MALCOLM X Analiz
Habip BOZKURT ULUSLARARASI HUKUK VE KAMU HUKUKU UZMANI

Kuklacıyı Vuran Adam

MALCOLM X

O gün Audubon Balo Salonu’nda konuşma yapmak için kürsüye çıktığında bir şeyler olacağını hissetmiş gibiydi. Salonda bir tuhaflık vardı. Son günlerde sürekli telefonlarda tehdit almasına, evinin yakılmasına, arabasına bombalı saldırı gerçekleştirilmesine rağmen salona girenler hiç aranmamıştı. Oysa Nation Of İslam’ın tüm toplantılarında, katılımcılar titizlikle aranmaktaydı. Muhabirlerin fotoğraf makinelerinin içi bile açılıyor, ceplerine kadar insanlar aranıyordu. Ama o gün Audubon Balo Salonu’nda bunların hiçbiri yaşanmamıştı. Kapıda koruma ya da polisler yoktu.

Kürsüye çıktığında “Es-selamu aleyküm kardeşlerim ve bacılarım “ dedi her zamanki meşhur ve coşkulu seslenişi ile… Dinleyicilerden bir kısmı selamını aldılar. Daha konuşmaya başlamasına fırsat bulamadan salonda bir arbede oluştu. Bağrışmalar, çağrışmalar… Topluluğun dikkati arbedeye yoğunlaşmıştı. Kürsüden insanları sükûnete, itidale davet ediyordu. Birden ne olduğuna o da anlam veremeden kürsünün önünde üç silahlı adam belirmişti. Aynı anda ateş açmaya başladılar. Aldığı kurşun darbelerinin etkisiyle arkaya, kürsünün arkasında bulunan sandalyeye doğru devrildi.

Kendisine isabet eden on altı kurşundan ilkini yer yemez, havaya kalkan eli göğsüne düşmüştü. Sol elinin orta parmağı parçalanmış, sakalından kanlar sızıyordu. Eşi ve dört çocuğu salonda önde oturuyorlardı. Eşi ve yakınları ilk şaşkınlığın ardından sahnede toplanmışlardı. Bir sedyeye koyup hastaneye yetiştirdiklerinde yaşam emarelerini kaybetmişti. Takvimler 21 Şubat 1965’i göstermekte idi. 20. Yüzyılın en büyük özgürlük savaşçılarından biri daha düşmüştü toprağa… Şehitler ayı Şubatın takviminde kederli bir sayfa daha vardı artık…

İşte bu yazımı onun aziz hatırasına ve verdiği özgürlük savaşına binaen Malcolm X’e ayırmak istedim. ABD’deki siyahi özgürlük akımının ve siyah Müslümanların liderine…

“Malcolm X´in hayatını iki kelime ile özetleseniz ne söylerdiniz?” sorusu ile muhatap kalınsaydı verilebilecek tüm cevaplar içinde akla ilk gelen şu iki kelime olurdu: Özgürlük ve İslam…

“Malcolm X kimdir ve bize ne anlatmak istemiştir?” sorularının yanıtı  “Modern çağda nasıl Müslümanca ve özgür düşünülür?” sorusunun yanıtıyla birebir örtüşmektedir.

Onun hayatı, içinde yaşadığı toplumun, bir zenciyi(!) oynamaya mahkûm ettiği suçlu rolüyle başlamıştı. Ku Klux Klan tarafından evleri yakıldı. Bir Baptist vaizi olan babası ırkçı örgüt Kara Tugaylar tarafından katledildi. Annesi akıl hastanesine kaldırıldı. Kardeşleri, devlet tarafından farklı ailelere verildi.

Malcolm X ailesinin parçalanışını şu sözlerle ifade etmekteydi: “Şuna kesin olarak inanıyorum ki; bu memlekette devletin sosyal yardım kurumları tarafından yıkılıp dağıtılmış bir yuva varsa o da bizim yuvamızdır! Bizim istediğimiz tek şey, bir arada yaşayıp gitmekti. Bunun için elimizden ne geliyorsa yapıyorduk. Bizim yuvamızı yıkmaya ne hacet vardı? Ama devletin Refah Fonu bir sille vurdu bize, mahkemeleri bir sille vurdu, doktorları da bir başka sille vurdu. Üstelik bu durumlara düşen tek aile de biz değildik.”

Lansing´te bir ailenin yanına yerleştirildiğinde gerek okulda, gerek çevrede kendini sevdirmeye başlamıştı. Malcolm Little başarılı bir öğrenciydi. Derslerde kendisini gösteriyordu, okulda dikkatleri üzerine toplamıştı. Hatta sınıf mümessili bile oldu. Malcolm, içinde yaşadığı toplumun siyahi bir vatandaşı sıkıştırdığı kalıplardan çıkmak istiyordu.

Siyahiler, salt fiziksel güce dayanan işlerde ve beyazların hizmetinde çalıştırılmamalıydılar. Siyahlar; toplumsal saygınlıklarını, beyaz insanın siyah insana vaat ettiğinden daha doğrusu layık gördüğünden daha fazlasını, ancak eşit bir toplum oluşturarak elde edebilirlerdi. Toplumda saygınlık uyandıran mesleklere sahip olabilir ve kendilerini ifade edebilirlerdi.

Malcolm avukat olmak istiyordu. Onun bu hayali, öğretmeni Ostrowski ile yaptığı konuşmasında yıkılmıştı. Malcolm bu hatırasını yıllar sonra şöyle nakledecekti: “Bay Ostrowski o gün bana şunu sormuştu: ‘Malcolm, artık kendin için bir meslek düşünüyor olmalısın. Söyle bakalım, neye karar verdin?’ Aslına bakılırsa ben o güne kadar bu konuda hiç düşünmemiştim. Ama ona, ‘Şey, evet Efendim, avukat olmayı aklımdan geçiriyorum’ deyiverdim. Neden böyle dedim, bilmiyorum. Bunun nedenini şimdiye kadar bulmuş değilim. Lansing´de o sıralar ne bir avukat vardı zencilerden, ne de bir doktor. Arasanız bir tek kişi bile bulamazsınız.

Öyle olunca, herhangi bir mesleğe göz koymanıza yarayacak bir tek imaj bile yoktu önümde. Ama o zamanlar kesin olarak bildiğim bir şey vardı ki; o da avukatların, benim yaptığım gibi bulaşık yıkamak zorunda olmadığıydı. Benim cevabım üzerine Bay Ostrowski çok şaşırmış bir halde, sandalyesinde şöyle bir geriye yaslandı ve ellerini ensesinde kenetledi. Yüzünde hafif bir gülümsemeyle şunları söyledi bana:

‘Malcolm, hayatın bizden istediği ilk şeylerden biri de gerçekçi olmaktır. Bak şimdi bu sözlerimi yanlış anlama sakın. Burada seni hepimiz severiz, sen de biliyorsun bunu. Ama bu konuda daha gerçekçi düşünmelisin ve bir zenci olduğunu aklından çıkarmamalısın. Avukatlık ha! Yok, bak işte, bu meslek bir zenci için gerçekçi bir hedef değil. Senin hakikaten olmayı başarabileceğin bir şeyi düşünmen gerek. Bak mesela, ellerin bayağı maharetli. Neler yapıyor, neler! İş bilgisi dersinde marangoz atölyesinde yaptığın şeyleri herkes beğeniyor. Ne diye marangoz olmayı düşünmüyorsun? Sen buralarda sevilen bir insansın, marangoz olursan bütün işler sana gelecektir.’

Malcolm, öğretmeni ile yaşadığı bu diyalogdan sonra Amerikan toplumunun kendisine çizdiği, layık gördüğü, dayattığı rolü oynamak zorunda kaldı. Malcolm Little, Detroitli Kızıl´a dönüştü. Harlem´de dümencilik, Boston´da hırsızlık yaptı. Avukat olmak istiyorken kendini hapiste buldu.

Okuduğu kitapların onu İslam düşüncesine taşıdığı süreçte kendi aydınlanış hikâyesini yazdı. Onun için zindan artık bir okul, bir ışık yuvası idi. Detroitli Kızıl´dan, Malcolm Little´dan, Malcolm X´e dönüşüm evresinde kendine bir rehber aramaktaydı. Bu rehberliği İslam´da buldu.

Malcolm X, İslam´ın tüm zamanlara ve güç odaklarına karşı yüzyıllardır haykırdığı bir gerçeği özümsedi: “Fekku Ragabe!” yani “Kölelere Özgürlük!”.

Bir kölenin özgürlüğe kavuşturulması bile büyük günahların kefaretiyken, bir toplumu özgürlüğe kavuşturmak! Artık bu dava duvarları aşıyor, kitleleri heyecanlandırıyor ve insanlara eşit olduklarını haykırıyordu. “İnsanlar bir tarağın dişleri gibidir.”

Malcolm X bizim için, bizi köleleştirmeye çalışanların karşısına dikiliyor ve “elini cebimden ve beynimden çek” diye bağırıyordu. Malcolm tüm Amerika´ya, cesedi tren raylarına atılan babasının suçunu soruyordu: Siyah olmak neden bu kadar zordu?

O, dünyaya, Amerika´dan yükselip nesilleri kuşatacak bir isyanı öğütledi. Onun hayatı, elinden gelse, gücü yetse bizlere aynı zulmü bugün bile reva görebilecek kesimlere de bir Müslüman’ın asla yenilmeyeceğini göstermiyor muydu?

İman’ın ancak “La” isyanıyla başladığını bize öğreten bir peygamberin, özgürlük fikri ve aksiyonu Malcolm X´in damarlarında kan olmuş akarken o kahpece kurşunlara hedef olup şehit edildi.

Onun şehadeti tüm Müslümanlara İttihad-ı İslam’ın hayati oluşunu bir kez daha kanıtlamış oluyordu.

Bugün Malcolm X´in, Siyahi ırkın üstünlüğünü esas alan ırkçılık anlayışını, özgürlük düşüncesinin temeline oturttuğunu, ırkçılık yaptığını, yaşamının 39 yılında gerçek İslam düşüncesine uymayan ‘Siyah insanın temel insan olduğu’ öğretisini benimsediğini dile getirenler…

Hac farizasını yerine getirdikten sonraki dönemde gerçek İslam düşüncesine kavuştuğunu iddia eden ve onun mücadele ile geçen çetin mi çetin 40 yıllık yaşamını, sadece ömrünün son bir yılı ile sınırlamaya çalışan zihniyete karşı Malcolm şunları söylemekteydi:

“Irkçı mırkçı değilim ben. Beyazları beyaz oldukları için suçlamıyorum, yaptıklarından dolayı suçluyorum. Beyazların hiçbir istisna gözetmeksizin topyekûn bizim halkımıza reva gördükleri davranışları hedef alıyorum.”

Malcolm, tüm insanlığa ve özgürlük akımlarına ilham veren bu anlamlı yaşamı ısrarla son 1 yıla indirgemeye çalışan ve onu ırkçılıkla suçlayan bazı Müslümanlara da şu cevabı veriyordu: “Daha sonraları öğreneceğim gibi aslında Elijah Muhammed´in bu Yakup hikâyesi (temel insan) gibi hikayeleri, doğudaki Müslümanları öfkelendirir dururmuş. Mekke´ye gittiğimde, bu hikâyelere kızan Müslümanlara, aslında bu gibi şeylerin suçlusunun kendileri olduğunu, bunların vebalinin kendi boyunlarında olduğunu söyledim.

Çünkü onlar Batı dünyasına gerçek İslam´ı yeteri kadar anlatmamış olduklarından bu uydurma şeyleri dinleyenler ne yazık ki gerçekmiş sanabiliyorlardı. Doğulu Müslümanların gerçek İslam’ı anlatma konusundaki gevşeklikleri hatta suskunlukları öyle bir bilgi boşluğu doğurmuştu ki Batı’da, bir din istismarcısı (Elijah Muhammed) çıkıp halkımızı yanlış yola sürükleyebilmişti.

Malcolm tüm Müslümanlara ders niteliğindeki bu anlamlı tespitiyle gerçek İslam’ın tüm kitlelere anlatılmasındaki eksikliği ifade ediyor ve tüm İslam âlemini bu noktada sorumlu davranmaya, İslam’la ilgili bilgi eksikliğinin giderilmesine davet ediyordu.

Bugün Türkiye ve nezdinde tüm Dünya Müslümanları Malcolm X’in şehadetinin  bir yönüyle tarafı ve davacısıdır. Allah bizden yanadır. Her dönemde bizi şehitsiz bırakmayacak, vaadini tamamlayacaktır. İman ve aksiyonumuz özgürlüğümüzü sağlayacak, bizi aydınlık geleceğe taşıyacaktır.

Bu duygu ve düşüncelerle vefatının 54. yılında Malcolm X´i rahmetle anıyor, insanlık tarihine damga vurmuş tüm özgürlük savaşçılarımızın bizlere ilham kaynağı olmasını temenni ediyorum.

Bu Yazara Ait Diğer Makaleler