Suud – BAE Ortaklığı Analiz
Nadine STEİGER NORVEÇ UNIVERSTY OF BERGEN

Arap Yarımadası’nda Ne Oluyor?

Suud – BAE Ortaklığı

Ortada kritik bir birliktelik var. Orta Doğu halkları yerine otoriter yönetimler ile kurduğu yakın ilişki sayesinde bölgesel statükoyu revizyonist taleplere karşı korumayı başaran statükocu blok için, bölge halklarının demokrasi, özgürlük gibi taleplerinin karşılanması bölgesel statükoyu altüst edebilirdi

Arap Baharı sürecinde Orta Doğu’daki statükocu güçlerin dış politikasının odağı genel olarak statükoyu değiştirme imkan ve kabiliyetine sahip olan güçlere karşı koyma amacına yönelik olarak gelişmiş, Orta Doğu’da statükoyu değiştirme imkan ve kabiliyetine sahip olan revizyonist İran ve demokrasi ve özgürlük temelli değişim talep eden sokak hareketleri statükocu blok tarafından hedef tahtasına oturtulmuştur.

BAE-Suudi ekseninin statükoyu korumaya yönelik dış politikası ilk olarak Körfez bölgesinde ortaya çıktı. Arap Baharı’nın Bahreyn’e sıçramasıyla Suudilerin liderlik ettiği askeri oluşum, Bahreyn’deki müttefik el-Halife rejimini korumak için ülkeye doğrudan bir askeri müdahale gerçekleştirdi. El-Halife rejiminin Şii muhalefet tarafından devrilmesini engellemenin verdiği özgüvenle BAE-Suudi ekseni 2013 yılında Mısır’da, Muhammed Mursi’nin askeri darbe ile devrilmesine ve askeri darbe sonrası cunta yönetiminin ayakta kalmasına destek oldu. 2015 yılında Yemen’de devrilen Ali Abdullah Salih rejimini yeniden ayağa kaldırmak için BAE-Suudi müttefiki rejimler ile oluşturulan koalisyon eliyle Yemen’e askeri müdahaleye başladı. Suriye’de oluşan istikrarsızlık ve iç savaşın uzamasına katkı sağlayıp Esed rejiminin ömrünü uzatarak statüko karşıtı bir yönetimin iktidara gelmesini engelledi.

Yaklaşık sekiz yıldır devam eden Arap Baharı sürecinde BAE-Suudi ekseni harcadığı çok büyük askeri, ekonomik ve diplomatik kaynaklarla orantılı olmasa da kısmi başarılar elde etti. Örneğin Bahreyn’de el-Halife rejiminin Şii muhalifler tarafından devrilmesi engellendi, Mısır’da Müslüman Kardeşler liderliğindeki kadro askeri darbe ile devrildi ve Müslüman Kardeşler hareketi terör örgütleri listesine alınarak tüm bölge genelindeki altyapısı çökertilmeye çalışıldı, Libya’da Kaddafi rejiminin devrilmesine destek olunarak önemli bir ideolojik rakip tasfiye edildi. Ürdün, Umman ve Lübnan gibi ülkelerdeki yönetimler ekonomik ve diplomatik olarak desteklenerek devrimci dalganın etkisinden uzak tutulmaya çalışıldı.

Yukarıda sayılan kısmi başarılara rağmen dokuzuncu yılına giren Arap Baharı sürecinde karşısına çıkan ciddi sorunlar, statükocu politikanın sürdürülebilirliğini tartışmalı hale getirdi: Statükocu blok çok büyük ekonomik, diplomatik ve askeri kaynaklar seferber ederek Arap Baharı’nın başlangıcında elde ettiği kazanımlarını, bölge genelinde kendi lehine politik bir düzen tesis etmek suretiyle kalıcı hale getirebilecek imkan ve kabiliyete sahip midir değil midir? Bu soru; Cezayir’de statüko yanlısı Buteflika rejiminin çöktüğü, Sudan’da el-Beşir yönetiminin askeri darbe ile devrildiği, BAE-Suudi liderliğinde 2015 yılında başlayan Yemen operasyonunun çıkmaza girdiği, BAE-Suudi ekseninin Arap Baharı sürecinde takip ettiği aktif dış politikanın neredeyse tüm enerjisini sağlayan petrol gelirlerinin 2014 sonrası azaldığı ve en önemlisi de Mısır’ın ekonomik bir uçuruma doğru hızla yaklaştığı bu günlerde daha da büyük bir anlam ifade etmektedir.

Öncelikle, Suudilerin petrol piyasasındaki gücü küresel ve bölgesel meselelerde Suudi politik gücünün en önemli kaynağını teşkil etmektedir. Son yıllarda petrol fiyatlarının seyrine yakından bakıldığında ülke ekonomisinin petrol fiyatları ile birlikte genişleyip daraldığı rahatlıkla tespit edilebilir. ABD ve Rusya gibi çok önemli enerji üreticisi ülkelerin piyasaya dahil olması Suudilerin petrol piyasasındaki ve dünyanın en büyük petrol üreticisi örgütü olan OPEC’teki rolünü sarsmış, petrol fiyatları üzerindeki Suudi tekelini kırmıştır.

BAE ekonomisi her ne kadar Suudi Arabistan kadar petrol endüstrisine bağlı olmasa da petrol fiyatlarındaki uzun süreli düşüşler bu ülkede de ekonomik zayıflığa yol açmaktadır. BAE-Suudi ekseninin, petrol fiyatlarına bağlı olarak, ekonomik kaynaklarının daralması, statükoyu korumak için takip edilen pahalı çek defteri politikası için en önemli tehditlerden bir haline gelmiştir.

Statükocu politikanın sürdürülebilirliğini tehdit eden ikinci gelişme Cezayir ve Sudan gibi ülkelerde son dönemde yaşanan gelişmelerin Arap Baharı’nda ikinci dalga beklentisini artırmasıdır. 2010 yılından itibaren çok büyük umutlarla girişilen statükoyu koruma politikası her ne kadar BAE-Suudi ekseni için birtakım kısa süreli kazanımlar sağlasa da Cezayir ve Sudan’da yaşanan yönetim karşıtı sokak gösterileri tüm bu kazanımlara zarar verecek bir potansiyel taşımaktadır.

Özellikle Cezayir’de yaklaşık yirmi yıldır statükoyu temsil eden Buteflika’nın yoğun protestolara dayanamayarak görevini bırakmak zorunda kalması ve ülkede statüko karşıtı bir yönetimin iktidara gelme ihtimali Orta Doğu ve Kuzey Afrika’da domino etkisi oluşturabileceğinden BAE-Suudi eksenini tedirgin etmiştir. Benzer bir durumun Sudan’da yaşanması ve uzun yıllardır ülkede yönetimde olan el-Beşir’in yaşanan bir askeri darbe ile görevden ayrılmak zorunda kalması da bu endişeyi derinleştirmiştir. Üstelik Sudan’ın Kızıldeniz ve Afrika Boynuzu jeopolitiğindeki stratejik konumu göz önüne alındığında bu ülkede yaşanacak bir kaosun en önemli enerji nakil güzergahlarından biri olan Kızıldeniz ve Süveyş güvenliği için ciddi tehditler açığa çıkarabileceği muhakkaktır. Her iki ülkede yaşananlar, sokak hareketlerinin gücünü göstermesi açısından da önemlidir. Bu durum bölgenin geri kalanında mevcut yönetimlerden memnun olmayan geniş kitleler arasında yeni bir protesto dalgasına ilham verebilir.

Statükocu politikanın sürdürülebilirliğini tehdit eden üçüncü gelişme, BAE-Suudi ekseninin Güney Arabistan’da bozulan statükoyu geri getirmek ve her iki ülkede de gelecekte yönetimi devralacak Muhammed bin Selman ve Muhammed bin Zayed gibi genç ve maceracı potansiyel lider adaylarının karizmalarını parlatmak için giriştiği Yemen operasyonunun gelinen durum itibariyle çıkmaza girmiş olmasıdır.

Dördüncü yılını bitiren Yemen savaşı BAE-Suudi ekseni için çok büyük bir ekonomik, diplomatik, askeri ve psikolojik maliyet ortaya çıkarmıştır. Birkaç ay gibi kısa bir sürede sonuç alınacağı hesaplanırken dördüncü yılında çıkmaza giren Yemen savaşı, çözümü askeri kapasiteye dayanan bölgesel krizlerde BAE-Suudi ekseninin yetersizliklerini ortaya koyması açısından önemlidir. Yemen savaşı, dört yıl boyunca ortaya çıkardığı çok büyük askeri harcamaların yanı sıra savaş sırasında ortaya çıkan insani krizler ve masum sivillerin karşı karşıya kaldığı insani dramlar sebebiyle BAE-Suudi eksenine çok büyük bir psikolojik maliyet de yüklemiştir.

Statükocu politikanın sürdürülebilirliğini tehdit eden dördüncü husus Bahreyn ve Ürdün gibi -her ne kadar küçük olsalar da- çok önemli sosyoekonomik sorunları olan ülkelerde statükoyu korumanın gittikçe artan maliyetidir. Her ne kadar BAE-Suudi ekseni Bahreyn’e askeri müdahalede bulunarak ülkede el-Halife rejiminin Şii isyancılar tarafından devrilmesini engellemiş olsalar da el-Halife rejiminin toplumsal meşruiyetindeki zayıflamayı gidermeye muktedir olamamıştır.

Son dönemde İran’ın kendi askeri kapasitesi ile sınırlamakta başarısız olan BAE-Suudi ekseninin ABD’yi bölgede askeri yığınak yapmaya teşvik etmesi ve İran’a yönelik olası bir askeri müdahale Afganistan’da yaşananların daha şiddetli bir biçimde yaşanması ile sonuçlanabilir. İran’ın bölge genelindeki Şiiler üzerindeki politik nüfuzu, İran’a yönelik olası bir askeri müdahalenin tüm bölge geneline yayılması ile sonuçlanabilir. Bu durumda Bahreyn, Suudi Doğu Vilayeti ve Irak’ta iç savaşa varan manzaralar ile karşılaşabiliriz.