Lozan Nedir? Analiz
Dr. Ahmet ANAPALI TARİH ARAŞTIRMACISI

Tarihçi Dr. Ahmet Anapalı:

Lozan Nedir?

İmzâlanmasının üzerinden 96 sene geçmesine rağmen o günden bugüne Lozan üzerine çok söz söylendi, çok yazı yazıldı. Bugünlerde bile bir muzafferiyet mi yoksa bir hezîmet mi olduğu hâlâ konuşulur.

Üç beceriksizin gençlik hevesi ve mâcerâperestliği uğruna yanlış saflarda girdiğimiz büyük cihan savaşından mağlûp olarak çıktıktan ve dört senede “evet sâdece dört senede” bir milyon ikiyüzbin metrekarelik “yâni bugünkü ölçümlerle söylenmesi gerekirse birbuçuk Türkiyelik” toprak kaybettikten sonra, Mustafa Kemal Paşa’nın Sultan Vahideddin Hân’a tavsiyesi ve ısrârı üzerine antlaşma masasına oturmak ve Osmanlı haklarını korumak için Limni Adası’nın Mondros Limanı’na gönderilen Rauf Orbay’ın imzâladığı Mondros Ateşkes Antlaşması’nın o berbat maddeleri mûcibince, Anadolu toprakları karış karış işgâl edilmiş ve düşman çizmeleri tarafından ezilmiştir.

 

Osmanlı Genelkurmayı’nda bulunan üst düzey paşalarla aynı fikirde olan son hükümdar Sultan Mehmed Vahideddin Han kararını vermiştir. Bütün orduları dağıtılmış, tersânelerine el konulmuş, postânelerine girilmiş, silahları elinden alınmış, limanları işgâl edilmiş bu aziz toprakları düşman istilâsından kurtarmak için olağanüstü yetkilerle donatılmış bir paşanın paravan, göstermelik bir görevle Anadolu kıtasına gönderilip onun başkanlığı ve yönetiminde saray-hükümet-halk-bürokrasi-ordu işbirliği ile başlatılan bir millî mücâdeleden sonra İstanbul’dan kurtarılamayan mukaddes vatanın kurtarılması sağlanacaktı.

 

Nitekim dört senelik çetin ve zor bir ölüm-kalım mücâdelesinden sonra kurtarıldı da… Sıra, cephede kanla, terle, duayla, maddeyle, mânâyla, sabırla, kazmayla, kürekle, tırnakla kazanılan bu zaferin masada imzâlanacak diplomatik bir antlaşma metni ile taçlandırılmasına gelmiştir. Târihler 1922 senesinin Ekim ayını gösterir. Savaşın mağlûpları olan İngiltere-Fransa-İtalya-Yunanistan şer bloğu Osmanlı İmparatorluğu topraklarının ve Sultan-halîfenin haklarını korumak için namus ve şereflerinin üzerine yemîn edenler tarafından oluşturulan Ankara’daki TBMM meclisine bir dâvetiye gönderirler. Nerede olacağı kendileri tarafından belirlenen bir Avrupa semtinde bir Barış Antlaşması yapılacaktır.

 

    Görüşme Yerini Biz Belirleyemiyoruz

 

TBMM haklı olarak kazanmanın verdiği baskın duygularla bu antlaşma görüşmelerinin İzmir’de yâni düşman işgâlinden kurtarılan son Osmanlı toprağında yapılmasını taraflara teklif etti. Etti etmesine de bu teklif Avrupalı muhatapları tarafından ciddîye alınıp üzerinde görüşme bile yapılmadı. İngiltere’nin İstanbul Yüksek Komiseri Rumbold, 11 Ekim 1922’de Savaş Bakanlığı’na yazdığı bir telgrafta, Türklerin yalnızca Yunanlılar’a değil tüm müttefiklere karşı zafer kazandığı yolunda halk arasındaki yaygın inanca dikkat çekti.

 

Ve şu bilgiyi bakanlığına sundu; “…Bu izlenim, eğer konferans bir Türk şehrinde gerçekleşirse daha da güçlenecektir. Bu öneriyi kabûl etmek, Türklerin sadece Yunanlıları değil tüm müttefikleri yendiğini kabûl etmek demektir. Eğer Türk tarafının konferansı bir Türk şehrinde yapma teklifi kabûl edilirse, bir heyet üyesi Türk, konferans başkanlığı talebinde dahi bulunabilir.”[1]

 

Lozan’daki İngiliz heyetinin başkanı Lord Curzon, Rumbold tarafından dile getirilen bu sakıncalara tamâmıyla katılıyordu ve bu sebeple Türk topraklarında bir barış konferansı toplanması fikrini hiç düşünmeden reddetti.

Bu tür öneriler “kesinlikle kabûl edilemezdi.[2]” Çünkü bu durum Yunanistan Devlet Başkanı Elefterios Venizelos’un duygularını incitebilirdi. Bir haftalık görüşmeler netîcesinde İngilizler İzmir’i kabûl etmedi ama Türkiye İsviçre’nin Lozan kentinde görüşmeyi kabûl etti. Türk orduları tarafından tartışmasız bir şekilde kazanılan bir savaşın netîcesinde yapılan barış konferansının nerede, ne zaman yapılacağı ve neden orada yapılacağı meselesi bile İngilizler tarafından psikolojik savaş ayrıntıları olarak görülüyor ve bu yüzden her şartın Türk heyetinin aleyhinde olması için uğraşılıyordu. İşte bizi Lozan’da temsîl eden bizimkilere örnek diplomasi ve diplomatik kişilik örneği…

 

Misâk-ı Millî Nâmus ve Şerefti.

 

Ankara’dan Lozan’a gönderilen görüşme heyeti, Başkan İsmet İnönü, 1.başkan yardımcısı Dr. Rıza Nur ve 2. Başkan Yardımcısı Hasan Saka önderliğinde kalabalık bir grup olarak 13 Kasım 1922’de Lozan’a ayakbastılar. Ankara’dan ayrılmadan önce bu heyete dikkat etmeleri gereken hususlarla ilgili olarak üç-beş sayfalık not verdiler.

 

Bu notların başında gelen ise ne olursa olsun, çiğnemeyeceklerine dâir hem İstanbul’daki Meclis-i Mebusan üyeleri hem de Ankara’daki TBMM üyeleri tarafından nâmus, şeref ve haysiyetleri üzerine yemîn edilen ve uğruna ölmekten çekinmeyeceğiz denilen “Misâk-ı Millî”den, “Millî Yemin”den tâviz verilmemesidir. İyi ama vatan uğruna can vermeyi göze alan yiğitlerin şereflerinin üzerine yemin ettikleri ve canlarından aziz bildikleri bu Misâk-ı Millî de nedir?

 

Misâk-ı Millî; İstanbul’da toplanan son Osmanlı Mebusan Meclisi tarafından 28 Ocak 1920’de oybirliği ile kabûl edilmiş ve 17 Şubat’ta kamuoyuna açıklanmıştır. Buna göre; Suriye’de Azez, Cerablus, Rakka ve Deyrizor (Fırat Vadisi); Irak’ta Sincar, Musul, Altınköprü, Erbil, Kerkük ve Süleymaniye Misâk-ı Millî sınırları içindedir. Doğuda ise “Vilâyet-i Selâse (Kars, Artvin ve Batum)”, Ege’de Adalar, Batı Trakya, Hatay, Akdeniz’de Kıbrıs ve 30 Ekim 1918’de Türk ordularının kontrolündeki (Türklerle meskûn) Ahıska aynı şekilde Misâk-ı Millî’ye dâhildir.

 

İstanbul Hükûmetinin kabûl ettiği bu “millî and”ı aynen virgülüne bile dokunmadan Ankara’daki meclis de kabûl etmiştir. Mustafa Kemal Paşa’nın Lozan’a giden heyeti (İnönü ve ekibini)  bu sınırlara hassas olunması noktasında uyardığı târihî kaynaklardan anlaşılmaktadır.

 

Lozan’da karşımıza 8 Devlet çıktı: İngiltere, Fransa, Amerika, İtalya, Japonya, Romanya, Sırbistan ve Yunanistan!.. Toplantı bir hafta ertelendi ama Türkiye’ye haber verilmedi. Toplantı günü 13 Kasım olarak kararlaştırıldı ve tüm ülkelere dâvet mektupları gönderildi. Gönderildi ama İsviçre, bu toplantı için yapması gereken gerekli hazırlıkları yapmadığı ve İngiltere ile İsviçre’de genel seçimler olduğu için toplantı ilân edildiği târihten bir hafta sonraya ertelendi.

 

Fakat toplantının bir hafta ertelenmesi haberi Türkiye’ye söylenmedi. İsterseniz skandal olarak adlandırılması gereken bu hâdiseyi baş aktörü İsmet İnönü’nün hâtıralarından tâkip edelim; “… İsviçre’ye gelir gelmez karşımıza çıkan ilk mesele İsviçre’yi tamâmıyla boş bulmamızdır. Müttefiklerden hiç kimse hiçbir heyet İsviçre’ye gelmemişti. Yalnız biz gitmiş bulunuyorduk. Bunun sebebi İsviçre’de ve İngiltere’de yeni seçimlere gidilmiş olmasıdır. O günler bu ülkelerde seçim günleri idi. İngiliz heyeti İngiltere’deki seçimlerden sonra gelebilecek ve konferans başlayacaktı. Ben İstanbul’da General Harrington ile görüşmüştüm. O bana bu konuda bir şey söylememişti. Gerek İstanbul’da gerek İstanbul’dan ayrıldıktan sonra yolda veya herhangi bir yerde bana konferansın bize söylendiği gibi ayın 13’ünde toplanmayacağını, bir hafta ertelendiğini bildirmemişti.”[3]

                Ne acı, toplantı târihi erteleniyor ama Türk heyetine haber vermek tenezzülünde dahi bulunulmuyor. İşin daha fenâsı, bizim ekip bunu uluslararası bir skandal hâline getirip Türkiye’nin haklarını aramıyor.

 

Lozan’da Türkçe Konuşmak Yasaktı

 

Yapılan görüşmeler netîcesinde Fransızca, İngilizce ve İtalyanca resmî dil kabûl edildi. Başka dil yasaktı!.. Hâlbuki masaya gâlip bir devlet sıfatı ile oturan tarafın lisânı olarak TÜRKÇE’nin de olması gerekirdi. Böylece Antlaşma’nın TÜRKÇE aslı elimizde olurdu… Hâlbuki şimdi sadece antlaşma metninin sonraki senelerde yapılan tercümesi var. Düşünmek bile insanı derinden üzüyor.

 

Vahşî kapitalist Avrupa’yı her cephede yenerek Gâlip olarak oturduğumuz ve esâsında patronu olmamız gereken masada Türkçe konuşmak yasaktır.[4] Heyet büyük bir merâsimle İsviçre Lozan’a gönderilir. Ama Türk Heyeti Lozan’a tamâmen hazırlıksız gitmiştir. Yanlarına hiçbir dosya almamıştır!.. Tek verilen “10 maddelik bir Bakanlar Kurulu tâlimâtı” idi!..

Bu Yazara Ait Diğer Makaleler