Türkiye-Rusya İlişkileri Analiz
Prof. Dr. İlyas TOPSAKAL ULUSLARARASI İLİŞKİLER UZMANI

Avrasyacı Bir Bakışla Suriye’de

Türkiye-Rusya İlişkileri

Son iki hafta Türkiye ve Rusya açısından ikili ilişkiler tarihinde hiç olmadığı kadar uluslararası etkiye açık hale geldi. Özellikle Orta Doğu’daki ABD ve Avrupa Birliği’nin başalt ülkeleri olan İngiltere ve Fransa’nın -belki buna Almanya’da eklenebilir- ortak bir stratejide buluştuklarını söyleyebiliriz.

Aslında son yıllarda Avrupa Birliği ile ABD arasında Suriye konusunda         -hatta buna İran da eklenebilir- bir açmazın olduğunu görebiliyorduk. Ancak S400 meselesi ve Türkiye-Rusya ilişkilerinin stratejik anlamda derinleşmesi, Avrupa Birliği ile ABD’yi biraz daha yakınlaştırdığını söyleyebiliriz.

Tüm hafta İsrail’le Rusya’nın Başkanlar seviyesinde bu meseleyi görüşmesi de ilave edilirse demek ki artık Suriye’nin, dünyada iki farklı bloğun oluşmasına sebep olduğunu görebiliyoruz.

Türkiye açısından herhalde bu denklemde en önemli konu, dış güvenliğinin ve dış güvenliğe bağlı iç güvenliğinin korunması olsa gerektir. Dış güvenliğin Türkiye açısından en önemli göstergesi ise uzun menzilli hava savunma sistemlerine sahip olması ve bu sistemleri en üst seviyede kullanma yeteneğine sahip olma gerekliliğidir.

Bu amaçla Türkiye, Rusya’yla S-400 Füzelerinde anlaştı. Ancak ABD’de üst seviyedeki birimler, Türkiye’nin bu sistemleri almasının Türkiye’yi NATO’dan ve dolayısıyla ‘Batı Bloku’ndan uzaklaştıracak adımlar olacağına dair tartışmalar başlattı. Bedeli ödenen ve ABD’den gelecek olan F-35 Uçaklarının Türkiye’ye verilmeyeceği iddiaları da bu yüzden çıktı.

Türkiye Cumhuriyeti Devleti, Orta Doğu Balkanlar ve Kafkasya için -hatta bunun içine Orta Asya da katılabilir- çok önemli lojistik görevi gördüğü için ABD ve diğer büyük devletlerin görmezden gelebileceği bir ülke değil.

Ama Türkiye’nin özellikle güvenlik açısından silah sistemini değiştirmesi aynı zamanda gelecekte felsefi ve siyasal olarak Batı’dan Doğu’ya doğru kaydığı izlemini oluşturabiliyor. Bu da Batı’yı çok korkutuyor.

Öncelikle güvenlik çerçevesinde geleceğini düşünmekte olan Türkiye, ekonomisinin sağlam temeller üzerine oturmasını da sağlamalıdır. Milli silah teknolojileri aynı zamanda bunu nükleer teknolojiyle de zenginleştirmek gerektiği fikri yavaş yavaş Türk stratejilerinde ağırlık kazanmakta. Bu açıdan Türkiye ve Rusya, gelecekte güvenlik anlamında işbirliği yapabilecek seviyede uygun partnerler olarak görülmektedir.

NATO’nun Doğu Avrupa’ya yerleştirdiği savunma füzeleri, Rusya açısından güvenliğin birinci maddesini oluşturan konulardan. Ukrayna ve Kafkaslar da Rusya’nın içlerine doğru güvenliği tehdit eden bölgeler olabilir her an.

Bu yüzden Rusya, Batı ve NATO karşısında kaybettiği Doğu Avrupa’daki güvenlik konseptini, güneyde Türkiye-Suriye -hatta İran’la beraber- doldurmak ve kendini emin hissetmek istemektedir. Türkiye ile Rusya’nın yakınlaşması da reel politik içerisinde gayet net anlaşılabilir.

Rusya Türkiye’yle, güvenliğin ötesinde o güvenliği perçinleyecek sosyo-kültürel ve ekonomik işbirliği alanında genişleterek kalıcı bir sistem kurmayı da arzu etmektedir. Ayrıca Rusya da İsrail ve Kuzey Afrika’daki Mısır gibi devletlerle ilişkisini geliştirerek ve diyaloğu açık tutarak Türkiye’nin bu bölgelerdeki etkinliğini sürdürmede bir partner olabilir.

Sonuç olarak hem Türkiye hem Rusya başta güvenliklerini temin için hızla değişen dünyada İran’ı da aralarına katarak bir alan aramaktalar. Bu alanda Türkiye, İran ve de Rusya’nın elbette kendi açılarından öncelikleri olacaktır. Ancak bu öncelikler, bu üçlünün bölgedeki istikballerine sağlam temeller atmalarını engelleyecek tarzda olmamalıdır.

Bizim yani bu toprakların insanlarının evi olan Avrasya’mız, -dışarıdan gelenlerin değil de- bölge ülkeleri arasındaki yeni ve derin kırılmaları kaldıracak kıvamda değildir.

Bu Yazara Ait Diğer Makaleler