Siyahi Amerikalının Çilesi Analiz
Habip BOZKURT ULUSLARARASI HUKUK VE KAMU HUKUKU UZMANI

Habip Bozkurt’tan Tarihi Bir Dosya:

Siyahi Amerikalının Çilesi

Ve bir kez daha gerçekleşti.

Amerikan Devletinin, Polisinin,  Siyahi Amerikalıya zulmü, şiddeti artık kanıksanmaya, olağanlaşmaya başlamıştı ki…

Bu sefer ki diğerlerinden daha farklı oldu.

Maalesef, yoldan geçen onlarca insanın gözleri önünde, tüm ikazlara, uyarılara, feryatlara rağmen, göz göre göre, sokak ortasında, elleri ceplerinde, adamı boğdular, öldürdüler.

Boyunlarına bastıkları, “boğuluyorum”, “nefes alamıyorum”, “anne” çığlıkları atan kendi vatandaşlarının da hayatları umurlarında değildi ki!

Çünkü Amerikan vatandaşı olmak da yeterli değildi onların nezdinde, beyaz olmak gerekirdi.

Ama bu defa bazı şeyler farklıydı, daha bir rahatsız ediciydi.

Farklı olan; maktulün çevredeki insanların uyarılarına rağmen kurtarılamaması idi.

Farklı olan; Floyd’un boynuna basan polisin yüzündeki alaycı ifade idi.

Katilin yüzündeki müstehzi ifade, Beyaz Amerikalıyı bile çileden çıkardı.

Tüm Amerika sokağa döküldü.

Çünkü ölen bir siyahi Amerikalı değildi sadece..

Siyahlar hikâyenin başından beri öldürülüyorlardı zaten.

Ama Beyazın bu defa korktuğu ve farkına vardığı bir şey daha vardı ..

Beyaz Amerikalının yüzüne tokat gibi çarpan …

Amerikan rüyası dedikleri şey de yavaş yavaş ölüyordu.

Garip George Floyd Teksas’tan kaçmış ve rengi ile daha rahat yaşayabileceği Minneapolis’e gelmişti.

Fakat kaderinden kaçamamıştı.

Beyaz Amerikalının adaleti (!), onu yirmi dolarlık sahte bir banknot iddiası ile yargısızca infaz etmişti.

Ne de olsa o bir zenciydi, taşısa taşısa sahte parayı o taşırdı cebinde.

İşte bu Afro Amerikalı gencin yaşadıkları, Amerikan Polisinin şiddet sicilini, her nedense ve genellikle  siyahi Amerikalılara karşı sabıkalı geçmişini akıllara getirdi.

Floyd’un adeta hayata tutunmaya çalıştığı son görüntüleri sessiz kalabalıkların harekete geçmesine neden oldu.

Floyd; rüyaların, fırsatların ve sözde özgürlüklerin ülkesinde (!) teninin rengi nedeniyle önüne konulan kişisel ve toplumsal engelleri aşmaya çalışmış, sıradan bir Amerikalının sahip olduğu yaşam olanaklarını talep etmiş, daha iyi bir hayat kurmaya çalışmıştı.

Ve ölümü ile 100 binden fazla insanın hayatını kaybettiği, 40 milyon kişinin işsiz kaldığı, büyük bir kamu sağlığı krizinin ve ekonomik darboğazın orta yerinde kitleleri uyandırdı.

Amerikan polisinin şiddet siciline gelince;

ABD’de polisin neden olduğu ölümlerin kaydını tutan internet sitelerinin verilerine göre 2019’da 1019 kişi polis tarafından öldürüldü.

Veriler analiz edildiğinde ABD’de bir siyahinin polis tarafından öldürülme riski bir beyazın öldürülmesi ihtimalinin üç katı…

Aslında sorunun temeline indiğimizde, meselenin özünde son yıllarda artan polis şiddetinden de ziyade tarihsel bir ırkçılık olduğunu görüyoruz.

Siyahlar hikâyenin en başından beri vardı ama yaşadıkları bir Amerikan Rüyası değildi.

Siyahlar başından beri uyanmaya çalıştılar.

Rosa Parks; Montgomery’de bir otobüste siyahlar için ayrılan bir koltuğa oturup oradan da kendisini kaldırmak isteyen bir beyaza yer vermediği için tutuklandığında uyanmaya çalıştılar siyah Amerikalılar.

Malcolm X ve Martin Luther King ile de uyanmak istediler.

Bir hayalleri vardı.

Bu ülkede tam bir eşitlik ve özgürlük içinde yaşamak istiyorlardı.

Tenlerinin doğuştan farklılığını bir dezevantaj olarak önlerine sunan sözde Büyük Amerikan Rüyasına isyan ediyorlardı.

Ünlü Fransız siyasal bilimci ve tarihçi Alexis de Tocqueville 1835 yılında yazdığı “Amerika’da Demokrasi” kitabında Amerikan kurumlarını ve siyasal değerlerini, Amerikan demokrasi modelini inceleyerek Avrupa demokrasilerine örnek gösterir.

Kısa bir süre  Dışişleri Bakanlığı da yapan Tocqueville, Amerika’daki toplum yapısına baktığında, o dönemde bulunan koşullardaki eşitlik adeta onu büyülüyor ve evrensel demokrasinin esasını bu ilkede görüyor.

Amerikan demokrasi modelini ve işleyişini inceleyen Tocqueville, yapının özelliklerini şöyle açıklıyordu:

“Hürriyet ve eşitliğin uç bir noktada buluşup karışmasının hayalini kurmak imkânsız değildir. Halkın yönetimde görev aldığını ve her bireyin bunu gerçekleştirmekte eşit hakka sahip olduğunu varsayalım. Hiç kimsenin bir diğerinde, bir üstünlük ya da ayrıcalık kurması söz konusu olmadığından baskı uygulayamaz. Her birey tümüyle özgürdür, çünkü her birey bir diğerine eşittir.”

Tocqueville’nin Avrupa Demokrasilerine örnek olarak gösterdiği Amerikan Modeli buydu.

Lincoln’un köleliği kaldırmak ve eşit bir toplum yaratmak için verdiği siyasal mücadeleyi bir kenara bırakırsak Amerikan toplumunda ve demokrasi modelinde koşullarda eşitlik ilkesi hiçbir zaman geçerli olamadı.

Amerikan siyasal toplumunun her zaman ten rengi ile problemi oldu.

Bugün çeşitli eyaletlerde gerçekleşen protesto sahnelerine ve Floyd’un 8 dakika boyunca boğularak öldüğü sahnelere bakabilseydi Tocqueville büyük utanç duyardı.

Bugün Amerika’da alev alev yakılan binalar, arabalar, şehirden şehire yayılan ve kontrol altına alınmakta zorlanılan şiddetli protestolar, yağmalamalar adeta Hollywood filmi sahnelerinden kolajlanmış gibi.

Küresel salgının büyük travması, genişleyen ekonomik eşitsizlik, polarizasyon ve bir türlü aşılamayan toplumsal önyargı ırkçılık hastalığı…

Tüm bu bileşenlerin, parametrelerin, acı bir kıvılcımla, toplumda biriken kızgınlığı tetiklediği de unutulmamalı…

Bu Yazara Ait Diğer Makaleler