Suudi Arabistan Panikte Analiz
Nadine STEİGER NORVEÇ UNIVERSTY OF BERGEN

Biden Sonrası ABD Dış Politikası:

Suudi Arabistan Panikte

Joe Biden artık yeni ABD Başkanı…

Dış Politikada neler olacak? Son dönemde önemli bölgesel meselelerde Suud yönetiminin ikircikli bir tavır sergilediğine şahit olmaktayız. Bu tavrın en önemli sebeplerinden biri veliaht prens ile baba kral arasındaki derin yaklaşım farkları gibi duruyor. Filistin meselesi ve Türkiye ile ilişkiler, bu derin yaklaşım farklarının en önemli göstergesi olarak sayılabilir.

Mesela Muhammed bin Selman’ın geçtiğimiz Pazar günü İsrail Başbakanı Netanyahu, MOSSAD Başkanı Yossi Cohen ve Pomepo ile yaptığı gizli görüşme, görüşmenin yeri, zamanı, katılımcıları ve görüşmenin sızdırılma biçimi önemli mesajlar içeriyor. Resmi olarak yalanlansa da, bu görüşmenin gerçekleştiği hem İsrail hem de Suudi tarafında, ismi açıklanmayan yetkililer tarafından doğrulandı.

Suudi Arabistan yönetimi, Biden yüzünden bölünebilir mi? İlk olarak, Flitisin meselesinde Kral Selman Filistinlilerin meşru haklarını savunur bir pozisyonu koruyan bir politikada ısrarcı görünüyor. Nitekim G20 zirvesinde Suudi Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan Al Suud’un İsrail’le normalleşmenin ancak Filistin meselesinde adil ve kalıcı bir çözümle mümkün olabileceğine yönelik açıklamaları, kralın pozisyonunu göstermesi açısından bir hayli önemli. Riyad’dan gelen bu açıklamadan bir gün sonra Muhammed bin Selman’ın NEOM projesi bölgesinde en üst düzey İsraillilerle gerçekleştirdiği görüşme, iki isim arasında, Filistin meselesi gibi bölgenin en köklü meselesinde derin bir yaklaşım farkı olduğunu gösteriyor.

İkinci olarak, İzmir depreminde zarar görenler için Kral Selman’ın insani yardım gönderilmesi talimatı ve G20 zirvesi sürecinde Selman-Erdoğan telefon görüşmesinde kralın Türkiye ile güçlü ilişkilere vurgu yaparak her iki ülke arasındaki sorunların diyalog yoluyla çözülebileceğini söylemesi, Kral Selman’ın başta Türkiye-Suudi Arabistan ilişkileri olmak üzere, bölgesel düzeyde daha yapıcı bir dış politikaya eğilimli olduğunu gösteriyor. Fakat tüm bu iyimser havaya rağmen, ana akım Suud medyasındaki Türkiye karşıtı yayınlar ve Suudilerin Türk mallarına yönelik adı konulmamış bir boykot uygulaması, Kral Selman’ın bu ılımlı tavrıyla pek uyuşmuyor. Veliaht prensin, Muhammed bin Zayed’in de etkisiyle, Türkiye karşıtı bir politikada ısrarcı olduğu gerçeği, son dönemde yaşanan Türkiye karşıtı bu politikada Muhammed bin Selman’ın rolü olduğuna dair iddiaları kuvvetlendiriyor.

Trump’ın da desteğiyle Muhammed bin Selman’ın önlenemeyen yükselişinin Biden dönemiyle birlikte hız keseceği muhakkak. Bu durum Suud iç siyasetinde veliaht prense muhalif odakların seslerinin daha güçlü çıkmasına yol açabilir. Ayrıca Trump döneminde arkasına aldığı koşulsuz uluslararası destekle Suudi Arabistan’da fiili yönetici haline gelen veliaht prensin gücünde ve yetkilerinde bir azalmanın olacağını tahmin etmek de güç değil. Bu durum ülke yönetiminde daha ihtiyatlı olan Kral Selman’ın önünde daha geniş bir manevra alanı açabilir.

Fakat Trump’ın görevinin son günlerinde İran’a yönelik bir askeri saldırı başlatması bölgede taşları yerinden oynatacaktır. Böyle bir gerginlikte sınırlı askeri kapasiteye sahip olan Suudiler, İran karşısında zayıflayarak İsrail’in askeri endüstriyel kapasitesine şiddetle ihtiyaç duyabilirler. Geçmişte de bölgesel krizleri ve bölgenin önemli aktörlerinin içine düştüğü zayıflığı ustaca kullanmasını iyi bilen İsrail, bu durumdan en kârlı çıkacak aktör olacaktır. Suudilerin bölgede zayıflayan pozisyonu İsrail’in Riyad’dan, Suudi siyasetinin biçimlendirilmesi dahil, önemli tavizler koparacağı bir süreci başlatabilir. Böyle bir senaryoda, halihazırda savunma bakanı da olan Muhammed bin Selman’ın Riyad’daki pozisyonu daha da güçlenecektir.

Bu Yazara Ait Diğer Makaleler