Ortodoks Kiliselerinde Neler Oluyor? Analiz
Prof. Dr. İlyas TOPSAKAL ULUSLARARASI İLİŞKİLER UZMANI

Türkiye-Ukrayna-Rusya Ekseninde

Ortodoks Kiliselerinde Neler Oluyor?

Aslında son yılların en önemli politik konusu Türkiye’de hiçbir iz bırakmadan akıp gidiyor. Alman, Rus, İngiliz, Fransız vs. uzmanların görüşüne göre diye başlayıp Ukrayna Kilisesi Rus kilisesinden bağımsızlığını kazandı ve İstanbul Ortodoks kilisesi Ukrayna kilisesinin bağımsızlık isteğini kabul etti haberleri geçiyor.

 

Çok derin tarihsel köklere sahip bu meselenin uzmanı sanıyorum bu sayfanın da yazarı olan şahsım ne acıdır ki hiçbir basın kuruluşu bu meselde benim görüşüme başvurmuş değil, en azından bir analiz yazısıyla akıp gitmeden literatürde bu meselenin bulunması amacını gütmüştür. Rusların Ortodoks Hristiyanlığı benimsemeleri miladi 900 yılların ikinci yarısında olmuştur.

 

Prenses Olga Bizans sarayında yaşarken Hristiyanlığı benimsemiş oğlu prens Vladimir ise 988 de Ortodoksluğu Kiev knezliğinin resmi dini haline getirmişti.  Ancak Kiev’in Hristiyanlaşması meselenin başlangıcıdır; ilk olarak kurulan kilisenin içeriği nasıl olacak tartışmaları yapılır ve kilise literatürü ve ritüelleri oluşturulur.

 

Burada Aziz Kiril’in çabalarını ve Slav dillerinin literatüründeki öncülüğünü dile getirmek gerekir. İlk yüzyıllar kilisesin gelişiminde Bizans ve İstanbul Ortodoks kilisesinin etkisi çok fazladır ve gelişiminin temelinde bu okulun yeri çok önemlidir.

 

Daha sonra Moğolların Kafkas ardındaki Türk ülke ve Slav topraklarını istilası Rusların yavaş yavaş Kiev kilisesinden kuzeye Moskova’ya doğru yolculuğa çıkmalarına sebep olur. Nihayet 1400’lerin başlarında Kiev’in ihtişamı Moskova ‘ya taşınmış ve Moskova 1439 yılında metropolitlik seviyesine yükselmiştir.

 

Aslında bu yükseliş bölgedeki siyasi organizasyonların gelişimiyle paralel olarak kendini tamamlar. Hele 1453 yılında İstanbul yani Ortodoksluğun merkezi Hristiyanların literatüründeki Konstantinopolis Türkler tarafından feth edilince Rus Ortodoks kilisesi yani Moskova Metropolitliği yavaş yavaş büyüyüp 1589 patriklik seviyesine yükselecek aynı zamanda ekümenik ve Ortodoksların koruyucusu olma iddiasında bulunacaktı.

 

Bu gelişim paralelinde Rusya’nın imparatorluk olma sürecine uyumlu olma hali vardır. Artık İstanbul İskenderiye Antakya Kudüs’ün yanına bir de Moskova patrikliği eklenmiştir.

 

Batı Avrupa ve onu temsil eden Katoliklik ilgisini ve himayesini Ukrayna topraklarında tarihin her döneminde hissettirmiştir. Bu çerçevede 1596 Ortodoks din adamları Katoliklerle kiliselerini birleştirme kararı aldılar, Brest litovok bu demekti aslında.

 

Ancak Rusya 1697 yılında güçlenmişti ve yeniden Ukrayna kilisesini kendine bağladı. 1721 yılında I. Petro artık bir imparatorluk kurmuştu ve ona uyumlu olsun diye patrikliği de bir meclis yapmış ismini Sinod koymuştu.

 

Bu gelişmeden sonra Slav dünyası Rusya’nın din işlerini yürüten bir meclisli yani Sinodluk tarafından yönetilecekti. Hikaye gelişirken kendi içinde bir çok kırılma yaşadı ama ana kol olan Rus Ortodoks kilisesi ile batıya entegre Katoliklikle iç içe olan İstanbul kilisesinin mücadelesi her zaman devam etti.

 

Dünyanın değiştiği 1917’de Bolşevik ihtilali olunca ilk yıllar Rus kilisesi çok etkilenmedi ancak Stalin ile beraber tüm dini gruplarda olduğu gibi kilise de payını aldı ve kapatıldı. İkinci dünya savaşı sonrası oluşan uygun ortamda on bin kilise hizmete açıldı ve yaşamını Gorbaçov’un glasnost ilanına kadar ortodoksluğu devam ettirdi.

 

Ancak Rus kilisesi geçmiş bilgi ve mücadele alanın hiç kaybetmedi. 1990 yılında Ukrayna kilisesi Rus kilisesine başvurarak bağımsızlığını talep etti, istek kabul görmedi.

İki kilise tarihte olduğu gibi yeniden mücadeleye başladı ama aslında arkasında büyük bir politik güç taşıdıklarının farkında oldular. Moskova Ukrayna içindeki Ortodoksları politik gücüyle kendine çekiyordu, Ukrayna ise Katoliklerden aldığı geçmişte Polonya/Leh günümüzde AB- yarılmayı kendi lehine çevirmeye çalıştı.

 

Nitekim 1990 sonrası Ukrayna’da Moskova ve Kiev ortodoksluğu diye iki tabir ortaya çıktı. Verilen istatistik ne kadar doğrudur bilinmez amam 2014 yılında Ortodokslar içinde ancak yüzde 22’nin desteğini alabilen Ukrayna 2017 de bu oranı yüzde 44’lere çıkarmış.

 

Arkasında bir de İstanbul ve diğer patrikhaneleri alınca Moskova’nın Ukrayna ortodoksluğu üzerindeki tarihsel ve güçlü etkisini dengelemeye başlamış. Bu yorumlar yapılan araştırmaların bize gösterdiği reel sonuçlar.

 

Ancak ben buraya bir virgül koymak isterim. Yapılan bütün çalışma ve anketler tek taraflı ve kaynakları bir tarafın görüşlerine uyumlu yapılmış, yani objektif değil. Ortodoksluğu takip eden bir tarihçi olarak kısa sürede yüzde yüzleri aşan değişmelerin olamayacağını bilecek kadar tecrübeliyim.

 

Ukrayna ve çevresindeki ortodoksluğun kime ait olacağı meselesinde geçmişte olduğu gibi belirleyici unsurun güç ve devletlerin kapsadığı idare olduğu açıktır. Bu nedenle Ukrayna’nın bağımsız kilise olma isteği yeni bir olay değil bilakis bölgedeki siyasal birlikteliğin dağılışıyla ilgisi vardır ve kesindir ki, bu alaka taa İstanbul ve diğerlerinin Katolik birliğe katılmalarıyla doğrudan ilgilidir.

 

Moskova ise bu birliğe Slavların hamisi olarak geçmişte katılmamış halen de mesafeli durmaktadır. Ayrıca Ukrayna ve diğer kiliselerde orta dönemde kurduğu otoriter etkisini kolay kolay terkedecek değildir.

 

Bölgedeki etkisini artırmak için Suriye dahil Akdeniz ve çevresi, hatta Uzak doğu’da dünyadaki politik denklemin daima içinde olacaktır. Bu strateji NATO’ya karşı yürüttüğü güvelik konseptini tamamlayan en önemli psikolojik kaynaktır ve var olma nedenidir.

Bu Yazara Ait Diğer Makaleler