Tel Aviv – Pekin İlişkilerine Dikkat Analiz
Machiko KANETAKE United Nations University

ÇİN SAHNEYE ÇIKIYOR

Tel Aviv – Pekin İlişkilerine Dikkat

   Nüfusu gibi artık ticaretinin de dünya zirvesini hedeflediği Çin Halk Cumhuriyeti para kazanmaya artık daha çok önem veriyor.

Mesela Devlet Başkanı Şi Cinping’in 2013 yılında bir dizi Asya ülkesini ziyaretinde deklare etmiş olduğu “Tek Kuşak Tek Yol” yani modern İpek Yolu projesi artık kendini daha çok gösteriyor.

Altı ana koridor vasıtası ile Asya, Avrupa ve Afrika’ya ulaşmayı hedefleyen projenin üç kara bir de deniz rotası, Avrupa ve Afrika ekseninde bir güzergah takip ediyor. Yüksek hızlı tren hatları ve dev liman şehirleri ile güçlendirilmiş eski dünyanın tüm kılcal damarlarını ekonomik olarak harekete geçirecek bu proje, aynı zamanda uygulayıcı olan Çin hükümeti dışındaki pek çok hükümeti de alternatif bir dünya yönetişimi konusunda isteklendirdi.

Milyarlarca dolarlık yatırımın eski dünyanın altyapı ve ticaret hatlarını yeniden oluşturmak için harcandığı bu projenin, bir jeostratejik hedefi olup olmadığı konusu ise özellikle Amerika Birleşik Devletleri’nin küresel platformlardan çekilme politikası neticesinde daha da tartışılır hale geldi.

Her ne kadar devlet başkanı Cinping, projenin Marshall Planı’nın Çin versiyonu olmadığını ve Çin’in bu projeyi jeostratejik değil, ekonomik bir yenilik olarak gördüğünü söylese de yurt dışında ve Türkiye’deki pek çok uzman, projenin orta ve uzun vadeli siyasal sonuçları üzerinde hararetli tartışmalara devam ediyor.

Konvansiyonel savaşlardan daha çok duymaya başladığımız Ticaret Savaşları ile gerilen ABD-Çin ilişkileri, Avrupa Birliği’nden peş peşe yapılan ABD harici bağımsız güvenlik ve ekonomi stratejilerinin geliştirilmesi gerektiğine ilişkin açıklamalar, Türkiye-Rusya-İran üçlüsünün Suriye ve Irak’ta ABD’nin dış politika vizyonundan bağımsız ortak çabaları ve ABD’nin İsrail, Mısır, Ürdün, Suudi Arabistan ve Körfez hattında kurduğu yeni orta kuşak ittifakı gibi sıcak gelişmeler sonucunda, “Tek Yol Tek Kuşak” projesinin iddialı söylemleri, tüm gelişmeler içerisinde “istikrar” vaadeden tek proje olarak öne çıkıyor.

Asya’nın devi olarak daha çok özgüven duyan Çin’in ısrarla herhangi bir ideolojik yayılmacılık amacı gütmediğini, bunu da binlerce yıldır kendi ana karasında kalmış olması ile meşru kılmaya çalıştığı söylemleri ne kadar inandırıcı?

Örneğin açık ve net şekilde söylemek gerekirse Asya, Afrika ve Avrupayı saracak ağın toplam maliyeti en az 1.4 trilyon dolar düzeyinde hesaplanmaktayken, böylesine büyük projeler eski dünya üzerindeki pek çok ülkeyi de Çin’e karşı borçlandırdı ve borçlandıracak.

Tek bir ana rotanın güvenliği, pek çok devletin sorumluluğunda olacağı gibi o rotadan sağlanacak ticari gelir ya da enerji sevkiyatı ise uluslararası düzenin daha stabil hale gelmesine şüphesiz yardımcı olacaktır. Bu ise her ne kadar temel üretim-nihai pazar arasındaki geçişlerin güvenli olmasıyla alakalı olsa da rota başlangıcı Çin’in finansör ve üretici pozisyonu baskın görünüyor.

Asya ve Afrika’nın ekonomik darboğazdaki ülkelerine kazan-kazan prensibi ile pazarlanan bu politika aslında taraflardan birinin 1, Çin’in ise 2 kazanması prensibi ile işlemektedir.

Doğu’da zirveye oyrayan İran ile enerji ve sanayinin her alanında gerçekleşen işbirliği, yıllardır bilinen bir gerçek olmasına rağmen, Çin’in Suudi Arabistan ve Körfez açılımlarına bir engel teşkil etmedi. Enerji ithalatının büyük kısmını Suudi Arabistan, Umman, Birleşik Arap Emirlikleri ve İran’dan karşılayan Çin, yeni İpek Yolu Projesi kapsamında, ilişkilerde sürekli gerilimlerin yaşandığı İran-Suud hattı çerçevesinde enerji ithalatını çeşitlendirme yollarını da aramakta.

Çin’in belki de proje tamamlanmadan herhangi bir politik yönlendirmede bulunmaması da bu ve bunun gibi pek çok siyasal denge üzerinden geçen ekonomik ilişkiler ağının tesis edilmek istenmesinden kaynaklanıyor olabilir.

Peki ya İsrail? Tel Aviv, Çin için hem Tek Yol Tek Kuşak politikası çerçevesinde hem de bağımsız olarak yüksek teknoloji alanında işbirliği yapabileceği bir aktör konumundadır. Sadece Çin’deki hava ve su kirliliğini önleme amacıyla 2030’a kadar yapılacak olan projelere 2,3 trilyon dolar ayıran Çin hükümeti, bu projelerdeki ana ortağını ise İsrailli firmalar olarak belirlemiştir.

Enerji ulaşımının ve Çin-Akdeniz ticaret yolunun çeşitlenmesinde başat rol oynayacak Red-Med yani açıklamak gerekirse Kızıl Deniz ve Akdeniz’i birbirine bağlayacak demiryolu projesi, hem ekonomik anlamda hem de jeostratejik olarak çok şeyi değiştireceğe benziyor.

Türklerin adını Mavi Marmara Olayı ile duyduğu Aşdot Limanı ile Eliyat arasında yapımına başlanan bu yüksek hızlı tren projesi, hem Süveyş Kanalı’nı bir nevi by-pass rotası oluşturacak hem de Çin’in Akdeniz’e Negev Çölü üzerinden açılmasına yol açacaktır.

Pekin’in ticaret yolu olarak kullanmayı düşündüğü bu rotaya çok yakın bir konumda olan Cibuti’de askeri bir üs kurması ise bölge güvenliğinde de aktif adımlar atacağının sinyallerini vermektedir.

Politik ve ticari anlamda İran’ın Ortadoğu’daki konumunu destekleyen Çin, Kudüs başta olmak üzere İsrail tarafından işgal edilmiş olan Filistin topraklarında ilkesel bir duruş sergileyerek buralarda ticari faaliyet göstermemekle birlikte, Filistin devleti ve FKÖ argümanlarına yakın bir İsrail-Filistin barış görüşünü destekliyor.

Siyasal olarak İsrail’in bölgedeki başka bir aktörü terörizm destekçisi sıfatı ile suçlamaktan çekinmeyeceği bir şekilde hareket eden Çin, ticaret kapasitesi büyüklüğü nedeniyle pek çok konuda tolere edilmektedir. Nitekim bu şartlar altında Çin, süresi bilinmez bir geleceğe kadar politik tavrı ile ekonomik çıkarlarını birbirinden ayrı tutacağa benziyor. Bu karmaşık denklemde verebileceğimiz bir başka örnek ise Çin tarafından kredilendirilen ve inşaatı devam eden Tel Aviv Tramvay projesidir.

 

İsrail’in başkenti ve ekonomisinin kalbi olan Tel Aviv’de Çinli CRTG, CRC ve CCECC firmalarının demiryolu ağlarının tesisinde büyük önem arz etmesi ve aynı zamnda bu firmaların İran’daki nükleer reaktörlerin yapımı ve demiryollarının inşasında da rol alıyor olmaları ise İsrail’in Çin’e karşı göstermiş olduğu toleransın boyutlarını veriyor bize.

Bir kritik örnek dah vereyim size. Geçtiğimiz günlerde Güney Sudan’a 1 milyonun üzerinde ders kitabı tedariği gerçekleştiren Çin, kadim ticari partneri olan Araplar, son yüzyılın pragmatist ortağı olan Farslar kadar Yahudilerin de çıkarlarını paylaşabileceği bir aktöre doğru değişmektedir.

Aslında burada durum net: ASYA DÜNYA SAHNESİNDE IŞIĞIN ALTINA YAKLAŞIYOR.

Bu Yazara Ait Diğer Makaleler