Mursi’den Önce ve Sonra Analiz
Denise LUCY KALİFORNİYA DOMİNİK ÜNİVERSİTESİ

Küresel Demokrasi Sınavı

Mursi’den Önce ve Sonra

Mahkeme salonunda kalp krizi geçiren Mısır’ın meşru Cumhurbaşkanı Muhammed Mursi’nin kalp krizi geçirmesinin ardından 20 dakika boyunca müdahale etmeyip ölmesini bekleyenler mi sadece Mursi’nin katili?

2013 yılında Cumhurbaşkanı Mursi’yi darbeyle devirmek için kurdukları tuzağa katkıda bulunan Temerrüd Hareketi’nin Tahrir Meydanını dolduran milyonlarca mensubuna ne demeli?

Mısır halkının seçtiği cumhurbaşkanı altı yıl süren esaret ve işkencenin ardından bir kafeste hayatını kaybetti. O kafeste kaybedilenin sadece Mursi’nin hayatı değil, aynı zamanda Orta Doğu’nun en köklü devleti olan Mısır’ın yeniden özgürlüğüne kavuşma fırsatı olduğunu anlayabilecekler mi?

Darbeci Sisi ile birlikte kendilerine sunulanın esaret olduğunu altı yıldır hâlâ fark edemediler mi? Fark etmiş olsalardı Cumhurbaşkanı Mursi’nin maruz kaldığı tecrit ve eziyete karşı çıkarlardı. Aksine onu devirmek isteyenlerin oyunlarına bilerek ya da bilmeden ortak oldukları için Allah da onları esaret ve ezilmişlikten kurtulma fırsatından mahrum etti.

Cumhurbaşkanı Mursi’nin katillerini ararken karşımıza çıkan diğer zanlılar ise darbenin azmettiricisi ülkeler. Yani, Sisi ve Mısır ordusunun sadece perdenin önündeki fail olduğunu herkes görüyor. Mursi ve diğer Rabia meydanı şehitlerine yönelik cinayetin azmettiricilerinin ABD, BAE, İsrail, Suudi Arabistan ve diğer bazı Batı ülkeleri olduğuna kuşku yok.

Mısır Arap dünyasının en büyük ülkesi, İslam dünyasının en önemli devletlerinden biridir. “Kıymetlileri” İsrail’in hemen yanı başındadır. Mısır’da uzun sürecek bir Müslüman Kardeşler idaresinin İsrail saldırganlığının akıbeti açısından doğurabileceği sonuçlar ortadadır.

Yine önemli noktalar Kudüs ve Golan Tepeleri Amerikan Başkanı Trump tarafından altın tepsi ile Netanyahu’ya sunulurken Mursi yönetimindeki bir Mısır nasıl davranırdı acaba? “Görevli darbeci” Sisi ise misyonunun gereğini yaptı ve ABD’nin bu hukuksuz politikalarına ses çıkarmadı, hatta Batı Şeria’nın önemli bir kısmından Filistinlileri kovmayı öngören “Yüzyılın Anlaşması’na” destek veriyor.

“Yüzyılın Anlaşması’na” destek veren diğer Arap ülkeleri BAE ve Suudi Arabistan’ın İsrail’e sundukları bir başka hizmet de Mursi’ye karşı gerçekleştirilen darbenin finansal yükünü üstlenmeleriydi.

Darbeci Sisi’nin ayakta kalması ve diktatörlüğü yeniden Mısır’da inşa etmesi için bütün para musluklarını açtılar. Müslüman Kardeşler hareketinin Mısır’ı ve halkını özgürleştirmesini istemiyorlardı. Zira özgürlüğün Arap dünyasında yayılması kendi halkları için de örnek oluşturabilirdi ki, bu en son isteyebilecekleri şeydi. Mısır halkının özgür olmasını istemedikleri gibi Mısır’ın özgür olmasını da istemiyorlardı.

İşte bu sebeplerden dolayı Riyad ve Abu Dabi yönetimleri Cumhurbaşkanı Mursi’ye karşı darbede azmettirici oldular, “Darbe görevlisi” Sisi’yi darbe sırasında olduğu gibi darbeden sonra da desteklediler. Bu destek Muhammed Mursi’nin mahkeme salonundaki kafeste şehit edilmesine kadar devam etti. Bu iki ülkenin Sisi darbesine verdikleri desteğin boyutu, darbeye karşı eleştirel bir politika izleyen Katar ve Türkiye’ye yönelik düşmanca politikalarından da anlaşılabilir.

Cumhurbaşkanı Mursi’nin şehit edilmesinin diğer azmettiricileri olan ABD ve Avrupa ülkeleri açısından meselenin iki boyutu var. Darbe süreci ve sonrasında izledikleri politikaların bu ülkelerin çıkarları açısından nasıl değerlendirilmesi gerektiği ve bu politikaların söz konusu ülkelerin sürekli dile getirdikleri demokrasi, hukuk devleti ve insan hakları gibi değerler açısından ne anlam ifade ettiği.

Yani Mısır gibi, Doğu Akdeniz’de, nüfusu 100 milyona dayanmış bir ülkede halkın tercihlerinin bu şekilde baskılanmasının, seçilmiş bir cumhurbaşkanının uzun süre sağlık sorunlarıyla ilgilenmeyip hücrede tecrit edildikten sonra mahkeme salonunda bir kafeste geçirdiği kalp krizi sonrasında ölüme terk edilmesinin bu ülke halkının önemli bölümünde doğuracağı travmanın sonuçlarını tahmin edebilecek kadar uzak görüşlü olmadıkları görülüyor. Bu şekilde insanları radikalleştirip sonra da radikalizm ve onun bir aşama sonrası olan terörizmden şikayet etmeleri aslında dar görüşlülüktür.

Mesela Müslüman Kardeşler gibi, şiddetten uzak durmuş bir İslamcı hareketi bu şekilde baskılayarak DEAŞ ve El-Kaide benzeri terörist örgütlerin önünü açtıklarını fark edemeyecek kadar dar kafalı değillerse, böyle bir sonucu arzulayacak kadar kötü niyetli olmalılar.

Artık Mursi yok. Dünya özgürlük, demokrasi ve insan hakları başlıklarında yine sınıfta kaldı. Geleceğe dair bir yeşil umut dalı daha soldu.

Bu Yazara Ait Diğer Makaleler