KÜRESEL KRİZ İHTİMALİ VE TÜRKİYE SEÇİMLERİ Analiz
Machiko KANETAKE United Nations University

KÜRESEL KRİZ İHTİMALİ VE TÜRKİYE SEÇİMLERİ

24 Haziran Seçimleri Türkiye için belirleyici oldu. Peki bu seçimlerin Ekonomik Kriz için kaliteli bir şemsiye olarak kullanıldığını biliyor musunuz?

Küresel ekonominin başat aktörlerinden art arda gümrük tarifesi artırımı kararlarının geldiği, ticarette korumacılığın güç kazandığı bir dönemden geçiyoruz. Tabir yerindeyse küresel bir ticaret savaşının fitili ateşleniyor ve karşılıklı olarak ilk salvolar atılıyor.

 

 

Burada şüphesiz ki Donald Trump’ın başkanlığa seçilmesinden sonra ABD’nin uygulamaya başladığı politikaların payı büyük. Özellikle ocak ayından bu yana başta Çin ürünlerine karşı artırılan tarifeler, sonrasında ABD’nin müttefikleri olan Avrupa Birliği (AB) ve Kanada ile komşu Meksika’yı da içerecek şekilde çelik ve alüminyum üzerine uygulanan tarife artışları büyük tartışmalara yol açtı ve bu ülkelerden misilleme olarak tarife artışı şeklinde karşılık buldu.

 

 

Ticarette korumacılığın küresel bir ekonomide, ülkeler arasında karşılıklı ekonomik bağımlılığın arttığı bir ortamda, ulusal ekonomilere ne kadar fayda sağlayabileceği tartışılabilir. Basit bir örnek verecek olursak Trump, çelik ürünlerine yüzde 25 tarife getirdiği zaman her ne kadar yerli çelik üreticisini korumuş olsa da, aynı zamanda ithal edilen çeliği girdi olarak kullanılan ABD’li örneğin otomobil üreticilerini cezalandırmış, onların maliyetini artırmış, dolayısıyla ABD’li tüketici açısından da fiyatların yükselmesine yol açmış oluyor.

Dünya Ticaret Örgütü, 1995 yılında kurulmuş olsa da altyapısını 1947 yılında imzalanmış olan Gümrük Tarifeleri ve Ticaret Genel Anlaşması (GATT) oluşturuyor. Hedef, çok taraflı olarak küresel ölçekte ticaret serbestleşmesini sağlamaksa da DTÖ henüz bu amaca ulaşmanın çok uzağında olduğu gibi Trump ile birlikte başlayan karşılıklı tarife artışları ve DTÖ’nün bu durum karşısında herhangi bir yaptırımının olamaması da sistemin giderek daha fazla sorgulanmasına yol açıyor.

Gelişmiş ülkeler ve kalkınmakta olan ülkeler arasındaki ticarete yönelik beklenti ve çıkarların giderek farklılaşması, hangi sektörde ne kadar korumacılık ve ne kadar serbestlik olması gerektiğine yönelik ciddi görüş ayrılıkları oluşması nedeniyle müzakereler çok yavaş ilerliyor ve sonuç bildirisinde “Üye ülkeler müzakerelerin nasıl ele alınması gerektiği konusunda faklı görüşlere sahiplerdir” şeklinde bir madde olan, 2015 yılında Kenya’da yapılan bakanlar zirvesinden bu yana da tamamen tıkanmış durumda. Çok taraflı müzakereler, tüm tarafların beklentisini karşılayacak şekilde orta yolların bulunmasını gerektiriyor, bu da farklı ölçeklerde, farklı önceliklere, beklentilere ve çıkarlara sahip onlarca ülkenin bulunduğu bir platformda kolay olmuyor.

Sorun şu ki, bugüne kadar 21. maddeyi bu şekilde agresif yorumlayan bir üye ülke çıkmamıştı. Bu durumda DTÖ ne yapacak? ABD’yi haksız bulsa, 21. maddenin belirlediği çerçevenin dışına çıkılmadığı için, ABD’yi ulusal güvenliğini koruma hakkından dayanaksız olarak mahrum edecek, ki bu da DTÖ’nün kendi mevzuatıyla çelişmesi anlamına gelecek.

ABD’yi haklı bulsa, bu sefer bu bir emsal teşkil edecek ve zaten korumacılığın güçlendiği ve misillemelerin arttığı bir ortamda 21. maddeyi kullanarak yapılan tarife artırımlarının arkası kesilmeyecek. Bu da zaten zar zor giden çok taraflı ticaret müzakereleri için ölümcül bir darbe olacak.

Ülkeler ticarette kısa vadeli çıkarlarının peşinde olsalar da uzun vadede küresel ticarette düzeni ve gelişimi sağlayacak bir sisteme ihtiyaç, belki de şu anda her zamankinden daha fazla.

 

 

Ülkelerin ve bireylerin içe kapanmaları değil, tam tersine daha fazla dışa açık, daha fazla işbirliğine yatkın olmaları lazım. Nüfusun hızla arttığı, kaynakların da aynı hızla tükendiği bir dünyada, “önce ben” değil, “hep birlikte daha iyisine” politikalarına ihtiyaç var.

Türkiye, kendisini tanıdığı ve karakterini bildiği Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın yönetmesini istedi. Bu çok ferasetli bir iş. Çünkü özellikle Türkiye gibi gelişmekte olan ülkelerin mağdur olma ihtimalinin yüksek olduğu küresel bir daralma öncesi, bolluk isteyen Türklerin kararı tabi ki şaşırtıcı değil.

Bu Yazara Ait Diğer Makaleler