“Teknolojinin Acı Süsü” Analiz
Barbara SCHUMANN Sweden University

Yeni Zelanda Katliamı

“Teknolojinin Acı Süsü”

2018 yılının ortalarına doğru İngiltere Savunma Akademisi’nde İngiliz, Amerikan ve Fransız generallerinin önderliğinde elli üst düzey subay “kinetik etki” olarak ifade ettikleri sıcak savaşın, siber araçlarla nasıl desteklenebileceği üzerine yoğunlaşmıştı. Tartışmalar çerçevesinde siber harp genişletildi ve “bilgi harbi” olarak adlandırıldı.

Soğuk Savaş döneminin başında Sovyet stratejistler tarafından geliştirilen ve 2010 yılında “Rus Askeri Doktrini” olarak benimsenen konseptin temel argümanı ise deniz, hava, kara ve uzay kuvvetlerine ek olarak “bilgisayar ağları, elektronik ve psikolojik muharebe sistemleriyle entegre bir şekilde” yürütülecek bilgi kuvvetinin, bütüncül bir bakışla “beşinci kuvvet” olarak kabul edilmesiydi. Artık gerçek hayattaki eylemlerin siber âlemden bağımsız olarak düşünülmesi mümkün değildi.

İnternetin hayatımıza dahil oluşunun 30. yıldönümünü geride bırakmışken, geçtiğimiz hafta Yeni Zelanda’da yaşanan ve sosyal medya üzerinden canlı yayınlanarak milyonlarca kez seyredilen ve paylaşılan terör saldırısı da (bu beşinci kuvvetin içinde olduğu) yeni harp sahasının bir ürünü olarak temayüz ediyor. Saldırganlar etkilerini bilgi ve algı operasyonu olarak tasarlayarak, ayna efektiyle tüm dünyanın kendilerinden bahsetmesini sağladı.

Son dönemde benzer özellikler gösteren bu tür saldırıların temel motivasyonu, yarattıkları dehşet, öfke ve duygu karmaşasıyla birlikte kitleleri kutuplaştırmak; viral anlatılar üzerinden radikalize olan birey ve grup psikolojisinden yola çıkarak terör eylemini önce sosyal medyanın, ardından ana akım medyanın gündemine oturtarak yaygınlaştırmaktır.

Özetle, taraflar “yankı odaları” ve filtre balonlarıyla çevrelenmiş, üzerlerine boca edilen sahte içeriklerle birbirlerine karşı konuşmaya başladıkça aralarındaki uçurum artmakta, inançları keskinleşerek uzlaşı yolları kapanmakta ve çatışma kaçınılmaz hale gelmektedir.

Sapık saldırgan Brenton Tarrant da terör eylemini gerçekleştirmeden bir süre evvel kendi adına açılmış sosyal medya hesapları üzerinden, çoğunlukla kültürel tonlara sahip ırkçı, göçmen karşıtı ve İslam düşmanı görüşlerin yer aldığı paylaşımlarda bulunmaktaydı. Özellikle 2000 sonrası doğan ve “Z kuşağı” olarak ifade edilen yüz binlerce gencin gerçek, sahte, trol veya anonim hesaplarla yer aldığı popüler forumların sinik, mizahi ve ironik diline uygun bir strateji geliştiren terörist, planlanan saldırıya dair özenle hazırlanmış ipuçları sundu.

Saldırının hemen öncesinde terör eyleminin sebeplerinin, çeşitli soru ve cevaplarla birlikte yer aldığı bir metin, Tarrant adına açılmış sosyal medya hesapları üzerinden dolaşıma sokuldu. Katliamın ardından milyonlarca kez paylaşılan ve özellikle büyük ölçekli medya organları tarafından manşetlere taşınabilecek kalıp ifadeler barındıran dokümanda, ilham aldığı isimlerden hedef aldığı kişilere dek bütün bilgilerin sosyal medyadaki tüm anahtar kalıplarla sunulması da ihmal edilmemişti.

Benzer bir şekilde, katliamın canlı olarak yayınlandığı 17 dakikalık videoda da kullanıcılar, 67 milyon takipçisiyle YouTube’un “en popüler kanalına” abone olmaya davet edilmiş, kullanılan silahlar dahi bir arayüz haline getirilerek üzerlerine internet dünyasında viral olmuş isimler, tarihî, kültürel ve siyasi semboller yazılmıştı.

Öncesi ve sonrasıyla aşırılık yanlısı yapıların kullanmakta olduğu mitolojik ve mistik sembollerle bezenmiş, arka planda çalan müzikler ve internet çağına özgü ifadelerle alt metni kurgulanarak viral dolaşımı hedeflenmiş bir algı operasyonuyla karşı karşıyayız.

Yeni Zelanda ve Avustralyalı yetkililerin verdiği bilgiler, tüm ırkçı, göçmen karşıtı ve İslam düşmanı paylaşımlarına karşın, saldırganın daha önce güvenlik birimleri tarafından takibe alınmadığı yönünde. Terör eylemini canlı yayınlayan Tarrant’ın Twitter hesabı geçtiğimiz Şubat ayında açılmış; Facebook sayfasında ise saldırıdan önceki Çarşamba gününe kadar gözle görülür bir hareketlilik saptanmıyor.

Terör eyleminin öncesi, sonrası ve gerçekleştirilmesi esnasında stratejik içeriklerin seçildiği bir anlatı kurgulanarak ana akım medyada, dijital platformlarda ve politik ortamlarda bu sembollerden ve kültürel vurgulardan bahsedilmesinin özellikle planlandığı, böylelikle algoritmalar ve medya üzerinden, bir sarmal etkisiyle, terörün asıl amacı olan daha geniş kitlelere ulaşmanın hedeflendiği anlaşılıyor.

Kanlı saldırı (internet fenomeni olan katliam öncesindeki “selfie” sahnesi de dahil olmak üzere) “arttırılmış gerçeklik” kullanarak şiddeti birinci gözden kitlelere yaşatan ve izleyicileri kameranın gözünden birer saldırgana dönüştüren bir konsept taşıyor.

Facebook veya YouTube ortamlarında kullanıcıların sıkça paylaştığı FPS (first-person-shooting) simülasyonları şeklinde tasarlandığı, ayrıca her bir kullanıcının videoyu seyretmesi, yeniden yüklemesi ve inanılması güç bir hızla farklı platformlara taşıması sonucunda, teknoloji devlerini çaresiz bıraktığı görülüyor.

Mesela İngiltere başta olmak üzere bazı ülkeler, sahte içeriklerin engellenmediği, aşırıcı görüşlerin yayılmasına neden olunduğu ve kullanıcıların kişisel verilerinin ticari gayelerle üçüncü taraflarla paylaşıldığı gerekçesiyle, bu firmalara yönelik çeşitli düzenlemeler talep ediyor.

Her ne kadar şiddet barındıran, manipülatif veya sahte içerikler, milyonlarca takipçisi olan kanallar tarafından yayılmakta ve bu platformlar hakarete, nefret söylemine, kutuplaşmaya ve radikalizme alan açmaları nedeniyle dünya çapında sıkça eleştirilse de, tıklanma ve etkileşime dayalı reklam gelirlerinin yanı sıra, küresel şirketlerin yatırımlarıyla birlikte, onlara sunulan büyük veri ve kişiselleştirilmiş içerikler, bu alana ilişkin somut adım atılmasını zorlaştırıyor.

Ne denebilir ki? Saldırganın yaptıklarını hiçbir şekilde onaylamayanlar dahi, mesele konuşuldukça kendilerini bir tarafta bulacaklardır.

Aslında teröristlerin yegâne amacının, dehşeti mümkün olduğunca geniş kitlelere yayarak kutuplaşma ve taraftarlığı provoke etmek olduğunu hatırda tutarak bu tür tuzaklara düşmemektir. Bu tür saldırılar bir daha yaşanmaz umarım ama vaka, teknolojinin de her iyi varlık gibi iyilerce kontrol altında oldukça iyi kaldığının delili gibi sanki.

Bu Yazara Ait Diğer Makaleler