Suud- İsrail Yakınlaşıyor Analiz
Helen Czerski LONDON’S GLOBAL UNIVERSTY

Galiba O ‘Barış’ Kapıda

Suud- İsrail Yakınlaşıyor

Genç veliaht göreve geldiği ilk günden itibaren, Suud toplumu üzerinde bir toplum mühendisliğine soyundu. İsrail’le normalleşmeye karşı çıkan hukukçu aktivist, alim ve gazetecilere karşı geniş kapsamlı tutuklama operasyonları gerçekleştirdi. Bu tutuklamalardaki temel amaç aykırı sesleri susturarak Arap ve Müslüman kamuoyunu İsrail’le normalleşmeye alıştırmak ve dini yapıyı zayıflatmaktı. Buna karşın, şu süreçte İsrail’le normalleşmenin geçici alternatifi olarak, Yahudilere yakınlaşma seçeneğine yatırım yaptı.

Suudi Arabistan’ın “Rabıta” olarak bilinen teşkilatı Dünya İslam Birliği’nin Genel Sekreteri Muhammed el İsa -ki kendisi veliahda yakın isimlerdendir- geçen Ocak ayında Polonya’daki eski Nazi toplama kampı Auschwitz’i ziyaret ederek İsrail’in övgüsünü aldı. Bu bağlamda, Kabe imamlarından Abdurrahman es-Sudeys, 2-3 hafta önceki cuma hutbesinde, Hz. Peygamber’in Yahudilerle çok sıcak ilişkiler içinde olduğundan bahsederek Yahudilere güzellemeler yaptı. Hutbesinde Müslüman olmayan kesimlerle ve özellikle de Yahudilerle uluslararası diyalog ve işbirliğinin önemini vurguladı.

Suudi Arabistan’da normalleşmeyi destekleyen “Ümmü Harun” (Harun’un annesi) ve “Mahreç 7” (Çıkış 7) dizilerine destek verildi. Filistin davası sulandırıldı ve Filistinliler topraklarını satmakla suçlandı. Yine Suudi Arabistan bu yılın başlarında ilk defa film festivalinde Holokostu anlatan bir filmin gösterime gireceğini açıklamıştı; ancak yeni tip koronavirüs (Kovid-19) salgını sebebiyle festival iptal edilmişti.

Yahudilere yakınlaşma adımları içinde medyanın da çok sık kullanıldığını görüyoruz. Arap News gazetesi geçtiğimiz günlerde Twitter ve Facebook hesaplarında, kısa süreliğine de olsa, logosunu ve arka plan resmini İbranice “Şana Tufa” yazısıyla değiştirerek yeni Yahudi yılını kutladı. Yine aynı gazete Lübnan Yahudileriyle ilgili uzun bir yazı dizisi yayımladı. Benzeri bir çalışmayı Suudi Arabistan topraklarında yaşamış eski Yahudi kuşakları için de yapmayı planlayan gazetenin yayın yönetmeni Faysal Abbas, tüm dünyadaki Arap Yahudilere ulaşmayı hedeflediklerini dile getirdi. Yine Suudi Arabistan’ın görece prestijli gazetesi Şarkul Avsat 7 Eylül tarihli nüshasında “Irak’ta Yahudi mirası: Terk edilmiş evler ve anılar” başlığıyla yayımladığı haberiyle benzer bir çalışmaya imza attı.

Veliaht Prens Bin Selman öncelikle BAE ve Bahreyn’in İsrail’le normalleşme anlaşması imzalamasını bekleyerek ilk uluslararası tepkilerin dozunu görmüş oldu. Trump’ın damadı ve danışmanı Kushner’le görüşmesinden bir gün sonra İsrail’e hava sahasını açmak gibi bazı kolaylıklar sağlayarak bu niyetini açık etti. Bu minvalde medyayı devreye soktu. Suud medyası BAE ve Bahreyn’in İsrail’le normalleşme anlaşmasını adeta kutlayarak verdi. İngilizce yayın yapan Arab News barışın üç dildeki karşılığını “Salam, Shalom, Peace” sürmanşet verirken “Arap-İsrail ilişkilerinde yeni sayfa” başlığı altında gelecek döneme işaret ediyordu. Türkiye karşıtı haberlerin yoğun şekilde yer aldığı Ukaz gazetesi “Tarihe not düşüldü” manşetini vererek Trump’ın “Orta Doğu’nun yeni şafağı” açıklamasını ön plana çıkarırken Riyad gazetesi “BAE, Bahreyn ve İsrail arasında tarihi barış anlaşması” manşetini attı, BAE Dışişleri Bakanı Abdullah bin Zayid’in “Barış Filistinlilere destek olacak” açıklamasını gördü.

Yalnız Amerikan medyasında Kral Selman ile oğlu Veliaht Prens Muhammed bin Selman arasında görüş ayrılıklarına dikkat çeken iddialar dolaşırken Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan Arap Birliği’nin “Arap Barış Girişimi” adıyla benimsediği Kral Abdullah’ın 2002’deki Beyrut inisiyatifinde yer aldığı üzere, başkenti Kudüs olan Filistin devleti kurulana kadar İsrail’le normalleşmeye karşı çıktıklarını açıkladı.

Gerçi Kral Faysal’ın oğlu ve istihbaratın başında uzun yıllar görev yapmış olan Prens Türki el Faysal, Kral ile oğlu arasında anlaşmazlık olduğu iddialarını doğrulamadı; fakat Riyad’ın normalleşme yarışında geride kalmasının önemli sebepleri arasında Kral Selman’ın geri adım atmamasının olması kuvvetle muhtemel. Bu da Kral Selman hayattayken bir normalleşme kararının alınamayacağı anlamına geliyor. Zaten Prens Türki de İsrail’le normalleşmenin bedelinin, bu ülkenin Kral Abdullah’ın Beyrut inisiyatifini kabul etmesi olarak açıklıyor. Ayrıca sarayda Kral Selman yalnız değil. Bazı prensler Riyad yönetiminin klasik Filistin politikasının sürmesinden yana.

Kral Selman’ın tavrı ve önceki Kral Abdullah’ın Beyrut inisiyatifi dışında, normalleşmenin önündeki bir diğer engel de Suudi Arabistan’ın dini konumu ve kendisine atfettiği Sünni Müslümanları birleştirici pozisyonu. Modern tarihi boyunca dış politikasında Filistin sorununu önceleyen Riyad, Filistin devletinin kurulmasını resmi politikası olarak belirlemişti. Kutsal topraklar Mekke ve Medine üzerinde vesayet hakkına sahip olan bir ülkenin İsrail’le normalleşme sürecine dahil olması, hem Filistin sorununun çözümünde elini zayıflatacak hem de Sünni dünyanın tepkisini alacağı için dini konumuna zarar verecek. Filistin kozunu İran’a kaptıracak olması da cabası. İslam dünyasının liderliğine soyunan bir ülkenin Filistin davasından vazgeçmesi adeta bir intihar olacak.

Suud toplumu da böyle bir normalleşmeye karşı çıkıyor. Washington Uzak Doğu Politikaları Enstitüsü yaptığı bir ankette Suud toplumunun büyük çoğunluğunun normalleşme anlaşmasını desteklemediğine işaret ediyor. Suud medyasının İsraillilere ve Yahudilere yakınlaşma girişimlerine rağmen Suudluların sadece yüzde 9’u İsraillilerle anlaşmayı, ticari ve sportif faaliyetleri destekliyor.

Bu Yazara Ait Diğer Makaleler