Kutsal Bilgelik Ayasofya Analiz
Habip BOZKURT ULUSLARARASI HUKUK VE KAMU HUKUKU UZMANI

JEOSAM Başkanı Habip Bozkurt:

Kutsal Bilgelik Ayasofya

Doğu Roma,

Bizans,

Konstantin,

İstanbol,

İstanbul,

İslambol,

İslambul,

Payitaht,

Dersaadet,

Asitane…

İsmine ne söylerseniz söyleyin, her millet için gözbebeğidir bu şehir.

Ruhu vardır.

Kendine has kültürü, dili ve hayatları vardır.

Hedefleri, müjdeleri ve kutsalları vardır, bizi diri tutan tarihi vardır.

Bir de bu şehirden dünyaya bir bakış vardır.

Dünyanın en ücra köşesindeki mazlumları gören, koruyup gözeten, kardeşine el uzatan, her bir ferdin gözünün içine baktığı, işaret beklediği anlar vardır.

İstanbul, Konstantin tarafından yeniden imar edilirken “Kutsal Bilgelik” anlamına gelen “Ayasofya” ilk kez ahşap olarak inşa edilmiştir.

Yanındaki patrikhane kilisesi Hagia Eirene (Aya İrini) ile birlikte ikisine Megale Ekklesia ”Büyük Kilise” deniliyordu.

Çıkan ayaklanmalar ve isyanlar neticesinde iki defa yıkılmış, ilk hali ile günümüze kadar ulaşamamıştır.

İmparator Justinianus tarafından tekrar yaptırılan Ayasofya bugünkü halini almış ve fethe kadar kilise olarak kullanılmıştır.

Müjdeli şehir, müjdelenmiş komutan ve askerleri tarafından fethedilecektir.

29 Mayıs 1453’te şehrin fethedilmesi neticesinde kilise camiye çevrilmiştir.

Lakin Latin istilasında uzun yıllar kalan ve yağmalanan İstanbul’dan payını Ayasofya’da almıştır.

Padişahın emri ile hemen imar çalışmaları başlamış, Ayasofya’nın cami olarak günümüze kadar gelebilmesi için ilk adımlar atılmıştır.

Başkent artık İstanbul’dur ve Ayasofya cami olmuştur.

Medeniyetimizin en güzel örneklerinden biri de ilme verdiği önemdir.

Muzaffer komutan, Ayasofya’nın hemen yanına bir medrese kurmuş ve zamanın en büyük astronomi ve matematik dehası Ali Kuşçu baş müderris olarak ders vermeye başlamıştır.

Sultan, 1 Haziran 1453’te bir vakıf kurar. Bu vakıf Ayasofya’nın adeta tapusudur.

Ve İslam, tüm güzelliği ile İstanbul halkının ve tüm insanlığın hizmetindedir.

Bakanlar Kurulu, 24 Kasım 1934 tarihinde aldığı bir karar ile Ayasofya’yı müzeye çevirdi.

Bu karar beraberinde getirdiği tartışmalar ile günümüze dek sürdü.

Ayasofya’nın tartışmalı bir kararla müzeye çevrilmesi toplumun önemli bir kısmının içinde ukde olarak kaldı.

Ayasofya; fethin sembolü idi.

Bu ukde zamanla büyüdü ve bir ülküye, bir kutsal ideale dönüştü.

Ayasofya’yı müze haline getiren ve bunun arkasındaki dinamikleri dönemin koşulları ile açıklayan devlet iradesi, bunu tesis etmekteki amaçlarına ulaşamamıştı.

Batı uzatılan bu zeytindalını(!) görmezden gelmişti.

Özellikle Balkanlarda bulunan yüzlerce Osmanlı eseri, imaret, camii, türbe tahrip edilmiş, kiliseye çevrilmiş ve gerçek kimliğinden uzaklaştırılmıştı.

Ayasofya’nın fethi sembolize eden kimliği geri alınmalıydı.

Ayasofya; Türkiye Cumhuriyetinin hem tarihi hem coğrafi egemenlik hakkı idi.

Bir nesil, bu ideal ile yetişti.

Bir dönemin aydınları bunu bir muştu olarak gösterdi okurlarına…

Ayasofya ideali en çok Necip Fazıl’ın dizelerinde bulmuştu kendisini…

Ayasofya muştusunu, özlemini şu sözlerle ifade etmekteydi:

“Ayasofya açılmalıdır…

Türk’ün kapanış bahtıyla beraber açılmalıdır,

Yalnız manayı anlasak yalnız onu yerine getirebilsek,

Ayasofya’nın kapıları sabır taşı gibi çatlar kendi kendisine açılır.

Kendi öz evimizde ruh ve mukaddesat odamız Ayasofya budur.

Ayasofya açılacak!

Aziz bir kitap gibi açılacak!”

Ve Ayasofya, açılması için adeta ilmek ilmek dokunan bir siyasi ve hukuki sürecin ardından 10 Temmuz 2020 tarihli Cumhurbaşkanlığı Kararı ile Diyanet İşleri Başkanlığı’na devredildi.

Böylece Ayasofya müzeye dönüştürülmesinden seksen altı yıl sonra, 24 Temmuz 2020 tarihinde kılınan cuma namazıyla ve Ayasofya-i Kebir Cami-i Şerifi adıyla yeniden ibadete açılmış oldu.

Bundan sonrası için bizlere düşen yegâne görev Ayasofya’nın hakkını verebilmektir.

Ayasofya’nın saflarını doldurmaktır.

Ayasofya’nın manasında kendi anlamını bulabilmektir.

Bu kararın arkasında siyasi maksat, gaye olduğunu düşünen yurttaşlarımıza verilecek en güzel mesaj bu olacaktır.

Bu konudaki tereddütleri gidermenin ve tüm millet olarak kardeşliğimizi güçlü bir şekilde tesis etmenin en güçlü yolu budur.

Ülkemizin bu güzel mesaja ihtiyacı vardır.

Ayasofya artık mahzun Ayasofya değildir.

Bu vesile ile tekrar Bayramınızı kutluyor, sağlık ve mutluluk diliyorum.

Bu Yazara Ait Diğer Makaleler