“ARABULUCULUK” Analiz
Işıl Eren ALİOĞLU

TOPLUMSAL BARIŞA KATKI SUNAN

“ARABULUCULUK”

Çatışma” yerine “uzlaşma”; “rekabet” yerine “müzakere”, “kazan-kaybet” yerine “kazan -kazan” prensipleri ile hukuk dünyamıza giren “Arabuluculuk”, yargılamadan daha kısa sürmesi ve daha az masraflı olmasının sağladığı avantajların yanı sıra, dostane bir ihtilaf çözüm yöntemi olması nedeniyle toplumsal barışa da katkı sunan bir sistemdir.

Türkiye’de, 2012 yılında düzenlenen 6325 Sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu’na dayalı olarak 2013 yılından beri resmi ihtiyari bir hukuki prosedür olarak uygulanmaya başlanan “Arabuluculuk”, bugün itibariyle; iş davaları ve alacak içerikli ticari davalarda, dava yoluna başvurmadan önce denenmesi zorunlu hale gelen, böylelikle hukuk sistemi içinde bir “dava şartı” olma özelliliği ile yerini alan uyuşmazlık çözüm yöntemidir.

Alışılagelmiş ihtilaf çözme yöntemlerini benimseyen toplumumuzda, arabuluculuk sistemi ve kimliğine dair bilgi eksikliğinden kaynaklanan bazı tereddütlerin olduğu gözlemlenmektedir.

Peki, nedir bu sessiz sedasız hayatımıza giren arabuluculuk müessesesi ?

Tarafların bir anlaşmaya varmak için ihtilaflı konular üzerinde müzakere yaptıkları ve sulh olmaya çalıştıkları bir çözüm yönteminin adıdır arabuluculuk.

Aslında çok eski çağlardan beri uyuşmazlıkları ortadan kaldırmak için toplumların başvurduğu arabuluculuk; günümüzde, belirli sistematik teknikler kullanarak, tarafları bir araya getiren, görüşme, birbirini anlama, müzakere etme ve çözüm üretmeleri için aralarında iletişimi sağlayan, gerektiğinde çözüm önerisi de getirebilen, uzmanlık eğitimi almış tarafsız ve bağımsız üçüncü kişinin katılımıyla bir kamu hizmeti olarak yürütülen ve belirli prosedürlere bağlanmış bir uyuşmazlık çözüm yöntemi olarak kabul edilmektedir.

Arabuluculuğun zamandan ve masraftan tasarrufu sağlaması, dava yükünü azaltması gibi yan faydaları yanında, aslında en önemli faydası; “Tarafların kendi uyuşmazlıklarının çözümünde etkin bir rol oynaması”, “Kontrolün taraflarda olması” ve “Tarafların menfaat ve ihtiyaçlarının odak noktası olduğu” bir sistem olmasıdır. Şöyle ki; arabuluculuk çözüm yolunda, yargılamaya ve usule ilişkin kurallar yerine, tarafların istek ve gereksinimleri ön plandadır.

Toplumda yaşanan bir çok sorunun temelinde, “iletişim eksikliği” ve “empati eksikliği” rol oynamaktadır. Arabuluculuk tarafların bir araya gelmesini sağlar, karşılıklı ya da yan yana oturulan koltuklarda, tarafların birbirini dinlemesi, birbirini anlamanın da ilk adımıdır. Önce herkes karşısındaki ihtilaf içinde olduğu, belki de daha önce hiç konuşma fırsatı vermediği bireyi dinler, anlamaya çalışır; sonra kendi duygu ve düşüncelerini, ihtiyaçlarını anlatır. Tarafların “rekabet“ etmesi yerine aralarındaki uyuşmazlığı “müzakere” ettiği, “çatışmak” yerine “uzlaşma”nın yollarının arandığı, tek tarafın menfaat ve ihtiyaçlarının giderilmesi yerine, her iki tarafın da çıkarlarının korunduğu ve her iki tarafın da kabul ettiği bir sonuç ile uyuşmazlığın ortadan kaldırılması arabuluculuğun hedefidir.

Arabuluculuk sisteminde, “gizlilik” prensibi olduğu için; aralarındaki ihtilafın detaylarının tamamen kendi aralarında kalacağını bilen taraflar; anlaşmaya varmaları halinde de ; anlaşmaya varılan hususlarda bir daha dava açılmasının hukuken mümkün olmadığını bilmenin konforunu yaşarlar. Ayrıca; arabuluculukta, arabulucunun da imzasını içeren “Anlaşma Belgesi”, “ilâm (mahkeme kararı) niteliğinde bir belge” olup icra edilebilirlik özelliği mevcuttur. Bütün bu özellikleri, arabuluculuğu cazip hale getirmektedir.

Dünyanın birçok ülkesinde, uyuşmazlıkların çözümünde başarılı bir yöntem olarak uygulanan arabuluculuğun,  ülkemizde de başarıya ulaşmasının, toplumsal barışın sağlanması açısından son derece etkili olacağı bir gerçektir.

Adalet Bakanlığı Arabuluculuk Daire Başkanlığı tarafından yayınlanan 19.09.2019 tarihli istatistiki verilere göre;

  • 01.2018 tarihinde başlayan iş uyuşmazlıklarında dava şartı arabuluculukta, 19.09.2019 tarihine kadar, yani hemen hemen 2 yıllık bir süreçte Türkiye genelinde karara bağlanan dosyaların % 66’sı anlaşma ile sonuçlanmıştır.
  • Türkiye genelinde 2019 yılının Ocak ayından başlamak üzere uygulanan dava şartı ticari arabuluculuk faaliyetlerine göre karara bağlanan dosyaların % 57’si anlaşma ile sonuçlanmıştır.

Türkiye’de dava şartı zorunlu arabuluculuk sistemi yeni sayılmasına rağmen, anlaşma oranları oldukça başarılıdır.

  • Türkiye genelinde 2013 yılından beri uygulanan ihtiyari arabuluculukta (Dava şartı olmayan, yani tarafların isteklerine göre arabulucuya başvurulan dosyalarda) ise; anlaşma oranı % 96’ları bulmuştur.

Arabuluculuk, doğasında yer alan “uzlaşma” anlayışının bir sonucu olarak, öncelikle uyuşmazlığın taraflarına “empati kültürü”nü kazandırmak suretiyle toplumun geneline barışçıl çözümlerin hakim olmasını sağlamaktadır.

Her iki tarafın “kazan-kazan” prensibine göre memnun ayrıldığı arabuluculuk sisteminin tüm özel hukuk ihtilaflarını kapsaması arzu edilen bir durumdur.

Arabuluculuğun yaygınlaşması ile toplumsal ilişkilerin daha iyiye gideceği, uyuşmazlıkların her iki tarafın rızasıyla çözümlenmesinin, milli kültürümüzde yerini bulan “Helalleşme” anlayışı gibi bireylerin mutluluğuna dahi katkı sunacağı gerçeği yadsınamaz.

Bu Yazara Ait Diğer Makaleler