın en dramatik krizidir ve 22 milyonu aşkın insan acil yardıma ihtiyaç duymaktadır.

Felsefeye göre Siyaset, insanoğlunun huzurlu bir hayat sürmesi içindir. Peki Siyaset için İNSAN öldürülüyorsa bu nasıl açıklanır?

Bu Yazara Ait Diğer Makaleler