TÜRKİYE VE KREDİ DERECELENDİRME KURULUŞLARI Analiz
Machiko KANETAKE United Nations University

Bir Japon Gözünden Ekonomi Savaşı:

TÜRKİYE VE KREDİ DERECELENDİRME KURULUŞLARI

Ekonomi üzerine kafa yormakta olan biri olarak dünyanın ‘Büyüyen Güçleri’ni ve onların ‘Büyümelerini İstemeyenler’i takip etmek zorundayım. Açıkçası Türkiye hakkında yazı yazmam rica edildiğinde kabul etmekte hiç zorlanmadım. Zira Türkiye son 5 yıldır özel olarak takibimde, tabi düşmanları da…

       ‘Düşman’ sözcüğü biraz ağır bir kelime olsa da bunu kullanmak zorundayım, çünkü yapılanlar düşmanlıktan farksız. Nereden başlasam dediğim anda Büyüyen Ekonomilerin düşmanı olarak maalesef karşıma onlar çıktı: Kredi Derecelendirme Kuruluşları…

          Bahse konu Kredi değerlendirme kuruluşları ülke veya şirketlerin aldıkları kredileri geri ödeme yeteneğini yani kredibilitesini ölçerler. Kredibilite ölçülürken ülkenin ekonomik göstergelerinin yanısıra, ekonomiyi doğrudan ya da dolaylı olarak etkileyen siyasi ve hukuki durumu göz önünde bulundurur ve ülke risklerini değerlendirerek son bir not takdir ederler.

Bu piyasayı elinde tutan Standard&Poor’sMoody’s ve Fitch Ratings’in yaptıkları notlandırma, birbirlerinden bir miktar farklılık gösterse de en yüksek not AAA (veya Aaa) ve en düşük not D’dir. Bu kuruluşlar ülke ve şirketlerin hem kısa vadeli hem de uzun vadeli borçları geri ödeyememe durumunu değerlendirirler. Esasen bir ülkeyi veya şirketi değil o ülkenin tahvillerinin riskini ve ne kadar ‘kredi vermeye/yatırım yapmaya değer’ olduğunu ölçerler.

Ayrıca ülkelerin hem kendi parası cinsinden hem de yabancı paralar cinsinden borçlanabilme yeteneğini de değerlendirir ve notlandırırlar. Verilen notların yanında pozitif (+), negatif (-) ve durağan ifadeleri de yer alır, bu ifadeler notlandırması yapılan ülkenin durumu hakkında gelecek dönem için nasıl bir beklenti içinde olduklarını gösterir. Bir not AA+ ise, bu ülkenin bundan sonraki dönem notlandırması konusunda yükselme beklentisi var demektir. Bu not AA- ise o ülke hakkında gelecek dönemde aşağı yönlü bir beklenti söz konusudur.

Kredi derecelendirme piyasasının en büyük üç şirketi Standard&Poor’s, Moody’s ve Fitch Ratings piyasanın yüzde 95’ini oluşturur. Bu üç kurum hariç başka hatırı sayılır şirketler olsa da piyasa genel olarak bu üçlünün elinde bir oligopol görünümü sergiler. Bu kurumlar 1900’lü yılların başlarından itibaren faaliyette, ancak yıldızlarının parlaması 1975 yılında Avrupa ve ABD’de Sermaye Piyasası Kurulları kanunlarıyla referans gösterilmeleri sonrasında olmuştur. Öyle ki büyük emeklilik fonları, bu kuruluşlardan en az ikisi BBB notu verdiği takdirde o ülkenin tahvillerini satın alabilir. Yine kurumsal yatırımcılar da yatırım yaparken bu şirketlerin değerlendirmelerine dikkat etmek zorundadırlar. Bu gibi zorunluluklar dış finansmana ihtiyaç duyan ülke ve şirketleri kredi derecelendirme kuruluşlarına bir şekilde mahkum etmektedir.

Tabii ki bu kurumlar kendi öngörü ve hatta bazen önyargılarına göre ülke veya şirketlere not verdikleri için yanılma payları da yok değildir. Kredi derecelendirme kuruluşlarının yanıldığı ve büyük krizlere yol açtığı örnekler tarihte mevcuttur. Bu örneklerin en yakın tarihli olanı 2008 yılında A2 notu verdikleri Lehman Brothers’ın batması ve mortgage krizinin dalga dalga ABD’den dünyaya yayılmasıdır.

Türkiye’nin kredi derecelendirme kuruluşları ile olan hikayesi 1990 yılında başladı. Ancak küresel sorunlar nedeni ile Standard&Poors’un Türkiye için verdiği ‘yatırım yapılabilir ülke’ notunu açıklaması, 1992 yılını buldu. Aynı yıl Moody’s isimli kuruluş da Türkiye’ye Baa3 yani ‘ortanın altında kredi derecesi’ notu verdi. 1994 yılında ise Fitch B ‘yatırım yapılamaz, aşırı spekülatif’ notu verdi. Türkiye 1994 yılında kaybettiği yatırım yapılabilir statüsünü 2013 yılında tekrar kazandı, ancak bu durum sadece 3 yıl sürdü, Türkiye’deki darbe girişimi sonrası bu not düşürüldü.

Genelde kararlarında birbirlerini takip eden bu kuruluşlardan Fitch Ratings de 19 Şubat 2018’de Yunanistan’ın kredi notunu B-’den B seviyesine yükseltti ve kredi notu görünümünü ‘pozitif’ olarak değerlendirdi. Bu not yükseltmenin açıklaması ise ‘Fitch Yunanistan’da devam eden Gayri Safi Yurt içi Hasıladaki büyümenin desteği ile genel kamu borcu sürdürülebilirliğinin iyileşeceğine inanmaktadır’ şeklinde oldu. Yani, kredi derecelendirme kuruluşları bir yandan Türkiye gibi ülkelerde ‘gerçekleşen’ büyüme ve iyileşmelere prim vermez ve bunları görmezden gelirken, diğer yandan başka bir ülkede ekonomide bazı göstergelerin iyileşeceğine olan ‘inanç’ not yükseltme sebebi oluyor.

Kredi derecelendirme kuruluşlarının bahsettiğimiz objektif olmaktan uzak kararlarıyla ilgili olarak tepki gösteren tek ülke Türkiye değil. İtalya 2014 yılında Standard&Poor’s ve Fitch Ratings’i 2011 ve 2012 yıllarında İtalya’nın notlarını kırarak piyasaları olumsuz etkilediğini gerekçe göstererek mahkemeye vermişti. Yine 2014 yılında AB içinde de bu kuruluşların güvenilirlikleri masaya yatırıldı ve çalışmalarına yönelik üç teknik standardizasyon yönetmeliği onaylandı. Bu yönetmeliğe göre kredi derecelendirme kuruluşlarının kararlarında daha şeffaf olmalarını sağlayacak ve denetimlerini kolaylaştıracak adımlar atıldı.

2007-2009 krizinde üç büyük kredi derecelendirme kuruluşunun yaptığı notlandırmalar ve batan şirketlerin yüksek kredi notlarına sahip olması, bu kuruluşlara olan güveni dünya çapında azaltmış ve AB ile ABD’de hem alternatif kuruluşlar arayışına gidilmiş, hem de kredi derecelendirme kuruluşlarını kontrol edecek mekanizmalar geliştirilmeye başlanmıştır.

İç piyasasındaki kısmi daralmaya rağmen Türkiye Ekonomisi istikrarlı bir şekilde büyüyor. 24 Haziran’daki seçimlerde sonuç ne olur bilinmez ama Krizlerle Mücadelede tecrübeli hale gelen Recep Tayyip Erdoğan, yine bu yarışın en şanslı ‘Yarışçısı’ gibi görülüyor.

Küresel bir Ekonomik Kriz beklenirken Türkiye’nin iyi bir kaptan bulması zor olmayacak gibi. Çünkü şu anki ‘Kaptan’ları bu işi halledebilir, Türkiye’yi yani gemiyi güvenli bir limana taşır gibi görülüyor.

Bu Yazara Ait Diğer Makaleler