“Mensupları İçin Tek Şans” Analiz
Nadine STEİGER NORVEÇ UNIVERSTY OF BERGEN

NATO Tartışılır Mı?

“Mensupları İçin Tek Şans”

2.Dünya Savaşı’nın yıkım süreci sonunda Amerika Birleşik Devletleri ve Kanada’nın yanı sıra 10 Batı Avrupa ülkesinin katılımıyla, 4 Nisan 1949’da Washington’da imzalanan Kuzey Atlantik Antlaşması ile NATO ittifakı kuruldu.

İttifak’ın ilk Genel Sekreteri İngiliz Lord Hastings Lionel Ismay’ın Mart 1952’deki bir ifadesiyle, NATO, “Rusları dışarıda, Amerikalıları içeride ve Almanları aşağıda tutmak” amacıyla kuruldu demek yanlış olmaz.

Bu söylem, Batı Almanya’nın 6 Mayıs 1955’te İttifak’a katılmasıyla ve bu gelişmeye tepki olarak kısa süre içinde, 15 Mayıs 1955’te, Sovyetler Birliği tarafından Varşova Paktı’nın kurulmasıyla birlikte kısmen değişmek zorunda kalsa da, NATO açısından değişmeyen ve günümüzde de en önemli varlık sebebi olarak ifade edilen tehdit algısının kaynağında Rusya olmaya devam etmiştir.

Aslında BM’nin kuruluş amacı olan uluslararası ilişkilerde barışın ve istikrarın korunmasının, Şartname’de yer alan maddelerde tanımlanan mekanizmalar ile sağlanmasının pek de mümkün olmadığının açıkça anlaşılmasına yol açan Orta ve Doğu Avrupa (Çekoslovakya, Macaristan) ile Uzak Doğu (Kore Yarımadası) bölgelerindeki gelişmeler, zaman içinde, uluslararası ilişkilerde “Soğuk Savaş” olarak tanımlanan uzun, zorlu ve tehlikeli bir sürecin yaşanmasına sebep oldu.

ABD’nin ve Sovyetler Birliği’nin geliştirdikleri nükleer silahlar ve bunların sayılarının kısa sürede hızla artması, 1960’lı yıllara gelindiğinde her iki ülkenin de “süpergüç” olarak öne çıkmasına yol açtı.

Bu durum, kaçınılmaz olarak, ABD’nin ve Sovyetler Birliği’nin kendi ulusal güvenlik çıkarlarını korumaya yönelik geliştirdikleri askeri stratejileri, temsil ettikleri blokların güvenlik politikalarını ve savunma stratejilerini de büyük oranda belirledi.

NATO’yu kuran Washington Antlaşması’nda yer alan meşhur “5. Madde” ile özdeşleştirilen “dayanışma” (solidarity) prensibine, yukarıdaki paragraflarda bahsedilen gelişmelerin de ortaya koyduğu gibi, müttefikler tarafından etkili bir şekilde sahip çıkılmaktadır.

Ancak, İttifak bünyesinde benimsenen bir diğer temel prensip olan “yükün paylaşımı” (burden sharing) konusu ise, bir süredir ABD yönetimleri tarafından sıkça dile getirilen şikâyet kaynağı olmaya başlamıştır.

ABD Başkanı Donald Trump’ın bu konudaki ifadeleri artık şikâyet seviyesinden suçlama ve hatta tehdit etme noktasına kadar varmaya başlamıştır. NATO içinde ciddi oranda rahatsızlık meydana getiren ifadeleri sebebiyle Trump yönetimine Avrupalı müttefiklerin güveni de önemli ölçüde azalmaya başlamıştır.

ABD ile Avrupalı müttefikleri arasındaki ilişki seviyesinin bundan sonraki süreçte de inişli çıkışlı olması beklenmekle beraber, bu durumun NATO’nun dayanışma prensibine ciddi bir hasar vermesi öngörülmemektedir. Nitekim, Aralık 2019’da Londra’daki NATO Zirvesi bu öngörüyü destekler mahiyette gerçekleşmiştir.

 

Öte yandan, İttifak’ın 21. yüzyılın kalan kısmında karşılaşması muhtemel sorunlar, Atlantik’in iki yakası arasında ortaya çıkan farklı yaklaşımlar olmaktan çok, bilim ve teknoloji alanında yaşanan hızlı gelişmelerin ortaya çıkaracağı yeni tehditler olacaktır demek yanlış olmaz.

Yakın vadede bekleyip göreceğiz.

Bu Yazara Ait Diğer Makaleler