TÜRKİYE Analiz
Barbara SCHUMANN Sweden University

BATI MEDYASININ ÇEKİM ALANINDAKİ

TÜRKİYE

Galiba bunu net bir şekilde ifade etmemiz lazım: Türkiye yakın çekimden Batı medyasının kapsama alanında. Türkiye karşıtı yayınların yoğun şekilde işlenmesiyse giderek bir alışkanlık haline dönüşmüş durumda. Bu türden yayınlar ana hatlarıyla dört kaynaktan hareket edilerek toparlanmakta ve içeriğe dönüştürülmektedir.

Mesela ana kaynaklardan birincisi BBC, AP, Reuters ve AFP gibi küresel ölçekte yayın yapan haber ajanslarının Türkiye’den aktardığı haberlerden oluşmaktadır. Haber ajanslarından alınan haberler, ana akım medyanın dışında yerel medyada mesela ABD’de veya Almanya’da bir yerel gazetede çarpıtılmış bir haber olarak karşımıza çıkabilmektedir.

Diğer yandan küresel bir networke sahip olan CNN, Spiegel, Fox, The Economist, Newsweek, Financial Times, New York Times ve Washington Post gibi küreselleşmiş medya organlarının Türkiye’de çalışan muhabirlerinin hazırladığı haber, görüntü, fotoğraf ve yorumlarından oluşmaktadır. Üçüncüsü ise özellikle son yıllarda gözle görülür şekilde artış yaşayan ve kamuoyunun ilgisini daha fazla çekmeye başlamış olan yabancı medyanın Türkiye’de doğrudan Türkçe olarak yayın yapan kuruluşlarını kapsamaktadır.

BBC Türkçe, Amerika’nın Sesi ve Deutsche Welle gibi kuruluşlar burada ilk akla gelenler. Rusya’nın sahibi olduğu Sputnik ve Çin’in sahibi olduğu CRI Türk yayın organları da son yıllarda Türkiye gazetecilik piyasasına girmiş ve onlar da dönemsel özelliklere göre niteliği değişen yayınları ile öne çıkmaya başlamıştır. Dördüncüsü ve genellikle daha az tercih edileni ise doğrudan Türk medyasına başvurularak yapılan haberlerden oluşmaktadır.

Türkiye söz konusu olduğunda Batı kamuoyunun bilgi edinme aracı olarak öne çıkan dört yapıyı belirttikten sonra Türkiye konulu haberlerin büyük ölçüde nasıl sunulduğunu irdelemekte fayda var.

1970’li yıllarda dolaşıma sokulan Gündem Belirleme Kuramının özündeki “medya ne düşüneceğinize karar veremeyebilir. Fakat bir konu hakkında nasıl düşünmeniz gerektiği konusunda sizi yönlendirir” yaklaşımının meselenin bam teline dokunduğunu vurgulayalım. Çünkü haberde içerik, üretilen bir şeydir ve onun eşik bekçileri tarafından kamuoyuna hangi bağlamda ve nasıl bir çerçeve ile sunulduğu okuyucunun ve izleyicinin düşünme biçiminin yönünü tayin eder.

Türkiye karşıtı olduğu bilinen daha sağ ve muhafazakar yayınların dışında liberal ve demokrat olarak bilinen yayın organları bile işbirliği içinde aynı pencereden Türkiye’ye bakmaya başlamış durumdalar.

Bazen objektif içerik üretimi yapılıyor olsa da bütünsel bakıldığında eleştiri sınırlarını zorlayacak şekilde negatif bir tutumun varlığı hemen hissedilmektedir. Gazete, dergi, internet sitesi ve televizyonların yer aldığı gündelik ve anlık yayınlar incelendiğinde bu yaklaşım biçiminin süreklilik kazandığı görülmektedir.

Çok fazla rağbet edilmeyen Basın tarihçileri Batı’da kurgulanan bu türden haberlerin geçmişini 1860-1870’li yıllara kadar geriye götürmekle birlikte son dönemde yoğunlaşan haberlerin ana omurgasında Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın yer aldığı görülmektedir.

Erdoğan “bazen diktatör, bazen otoriter ve bazen çıldırmış” türünden oryantalizmin kavram silsilesi ve politik müktesebatı dâhilinde ele alınmaktadır. The Economist’in 2013 yılında “Sultan veya Diktatör” manşetiyle Erdoğan’ı kapağa taşıması ve sonrasında tüm Batı medyasında bunun bir furya olarak devam ettirilmesi, gündelik olan ile tarihsel olan arasında kurulan ilişkiyi göstermesi açısından önemlidir.

Ayrıca Batı medyasının veya bir bütün olarak Batının Türkiye karşıtlığının normatif bir tutum olduğu düşünülmemelidir. Dost-düşman ayrışması üzerinden belirlenen siyaset, spesifik olarak ise uluslararası siyaset alanında siyasi aktörlerin karşıtlarına dair ahlaki (iyi-kötü), hukuki (doğru-yanlış) ve hatta estetik (güzel-çirkin) yargılarda bulunması doğaldır. Düşman özünde bizden olmayanı, bizim dışımızda ve karşımızda olanı niteler. Dolayısıyla düşman kötü, çirkin, zararlı ya da aklını kaçırmış olmak zorunda değildir. Medya tam olarak bu havza içerisinde su taşıyıcı ana yataklarından birini oluşturmaktadır.

Bu karşıtlığın altında Türkiye’nin özellikle son dönemde Batı ile olan ilişkilerini siyasileştirmesi yer almaktadır. Batı-Türkiye ilişkilerinin uzunca bir süre bir alt-üst ilişkisi görünümünde olduğunu, yani iki eşit aktör arasında olmaktan uzak bir görüntü çizdiğini iddia etmek abartı olmaz. İlişkilerin siyasileşmesinden kasıt, Batılı kimliğin ve iradenin tahakkümüne girerek otonomisini yitiren Türkiye’nin yeniden iradesine sahip çıkması ve böylece Batı’dan ayrışarak hiyerarşiyi reddetmesidir.

Bir de bu açıdan bakmak gerekir ki şu an yaşanmakta olan bu ayrışmayla, bir zamanlar Batılı kimlikte bir araya gelen siyasi iradelerin birlikteliği sonlanmış, ortaya iki otonom ve eşit yapı çıkmış ve haliyle yeniden ilişkiler dost-düşman zeminine yerleşmeye başlamıştır.

Son olarak görmeliyiz ki Batı’nın artan şekilde Türkiye’ye karşı kullandığı terbiye edici ve üstenci dil bir yandan yaşanmakta olan eşitlenmeyi ve ayrışmayı durdurmak ve geri çevirmeye yönelikken, diğer yandan ise bu tablo karşısındaki çaresizliği ve tepkiselliği yansıtmaktadır.

Batı medyasının, Batı’da varlığı inkar edilemeyen Türkiye Düşmanlığı’nı bolca işlemesinden daha doğal bir şey yok. Mesele bu tavra yönelik vicdani olan her bireyin belli sertliklerde tepki oluşturmasıdır.

Bu Yazara Ait Diğer Makaleler