TÜRKİYE SEÇİMİNİ YAPTI, FARKINDA MISINIZ? Analiz
Denise LUCY KALİFORNİYA DOMİNİK ÜNİVERSİTESİ

TÜRKİYE SEÇİMİNİ YAPTI, FARKINDA MISINIZ?

Başlıkta sorduğum sorunun muhatabının sadece Türkiye dışındaki odaklar, ABD ve hatta Avrupa Birliği olduğunu söylemeyi çok isterdim. Ama maalesef HAYIR… Türkiye’nin içinde yer alıp seçimlerde oy kullanıp hatta merakla sonuçları bekleyen kişiler arasında bile daha sonra saçma sapan iddialar ortaya atanlar oldu.

“Milyonlarca oy çalındı”, “YSK’ya girişimiz engellendi”, “Sandıklar kayboldu” gibi ipe sapa gelmez sözlere, iddia demek bile yersiz.

24 Haziran Gecesi seçim sonuçlarının yayımlanmasının hemen ardından bazı çevrelerin en yüksek ikinci oyu alan cumhurbaşkanı adayının kaçırıldığı, bir TV kanalı çalışanlarının alıkonulduğu türünden halüsinasyonlarının, sukutuhayale uğrayan toplum kesimlerinin, en azından bir kısmının, beklentilerinin sosyal medya vasıtasıyla nasıl köpürtüldüğüne ve bunun nelere yol açabileceğine tanıklık ettik.

Çoğu insanının yıkılan büyük hayalleri neticesinde bu tür sansasyonel asparagaslara inanmaya ne kadar teşne olduğunu gördük. Açıkça söylemek gerekirse, bu durum pek de normal değil. Üstelik gerçek-üstü/ötesi bir cünuna dönüşen sosyal medya haberlerine inanan binlerce kişi arasında, sosyal medyayı ve teknolojiyi ustalıkla kullanan eğitimli gençlerin çoğunlukta olması, durumu daha da vahim hâle getiriyor: Dijital çağın gelişinden evvel, ideolojisi okuduğu gazeteden menkul gençlerle, gazetelerine tutkuyla bağlanan orta yaşlıların okudukları gazetede yazılan her şeye kati bir imanla inanmaları gibi. Ya da mahalle kahvesinde fısıltı gazetesinin yaygınlaştırdığı ve vahim toplumsal sonuçları olan şayialar gibi. Sanki 21. yüzyılda değişen tek şey, bunların yerini teknolojik araçlar ve sosyal medyanın alması.

Bu tarihimizde çok sık rastlanan bir durum. Sadece bir örnek vermek gerekirse, Emeviler ve Abbasiler tarafından sürekli mağlup edilen heterodoks çevrelerde, içselleştirilen çaresizlikten kaynaklanan bir tutumla, kendilerini kurtaracak “gaip bir imam” ya da Mehdi beklentisi ortaya çıkmıştı. Tıpkı İrlandalı meşhur yazar Samuel Becket’in “Godot’yu Beklerken” oyununda olduğu gibi, baştan beri gelmesi mümkün olmayan bir umuda bağlanmanın anlamsızlığı aşikar. Tabii burada gelecek olan “gaip imam”, “müceddid” veya Godot’dan ziyade, kurtarılma umudu ve beklentisi daha önemli. Hatta varoluşsal bir hâle gelmiş gibi duruyor. Sürekli yenilmişlik duygusuyla, bundan neşet eden travma ve onun neticesi olan matem ve umutsuzluk, bu zümrelerin kendilerinin sorunlarla başa çıkamayacaklarını düşünmelerine ve dolayısıyla gerçeküstü beklentilere girmelerine yol açıyor.

 

 

Bu durumun ironik olan kısmı, “dogma” adını verdikleri inançlara uzak duran ve toplumsal inançlarda yaşayan pek çok sosyolojik olguyu “hurafe” olarak gören, mucize gibi olağanüstü hadiselere burun kıvıran kesimlerin, siyaset söz konusu olduğunda, reel-politik ve sosyolojiye göre vukûu ve hüdûsu mümkün olmayan, “siyasi mucizelere” inanmaya ne kadar yatkın olduğunu göstermesi. Aslında bu tür kesimlerin, hayırlı bir nasibi çıksın, çocuğu olsun, iş bulsun veya imtihanda başarılı olsun diye türbelere çaput bağlayanlardan çok da farklı olmadığı anlaşılıyor.

Medyanın bir kesiminde Sayın Cumhurbaşkanı’nın İstanbul’daki seçim kutlamalarına katılan bir çocuğun yaralanması üzerine (çok tabii ve insani olarak) konuşmasını iptal etmesine getirilen absürt/akıl ötesi yorumlarla, sosyal medyada diğer cumhurbaşkanı adayının aynı gece (çok tabii ve insani olarak) yapmadığı basın toplantısının, kaçırıldığı ve rehin alındığı şeklindeki ipe sapa gelmez komplo teorileriyle yorumlanması arasında çok fark yok.

 

 

Seçimler bilimsel manada hiçbir sürpriz içermiyor ve tam da Türkiye sosyolojisine uygun olarak sonuçlandı. Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde muhafazakâr ve milliyetçi partiler yüzde 60’ın üzerinde, milletvekilliği seçimlerinde ise yüzde 65 civarında oy aldılar. Türkiye’de yüzde 60-65 muhafazakar-milliyetçi, azami yüzde 30 civarı sol-ulusalcı ve yüzde 7-10 arasında etnik-milliyetçi sosyolojik bir taban bulunduğu gibi herkesin malumu olan bir gerçek göz önüne alındığında, bunda şaşılacak bir şey yok. Hem de Cumhurbaşkanlığı sistemindeki yüzde 50 artı bir oy alma zorunluluğu tam da ve sadece bu bilimsel gerçekliğe, yani Türkiye sosyolojisine ve bilime göre hareket edenlerin iktidar olabileceğini apaçık göstermekteyken.

 

 

Türkiye üzerine yoğunlaşan bir uzman olarak şunu net olarak söyleyeyim ki; Türkiye seçimini yaptı ve kararını Erdoğan’ın kendisini yönetmesini rica ederek verdi. Saygı duyup olacakları beklemek en doğru olanıdır.

Bu Yazara Ait Diğer Makaleler