Türkiye Teyakkuzda Analiz
Helen Czerski LONDON’S GLOBAL UNIVERSTY

Doğu Akdeniz’de Savaş

Türkiye Teyakkuzda

Son zamanlarda iyice beliren örtülü savaşın üney Kıbrıs Rum Yönetimi’nin (GKRY) Fatih sondaj gemisi mürettebatı ve iş birliği yapan uluslararası şirket çalışanları hakkında tutuklama kararı çıkarması, Doğu Akdeniz’de tansiyonu iyice yükseltti. Türkiye’nin kıta sahanlığı iddia ettiği ve henüz ihtilaflı olan alanlara ilişkin, uluslararası hukuki dayanaktan yoksun olan ve GKRY iç hukuku kapsamında çıkartılan bu karar ne yazık ki başta Avrupa Birliği (AB) olmak üzere bazı uluslararası aktörlerden de destek görmekte.

İki tarafın da hak iddia ettiği sular için GKRY tarafından çıkarılmış bu tutuklama emrinin başka devletlerce uygulanması başlı başına bir hukuk ihlali oluşturacaktır. Doğu Akdeniz enerji denkleminde, uluslararası hukukun Türk tezlerini desteklediği, buna karşın Türkiye ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ni (KKTC) bölgede yalnızlaştırmaya yönelik geniş çaplı siyasi hamleler zinciriyle, bu dengenin Türkiye ve KKTC aleyhine bozulmak istendiği açıktır. Temelinde yarım asırlık Kıbrıs sorunun deniz alanlarına yansıması olarak ele alınabilecek bu ihtilafı anlamak için kıta sahanlığı ve münhasır ekonomik bölge (MEB) kavramları ile bölgedeki Türkiye’ye ve KKTC’ye ait hak ve menfaatlere değinmek faydalı olacaktır.

Devletlerin kara topraklarının denizin altındaki doğal uzantısı kabul edilen kıta sahanlığı kavramı, deniz yatağı ve altındaki petrol ve doğalgaz benzeri doğal kaynakları arama ve çıkarma konusunda kıyı devletine egemen haklar veren deniz alanını ifade eder. Uluslararası hukuk, devletlerin kıta sahanlığından doğan haklara doğrudan ve en başından beri sahip olduklarını kabul edip bu hakların temliki için ilan, işgal gibi ek şartlar aramamaktadır.

Münhasır ekonomik bölge ise kıta sahanlığı üzerindeki su kütlesini ifade eder ve bu alanda yapılacak balıkçılık, rüzgar ve dalga gücünden enerji elde edilmesi gibi ekonomik faaliyetlerde kıyı devletine münhasır hak ve yetkiler veren deniz alanı anlamına gelir. Kıta sahanlığının doğrudan doğruya ve en başından kıyı devletine ait kabul edilmesine karşın, MEB kural olarak ilan edilmesi gereken, aksi halde açık deniz hukukuna ait kuralların uygulandığı bir bölgeyi ifade eder.

Uluslararası hukuka göre bu alanların bölüşülmesi kıyıdaş devletler arasında antlaşmayla olmalıdır. Anlaşma sağlanamazsa uluslararası tahkim ve mahkemeler gibi barışçıl çözüm yollarına başvurulması salık verilmektedir. Bu ihtimalin de söz konusu olmadığı durumlarda uluslararası hukuk, haklı menfaatleri olan ilgili devletler arasında en azından bu doğal zenginliklerden yararlanılmasına yönelik geçici çözümlere başvurulabileceğini söyler.

Dikkat edilmesi gereken nokta, çakışan hak ve menfaat iddialarının olduğu bölünmemiş deniz alanlarında, ilgili ülkelerin hak ve menfaatlerini geri alınamaz şekilde etkileyecek, doğal kaynakların tek taraflı kullanılması gibi girişimlerin hukuka aykırı kabul edildiği gerçeğidir.

Özetlemek gerekirse meselenin özününü Kıbrıs Türklerinin eşit egemenlik haklarının göz ardı edilmesi oluşturuyor. Doğu Akdeniz deniz alanları kapsamlı şekilde bölüşülmüş değildir. GKRY’nin diğer ülkeler ve uluslararası şirketlerle Kıbrıs adına yaptığı antlaşmalar uluslararası hukuka aykırıdır. Doğu Akdeniz’de Türk arama ve çıkarma gemilerinin varlığı ve faaliyetleri Türkiye ve KKTC’nin hak ve menfaatlerinin ihlal edilmesini engellemeye yöneliktir ve GKRY’nin uluslararası hukuka aykırı faaliyetlerine tepki olarak misliyle karşılık verilmesi şeklinde yorumlanmalıdır.

GKRY’nin KKTC’nin siyasi otoritesini ve Kıbrıs Türklerinin haklarını inkar eden yaklaşımı değişmeden kısa vadede Doğu Akdeniz’de deniz alanlarının bölüşümünün gerçekleşmesi ihtimali düşük görünüyor. Ancak bu gibi durumlarda dahi taraflar arasında ihtilaflı deniz alanlarından çıkarılan kaynakların bölüşümüne ilişkin, tarafların nihai hak ve menfaatlerini tehlikeye atmayan geçici çözümler mevcut. Nitekim Japonya ve Güney Kore arasında, Avustralya ile Timor arasında ihtilaflı deniz alanlarından enerji çıkarılması ve paylaşımına yönelik ortak kalkınma antlaşmaları, Doğu Akdeniz için kısa vadede bir çözüm örneği oluşturabilirdi.

Bu Yazara Ait Diğer Makaleler