YEMEN Analiz
Andre SAPIR Free Universty Of Brussels

Krizin Adı:

YEMEN

Yalnızca rakamları bir araya getirsek bile çok acı bir tabloyla karşı karşıya olduğumuz net. Fakat Yemen krizini geride bıraktığımız 8 yıllık çatışma sürecinde bölgesel etkilerin her geçen gün daha da arttığı görülüyor.

2018 yılının aralık ayında Birleşmiş Milletlerin ara buluculuğunda İsveç’te yapılan barış görüşmelerinde her ne kadar prensip anlaşmasına varıldığı açıklandıysa da, ilerleyen zamanda her iki tarafın da bulunduğu pozisyondan bir gram geri adım atmadığı görüldü. Yemen’deki krizi takip eden siyasi gözlemciler açısından bu durum bir sürpriz değildi. Zira taraflar daha Stockholm’de iken mutabakatın zafiyet noktaları ön plana çıkmıştı.

Aslında Yemen krizi sadece bir mezhepsel, etnik veya siyasi çatışma hiç olmadı. Ülkenin sahip olduğu stratejik önemden dolayı bir yanda Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri ve İran gibi bölgesel aktörleri içine çekerken, diğer yandan ABD ve Çin gibi global aktörlerin meydan okumaları, ticari nüfuzları ve stratejik hakimiyet kurma mücadelesi krizi tırmandırdı.

Mayıs ayında Yemen bağlamından ayrı ancak tüm bu bölgesel karmaşayı anlamlandıran bazı gelişmelere tanık olundu. Önce Pakistan’ın, stratejik önemdeki Gwadar limanında patlamalar meydana geldiği bildirildi. Gwadar limanı Pakistan tarafından Çin’e yenilenme amacıyla bir süreliğine kiralanmış durumunda. 2013 yılında Çin’in dünyaya tanıttığı ‘Tek Kuşak Tek Yol’ Yeni İpek Yolu projesinin önemli limanları arasında yer alıyor. Pekin yönetimi, Çin-Pakistan karayolu üzerinden Gwadar limanını kullanarak ticari mallarını deniz yolu üzerinden Avrupa ve Orta Doğu’ya taşımayı düşünüyor. Böylece Çin hem Hindistan hem de Güney Çin denizini ve Andaman denizini bağlayan stratejik Malaka geçidine alternatif bulmuş olacak.

Çok çetrefilli görünen Gwadar olayından sonra Birleşik Arap Emirlikleri’nin (BAE) petrol arzında önemli limanlarından olan Fuceyra limanında bir patlamanın olduğu ve bu saldırıyla uluslararası petrol arzının hedef alındığı açıklandı. Mayıs ayının ortasında Kızıldeniz’in önemli limanlarından ve Suudi Arabistan’ın petrol boru hattının ana arterleri olan Yanbu, drone saldırısı ile hedef alındı. Suudi Arabistan, saldırının Husiler tarafından gerçekleştiğini açıkladı. Öte yandan Kızıldeniz’de Suudi Arabistan’a ait ticari gemilerine ve petrol tankerlerine sabotaj düzenlendiği de bildirildi. Bölgede yaşanan tüm bu gelişmeler Yemen’deki krizin daha geniş bir cephenin kavgası ve daha derin amaçların mücadelesi olduğunu gösteriyor.

Birleşmiş Milleteler Genel Sekreteri Sözcülüğünden yapılan açıklamada, Husilerin tek taraflı olarak stratejik Hudeyde limanından çekilmeyi kabul ettiği belirtildi. İlerleyen günlerde ise Husilerin Hudeyde’den çekilme sürecinin tamamlandığını açıklandı. BM’nin ara buluculuğunda gerçekleşen bu süreç, BM tarafından sahiplenirken, Hadi hükümeti veya sahada diğer etkin güçlerden herhangi bir açıklama yapılmadı.

Sahadaki bağımsız siyasi gözlemciler ve Hadi hükümetine yakın kaynaklar ise Hudeyde limanındaki gelişmelerin gerçek bir barış adımı olmadığını, insani yardımların girişini sağlamanın hedeflendiğini öne sürüyor. Yerel kaynaklar da limanda gerçek bir çekilmenin olmadığını, Husilere bağlı silahlı muhafızların limandan ayrılarak, resmi hükümetin deniz muhafızları elbisesini giydikten sonra geri döndüklerini ifade ediyor. Yemen yerel basınına göre ise bu süreç Husilerle BM arasında gizli bir anlaşmanın parçası.

Bu aşamada Hudeyde limanı, Husiler açısından hayati önemde. Zira başta silah olmak üzere gıda, yakıt ve temel ihtiyaç malzemelerinin yüzde 90’ını bu limandan sağlıyor. Bu yönüyle Husiler açısından savaşın devamı için adeta can damarı olan liman, meşru Hadi hükümetinin ve diğer grupların da ele geçirmek istediği başlıca stratejik hedef konumunda. Nitekim İsveç’in başkenti Stockholm’de gerçekleşen barış görüşmelerin en önemli gündem maddesi Hudeyde limanının hükümete teslim edilmesi idi. Tüm bu veçheleri göz önünde bulundurulduğunda Husilerin, Hudeyde limanını hükümete teslim etmeleri çok gerçekçi bir olasılık görülmüyor.

Yemen’deki krizin uzamasının en önemli sebeplerinden biri de BAE’nin bu ülkeye yönelik takip ettiği tek taraflı ve çıkar temelli politikalar. Yemen’e ait yer altı zenginliklerine el koyan, Sokotra adasını gasbetmeye çalışan BAE, Yemen üzerinde tam bir etkinlik kurmayı hedefliyor. Nitekim BAE, Yemen’e ait tüm stratejik limanlara el koydu. Hizam-ı Emni ve Hadramut Seçkinleri gibi militarist silahlı grupları devlet otoritesinin sarsılmasına yol açtı. BAE’nin Yemen stratejisinde tek ve bir Yemen yok. Özellikle güneydeki sosyalist, milliyetçi ve güneyli ayrılıkçıları destekleyerek, Yemen’de kendi siyasi ve kültürel nüfuzunda oluşacak bir yönetimi destekliyor. Nitekim Aden merkezli güney ayrılıkçıları kendi meclislerini kurdu ve Yemen’den ayrılmak istediklerini açıkça ifade ediyorlar.

Herkesin kafasında bir Yemen Modeli var. Fakat bu işin çözümü epey uzayacak gibi.