“Maalesef Herkes Sevinmedi” Analiz
İbrahim MULUSHEVA İbni Haldun Üniversitesi

Ayasofya’ya Ortadoğu’dan Bakış:

“Maalesef Herkes Sevinmedi”

Malezya’dan Güney Afrika’ya, Pakistan’dan Cezayir’e, Endonezya’dan Bosna-Hersek’e dünyanın birçok ülkesindeki Müslümanlar bu kararı kutlarken, açılış törenini de televizyon ve sosyal medyadan takip ettiler.

İslam coğrafyasındaki kamuoyları Ayasofya kararını bu derece benimserken bazı ülke yönetimlerinin tepkileri ise dikkat çekici oldu. Meşruiyetlerini halktan almayan ve dış politika ve bölgesel konulardaki görüş ayrılıklarından dolayı Türkiye’ye karşı hasmane tutum içerisinde olan Mısır, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) ve Suudi Arabistan’dan Ayasofya’nın camiye dönüştürülmesi kararına gelen tepkiler ise eleştireldi.

Aslında bu eleştiriler, temelde, bu rejimlerin Ayasofya ile ilgili kararı da Türkiye karşıtlığında bir araç olarak kullanma stratejileri doğrultusunda yöneltildi. Dış politika ve bölgesel meselelerde Ankara ile farklı önceliklere sahip olan bu rejimler, kendi kamuoylarından tepki alacak olmalarına rağmen, İslam ümmetinin büyük çoğunluğunun arkasında durduğu ve desteklediği bir kararı eleştirebilmişlerdir. Her ne kadar üst düzey resmî kurumlarca açık bir şekilde ifade edilmese de, bu rejimlere yakın aktörlerin veya temsilcilerin Ayasofya’nın camiye çevrilmesine tepki göstermeleri, Türkiye karşıtlığının geldiği seviyeyi göstermesi açısından da önemli.

Ayasofya açılışına en dikkat çeken tepkilerden biri Mısır Müftüsü Şevki Allam’dan geldi. Bir televizyon kanalında katıldığı programda, Ayasofya’nın camiye çevrilmesinin kabul edilemez olduğunu belirten Allam “Kiliselerin camiye çevrilmesinin İslam’a aykırı” olduğunu iddia etti. Ayasofya’nın insanlığın kültürel mirası olduğunu savunan Allam, İslami metinlerde bu mirasın olduğu gibi korunması gerektiğinin belirtildiğini iddia etti. Öte yandan, Mısır’ın El-Ezher Üniversitesi’nden bazı üst düzey din adamlarının da Ayasofya kararını eleştirdiklerine şahit olduk.

         Mısır’daki bu söylemlerin arkasında siyasi saikler olduğu unutulmamalı. Ülkede 2013 yılında gerçekleşen darbeyle iktidara gelen Abdulfettah Es-Sisi yönetimi altında, El-Ezher ve Mısır Müftülüğü gibi kurumlar rejimin tam anlamıyla birer enstrümanı haline gelmiş durumdalar. Aslında El-Ezher’in tamamen Mısır’daki otokratik yönetimlerin kontrolünde işleyen bir kurum haline gelişi yeni bir hadise değil.

Cemal Abdünnasır döneminde başlayan bu süreç daha sonra Enver Sedat ve Hüsnü Mübarek dönemlerinde de devam etmişti. Öyle ki Hüsnü Mübarek’e karşı 25 Ocak 2011’de başlayan ve milyonlarca Mısırlının sokaklara döküldüğü gösteriler sırasında, El-Ezher şeyhi halka evlerine dönmeleri ve yönetime karşı protestolara katılmamaları çağrısında bulunmuştu. El-Ezher bu çizgisini 3 Temmuz 2013’teki askeri darbe sonrası süreçte de sürdürerek daha önce hiç olmadığı kadar rejimin güdümüne girdi.

El-Ezher ve Mısır Müftülüğü gibi kurumlar darbe sonrası dönemde, ülke içinde muhaliflere karşı rejimin baskı politikalarının meşrulaştırılmasında bir araç olarak kullanıldılar. Bunun yanında dış politika meselelerinde de rejimin hedefinde olan

Türkiye ve Katar gibi ülkelere karşı manipülatif bir ajanda çerçevesinde işlevselleştirildiler. 5 Haziran 2017’de Suudi Arabistan, BAE, Bahreyn ve Mısır’ın Katar’a yönelik başlattığı abluka sürecinde El-Ezher bir açıklama yaparak “Katar’a karşı yapılan bu operasyon Arap Birliği’ni sağlamak için zaruridir” demişti.

Katar’ın bölgede istikrarı tehdit ettiğini savunan El-Ezher, Arap halklarının güvenliğinin korunması için Katar’a yönelik ablukanın devam ettirilmesi gerektiğini vurgulamıştı. Türkiye’nin Ayasofya’yı yeniden camiye çevirme kararına yönelik El-Ezher ve Mısır Müftülüğü’nden gelen tepkiler de bu çerçevede değerlendirilmeli. Maalesef Müslümanlar veya Müslüman görünenler bu güzel olayda bile tek yürek olamadı.

Bu Yazara Ait Diğer Makaleler