Türkiye – Orta Asya İlişkileri Analiz
Prof. Dr. İlyas TOPSAKAL ULUSLARARASI İLİŞKİLER UZMANI

Prof. Dr. İlyas Topsakal’dan:

Türkiye – Orta Asya İlişkileri

Dostun bini az, düşmanın biri fazladır. Türkiye ise düşman sayısının artması, dostunun azalması riskiyle tarih boyunca hep karşı karşıya olmuştur. Fakat bulunduğu şartlar açısından bir dostun varlığı, binlerce düşmana yeğdir. O dost da Orta Asya’dır.

SSCB’nin dağılması ve Türk Cumhuriyetlerinin bağımsızlıklarını elde etmeleriyle Hazar Denizi’ne kıyısı olan ülkelerin sayısı beşe yükseldi. 1991’e kadar SSCB ile İran arasında ikili bir mesele olan Hazar Denizinin statüsü ve denizdeki doğal kaynakların paylaşımı, SSCB sonrası dönemde Rusya ve İran’ın yanı sıra artık birer bağımsız ülke olan Kazakistan, Azerbaycan ve Türkmenistan’ın da söz hakkının olduğu daha karmaşık bir meseleye dönüştü. Kıyıdaş ülkelerin sayısındaki artış, çıkar çatışmalarını kaçınılmaz kıldı ve Hazar’ın statüsünün ne olacağı 22 yıl süren müzakereler neticesinde 12 Ağustos 2018’de imzalanan bir anlaşmayla çözülebildi.

Bu açıdan bakıldığında bölge ülkeleri açısından son derece önemli olan bu meselenin uzun bir süre boyunca çözümsüz kalması, birçok diplomatik anlaşmazlığa sebep olmanın ötesinde, bölgedeki doğal kaynaklardan istifade edilememesi sorununu da ortaya çıkardı. Ekonomisi zayıf ve kırılgan olan bölge ülkelerinin doğal kaynakların üretimi ve ihracatına olan bağımlılığı dikkate alınırsa, Hazar’ın statüsü hakkında anlaşmazlığın bölgesel kalkınma sorununun altında yatan temel etkenlerden biri olduğu anlaşılacaktır.

SSCB döneminde tek otorite olan Moskova’nın belirlediği kural ve politikalar, Birlik üyesi tüm devletler tarafından herhangi bir itiraza uğramadan uygulanıyordu. Ancak Sovyetler Birliği’nin dağılmasını müteakip birçok devletin bağımsızlığını kazanması, Soğuk Savaş döneminde inşa edilen uzlaşmaların bozulmasına yol açmış, bazı uluslararası anlaşmaların uygulanmasını da imkânsız kılmıştır.

Moskova’nın üst otorite konumundan çıkmasının ardından Orta Asya’da bağımsızlığını kazanan ülkelerin kendi çıkarları doğrultusunda bağımsız politikalar belirlemeye başlamasıyla, ikili ya da çok taraflı sorunlar da yaşanmaya başlandı. Örneğin, SSCB döneminde Kırgızistan ile Özbekistan arasındaki sınır yapay ve önemsizken, bu iki ülkenin bağımsızlığını kazanmasından sonra sınırlar, “ulus inşa” sürecinin en önemli etkenlerinden biri oldu ve adı geçen iki ülke bir yandan sınırı belirlemeye çalışırken diğer yandan sınır yüzünden gerginlikler yaşadı

Stalin’in “böl ve yönet” politikası uyarınca sınır hatlarında oluşturulan enklavlara, örneğin Özbekistan içinde Kırgız azınlığın, Kırgızistan içinde ise Özbek azınlığın yerleştirilmesi sınırın belirlenmesini hem güçleştirmiş hem de sınırda etnik gruplar arasında çatışmaların çıkmasına sebep olmuştur. Bugün hâlâ Fergana Vadisi bölgesinde sınırların tam olarak belirlenememiş olması, bölge ülkeleri arasında diplomatik ilişkilerde gerginliklere yol açabilmekte, sınır boyunda insanların hayatını kaybetmesiyle sonuçlanan küçük çapta çatışmalar patlak verebilmektedir.

Aslında bölgede sınır hatlarının kesinleşmemesi sorunu, devlet otoritesinin tam olarak kurulamaması sorununu da beraberinde getirmiştir. Savaş mağduru ve Taliban gibi radikal unsurların etkin olduğu Afganistan’ın bölgeye yakınlığı da dikkate alınırsa, sınırlarda kaçakçılık, sınır ötesi terörist faaliyetler ve güvenlik zaaflarının Fergana Bölgesi’nde niçin sona erdirilemediği anlaşılacaktır.

Mesela Orta Asya’da sınırların belirlenememesi sorununa benzer bir diğer gelişme de doğal kaynakların paylaşımıyla ilgilidir. Kazakistan, Türkmenistan ve Özbekistan petrol ve doğal gaz açısından zenginken bu kaynaklar Kırgızistan ve Tacikistan’da neredeyse hiç bulunmamaktadır. Buna karşın, Seyhun ve Ceyhun Nehirleri sayesinde su kaynağı açısından çok zengin olan ve enerji üretiminde hidroelektiriğin büyük pay sahibi olduğu Kırgızistan ve Tacikistan, su fakiri olan Türkmenistan ve Özbekistan’ın tarım üretimi için hayatî derecede önem arz eden suyun tedarikinde çok önemli bir rol oynamaktadır.

Çin’in liderliğindeki Şangay İşbirliği Örgütü bölgenin ekonomisini, Rusya’nın liderliğindeki Kolektif Güvenlik Anlaşması Örgütü ise siyasî ve askerî gelişmeleri yönlendirmiş, bölge ülkelerinin hareket alanını sınırlandırmıştır. Örneğin Kırgızistan, Rusya’nın siyasî baskısı ve ekonomik teşvikleri sonucunda ABD’nin Afganistan Savaşı kapsamında kullandığı Manas Hava Üssünü 2014’te kapatmak zorunda kalmıştır. Çin ise ekonomi/finans gücünü kullanarak Türkmen doğal gazını üreten ve ithal eden tek ülke olmayı başararak Türkmenistan üzerinde büyük bir etkiye sahip olmuştur.

Türkiye, bu kadar zorlu bir kulvarda koşarken, sırtını ‘Ata Yurdu’na dönemez. Bu bölgeyle geliştirilecek ilişkiler Türkiye’ye hem siyasi hem ekonomik hem psikolojik ve de sosyolojik olarak iyi gelecektir.