Fırat’ın Batısının Güvenliği Doğusundan Geçiyor Analiz
Prof. Dr. İlyas TOPSAKAL ULUSLARARASI İLİŞKİLER UZMANI

SINIR ÖTESİ OPERASYONA ‘ASYALI’ BİR YAKLAŞIM

Fırat’ın Batısının Güvenliği Doğusundan Geçiyor

Aralık ayının başında Rus ve Kazak basınına yansıyan haberlere göre Üçlü İttifak’ın alt çalışma gurubu; Türkiye-İran-Rusya, Suriye Özel Temsilcisi ile Suriye’de kalıcı barışın sağlanması ve gelecekte uygulanacak politikaların alt yapısını kurma amacıyla toplanmıştı. Üçlü İttifak aldıkları kararların ardında şu ana kadar sağlam duruş gösterdi ve göstermeye de devam ediyor. Karşılığında özellikle Batılı ülkelerin Orta Doğu’da bozduğu siyasi dengeleri yerli yerine oturtmayı amaç ediniyor. Ve hatta bu çerçevede bölgede kalıcı barış için Türkiye Afrin’den YPG ve PKK terörist unsurları temizliyor.

Orta Doğuda Birinci Dünya Savaşı sonrası Osmanlı Devleti’nden koparılan topraklarda cetvelle çizilerek kurulan devletleri, merkezi bir dengede tutmak oldukça karmaşık bir politik hadisedir. Birinci Dünya Savaşı sonunda Orta Doğu yaklaşık 200 yıllık şarkiyat bilgisiyle Fransa, İngiltere ve İtalya tarafından paylaşılırken arkasında derin bir bilgiyi barındırıyordu. Hatta aşiretlere kadar inen ince bir diplomasi örneği gösteriyordu.

Dahası büyük Osmanlı’dan kopuş hikâyesinde yeni bir İslami yorum da misyonerlerin Arap coğrafyasına hediyesi oluyordu. Ancak bu dengeli ve köklü kopuşun yeni sahibi İkinci Dünya Savaşı’nın sonunda, geçmişi ve tecrübeyi hatta diplomasinin derinliğini pek de önemsemeyen ABD olmuştu. Ve bu oluş İsrail ile birlikte Ortadoğu’nun en büyük meselesi haline geldi.

ABD’nin Körfez Ülkeleri, Suudi Arabistan, Mısır, Fas, Cezayir, Libya’da -Avrupa’yı da çok önemsemeden- bozduğu dengeyi yerine oturtmak, Rusya-Türkiye ve İran’ın önceliği konumuna gelmesi aslında sarsılan bölgenin etkilerini doğrudan üzerlerinde hissetmeleriyle ilgili. Çünkü bu üç ülke -özellikle Türkiye ve İran- bozulan dengenin tam merkezinde bulunuyor. Dahası aslında bozulan dengenin hedefinde olan bölgenin iki güçlü ülkesi, Rusya ise kanaatimce Hazar çevresi ve Kafkasya’da tarihsel konumunu korumak için Akdeniz’deki üslerini bir ileri karakolda savunma stratejisiyle ilgili. Akdeniz’de alacağı daimi üslerle Kafkas ve Doğu Avrupa’daki özellikle Ukrayna’daki AB ve NATO’ya karşı direnç noktaları oluşturmak amacında.

Yine  geçen yılın son ayında Suudi Kralı’nın Rusya’yı ziyaret etmesi, ziyaretin peşinden prensler odaklı yolsuzluk operasyonlarının başlaması bu denklemde Türkiye, Suudi Arabistan ve Rusya arasında -Katar’ı da katabiliriz bu denkleme- çok hızlı bloklar arası değişim yaşandığını gösterir. Yeni yılla değişen ittifakları biraz da olsa netleşti ve Suudi Ailesi, Mısır ve Körfez ülkeleri Katar hariç ABD’nin yanında yer aldılar ve Türkiye’nin bölgeye müdahalesinde yanında yer almadılar.

Bu arada S-400 Hava Savunma Sistemi oldu-olacak gibi haberlerle 2017 Türkiye’sinin en önemli askeri konusu olarak karşımızdayken yeni yılda ittifakımız olan NATO’nun çok ciddi çekincelerini içinde barındırdı. Türkiye’nin müttefikleri ülkemizin ihtiyaçlarını karşılamadığı gibi en kritik dönemde savunma sistemlerini sökerek ülkelerine götürmekten çekinmediler. Bu yılın başında daha da ileri giderek Rusya’dan ihtiyacımızı giderecek silahları almamıza da razı olmayacaklarını açıkça ifade ettiler.

Eski bilimsel Avrasyacılık veya yeni-politik Avrasya ve Şangay İşbirliği örgütü dışında bir denge oluşuyor yenidünyada. Bu denge kanaatimce Rusya-İran -Türkiye merkezli bir oluşum oluyor ve içinde ne Hindistan’ı ne de Çin’i barındırıyor.  Çünkü Çin hem nüfus hem de ekonomik olarak Rusya’nın en büyük rakibi olarak doğusunu küresel anlamda tamamen koparacak potansiyele sahip olarak görülüyor.

Hatta eskiden Rusya’nın hakim olduğu Kırgız, Kazak ve Özbekistan topraklarında yaptığı yatırımlarla ekonomik alt yapıda avantaj kazanmaya başladı bile. Bu nedenle olacak ki üçlü askeri ittifakın oluşması yeni bir orta güç için olumlu şartların ön hazırlığı olarak düşünülebilir. Oluşumun dış çeperi çok hızlı gelişen siyasi meseleler yüzünden oldukça sert ve dayanıklı. Zira iktidarların geleceği, dünya görüşleri ve tehdit algıları aynı noktada buluşmuş vaziyette. Dolayısıyla yumuşak gücün kültürel ve tarihsel meselelerini göremeyecek kadar meşguller.

Hatta yeni dünyada bence yumuşak gücün esamisinin -en azından kısa vadede- hiç önemi kalamayacak. Somut olarak şunu demek istiyorum: Türkiye için ne Kafkasya, ne Kırım ilk düşünülecek konu olamayacak. Hatta Rusya içindeki Tatarların dil meselesi vs. gibi Orta Asya’da İslamın geleceği önemini bir müddet erteleyecek. Rusya’da geleneksel olarak örgütlere verdiği destek ve yardımları bir müddet ağzına almayacak. İran sessiz ama o da sahadaki etkin güçlerini Üçlü İttifak’ın tehdit kavramına göre yeniden şekillendirecek.

Bu arada ABD’nin kabaca anlamadan ve incelemeden daldığı Orta Doğu’ya tecrübe ve derin aklıyla yeni ama aslında bölgenin en eski gücünün girdiğini anlayabiliyoruz. Bu akıl, Osmanlı Devleti’ni yağmayla suçlama densizliğini gösteren Arap liderleri öne sürerek gerçek oyuncu olduğunu hissettirdi. Bu mesele ciddidir ve geçmişin hatırasını taşır ve Arap Coğrafyası’nda özellikle Batı tarafından yönetime getirilen elitlerin ortak aklıdır. Halk bizden yanadır, ama manipüle etmek her yerde olduğu gibi bu coğrafyada da mümkündür.

Türkiye bütün bu büyük satranç oyunu içinde sınırlarını emniyete almak için yeni stratejik müttefikleri üretmede oldukça dikkatli davranıyor. Ancak güneyinde bekasını tehdit eden yeni etnik temelli orduların kurulduğunu da gözden kaçırmıyor. Bunun için sonunda hangi bedel olursa olsun ölüm kalım mücadelesini sınırlarının dışında kabul etme stratejisini oldukça başarıyla uyguluyor.

Bu arada yıllardır ihmal ettiği savunma amaçlı silah üretiminde hızla dünyada adından söz ettiriyor. Ordumuzun kayıp verme riskini alarak mücadelesinde insani ve hukuki kurallara riayeti ise Batı Medyası’nda yer almasa da bölge sakinlerinin gönlünde çok net bir biçimde yer ediyor. Ve Türk ordusunu sadece Afrin, Münbiç değil ‘Fırat’ın Doğusu’nu da bekliyor. Zira Fırat’ın Batısının Güvenliği Doğusundan Geçiyor.