Türkiye Pes Etmeyecek Analiz
Machiko KANETAKE United Nations University

Akdeniz’de Enerji Harbi

Türkiye Pes Etmeyecek

Doğu Akdeniz jeopolitik önemini kaybetmesi şöyle dursun 2000’li yıllardan itibaren işin içine enerji kaynaklarının dahil olmasıyla hem daha çok önem kazandı hem de karmaşık bir hal almaya başladı. Dünya üzerindeki tahmin edilen toplam doğal gaz rezervinin 196 trilyon metreküp olduğu düşünüldüğünde, bu miktarın yaklaşık yüzde 5’lik kısmının yani yaklaşık 9,8 trilyon metreküp doğal gazın Doğu Akdeniz’de bulunduğu söylenebilir.

Aslında Amerikan Jeoloji Araştırmaları Kurumu araştırmalarına göre bu miktarın 3,6 trilyon metreküpünün Levant baseninde, 6,3 trilyon metreküpünün de Nil deltası baseninde olduğu tahmin edilmektedir.[1] Bu potansiyel enerji varlığı bölge jeopolitiğinde ciddi bir yükselişe neden oldu ve sadece bölge ülkelerinin değil aynı zamanda uluslararası şirketlerin ve küresel aktörlerin de bölgeye ilgisini artırdı.

 

Kıbrıs sorunu, uluslararası hukuk ve enerji güvenliği üzerinden yapılabilir. Kıbrıs boyutu değerlendirildiğinde, özetle enerji kaynağının bulunması adanın genel refahını arttırıcı bir etken olarak adadaki çözüm için kolaylaştırıcı bir motivasyon olması gerekirken soruna yeni eklemlenen bir halka oldu. Bu noktada, Türkiye ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin (KKTC) çeşitli platformlarda iş birliği çağrısına ve çabasına rağmen başta Avrupa Birliği (AB) ve Yunanistan’ın etkisiyle Güney Kıbrıs Rum Yönetimi (GKRY) çözümsüzlükte ısrar ediyor ve KKTC ve Kıbrıslı Türklerin haklarını görmezden gelerek ada adına hamleler yapmaya devam ediyor.

AB üyesi devletleri ya da başka menşeili uluslararası enerji şirketlerini sahaya sokarak ve sözde arama izinleri vererek, bu ülkelerle Türkiye’yi karşı karşıya getirmeye çalışmaktadırlar. Bunları yaparken de, GKRY, iddialarını meşrulaştırmak ya da oldu bittiye getirerek Türkiye’yi zor durumda bırakmak çabasıyla Mısır ve İsrail ile Münhasır Ekonomik Bölge (MEB) anlaşmaları yapmıştır. Türkiye, elbette ki bu eylemlere karşı hem uluslararası hukuk açısından hem diplomatik açıdan hem de askeri olarak kendi haklarını ve KKTC’nin haklarını korumaya yönelik bir dış politika takip etmektedir. Bu yöndeki dış politika hamlelerinden bir tanesi de geçtiğimiz günlerde konunun üçüncü boyutunu oluşturan enerji güvenliği ile alakalı olarak yaşandı.

Geçtiğimiz günlerde, Türkiye Enerji Ekonomisi Derneği ve Ortadoğu Teknik Üniversitesi (ODTÜ) ortaklığıyla “Birinci Doğu Akdeniz Uluslararası Enerji Sempozyumu” düzenlendi. Bu sempozyumda, KKTC Ekonomi ve Enerji Bakanı Hasan Taçoy, Türkiye ile KKTC arasında doğal gaz boru hattının kurulmasına yönelik bir proje gündeme getirerek, boru hattının 2025’te Türkiye’den KKTC’ye doğalgaz götürebileceğini ifade etti.

2025 yılında gaz taşınmasına başlanabileceği belirtilen doğal gaz hattının, KKTC ve Türkiye arasındaki su hattına paralel yapılabileceği ve 80 km uzunluğunda olabileceğinin yanı sıra üzerinde durulan en önemli özelliği ise çift yönlü olması. Türkiye’den KKTC’ye gaz taşımasına ek olarak Doğu Akdeniz’de bulunacak olası doğal gazın hem Türkiye’ye hem de batılı piyasalara bu hatla aktarılabileceği hususu bölge jeopolitiğini değiştirecek bir unsurdur.

Peki bu noktadaki temel soru, bu proje Doğu Akdeniz jeopolitiğini nasıl etkileyecektir?

Kurulacak hattın yaklaşık kapasitesi 16 milyar m3/yıl olarak öngörülürken, maliyeti henüz İtalya piyasasına ulaşmadan 25 milyar dolar civarında hesaplanmıştır. Proje, çok uzun ve maliyetli olmasından ötürü eleştirilmektedir. Zira günümüzde enerji güvenliğinin önemli parçalarından bir tanesini enerji yollarının güvenliği oluşturmaktadır. Ayrıca proje, Mısır gazı aktarıma eklense bile maliyet açısından uygulanabilir görünmüyor.

Yunanistan’ın bu proje ile blöf yaptığı ve Bulgaristan’ı ekarte edip Rusya ve Türkiye’yi ikna ederek Türk Akımı projesinde kendisinin yer almasını sağlamak istediği şeklinde de yorumlanıyor. Ancak, proje ile alakalı en önemli sorunlar, öncelikle maliyetli olması ve sonra da bu maliyeti karşılayabilecek somut gazın henüz bulunamaması şeklinde ortaya çıkmaktadır. Bu anlamda, Türkiye-KKTC arasında yapılması düşünülen 80 km’lik doğalgaz boru hattı projesinin ise çok daha güvenli ve ucuz bir rota seçeneği olacağı aşikâr.

Bu Yazara Ait Diğer Makaleler