Nasıl Da Hatırlattı! Analiz
Habip BOZKURT ULUSLARARASI HUKUK VE KAMU HUKUKU UZMANI

Habip Bozkurt’tan Virüs Yazısı:

Nasıl Da Hatırlattı!

Bu ay sizlerle çok farklı bir dosya açıp değerlendirmek istiyordum.

Yazımın da çok ilginç bir konusu vardı.

Ama Çin’in Wuhan Kentindeki bir hayvan pazarından yayılan virüsün, saldırgan bir mikrobiyolojik canlının yol açtığı hastalığın, küresel bir salgın haline geleceğini hatta pandemi ilan edileceğini nereden bilebilirdik ki?

Bu kadarını, bizi uyarmaya, çeşitli kitle iletişim araçları ve özellikle internet üzerinden konuya dikkatimizi çekmeye çalışan uzmanlar haricinde kimse beklemiyordu herhalde.

Devletler çaresiz kaldı, dünya liderleri hazırlıksız yakalandı, sağlık sistemlerinin altyapısı, yetersizliği tartışılmaya başlandı, ekonomi politikaları ve öngörüleri sürklase oldu.

Her şey değişti.

Dünya gündemi tepetaklak oldu.

Nükleer denemeler, silahlanma faaliyetleri, yayılma politikaları, tüm dünyayı etkisi altına alan bölgesel savaşlar, karşılıklı meydan okumalar, her şey ama her şey unutuldu.

O dediğim dedik, çaldığım düdük, Dünyaya meydan okuyan, zulümlerini kendi topraklarının dışına ihraç etmeye çalışan, mazlum sivil halkın üzerine bombalar yağdıran, çoluk çocuk katleden liderlerin sesi çıkmaz oldu.

Etraflarında koruma kalkanları ile kendilerini karantinaya aldılar.

Bir mikrobiyolojik canlı, küçük bir virüs nasıl da dize getirdi insanlığı.

Yaratıcı da ne kadar kudretli değil mi?

Nasıl da hatırlattı kendini?

Hepimiz tüm dünya, insanlık nasıl da evlerimize çekildik?

Nasıl da tefekkür ediyoruz değil mi?

Nasıl da yaşamımızı sorguluyoruz?

Neredeydik bunca zaman?

Kişisel olağanüstü halin ötesinde, kişisel itikâfımız için de bu kadar beklememiz gerekiyor muydu?

Çok klişe gelecek belki ama bunu da bu zamanda söylemedikten sonra ne faydası var, her yıl açlıktan milyonlarca çocuk hayatını kaybederken Afrika’da ve diğer coğrafyalarda…

Ne düşünüyordun, ne hissediyordun o fotoğrafa bakarken? Bir deri, bir kemik kalmış, annesinin kucağında ölümü bekleyen o siyahi çocuğun iri gözlerine bakarken?

Ne hissediyordun, can vermek üzere iken “sizi Allah’a şikâyet edeceğim” diyen o Suriyeli çocuğun feryadını duyarken?

Zulümden kaçarken, cansız bedeni sahile vurmuş o masum yavruya bakarken…

Bir sandalyenin üstünde her tarafı toz toprak ve kana bulanmış o şaşkın çocuğun objektife bakarken ki halini gördüğünde neler geçiyordu aklından?

Yeterince anlam yükleyebiliyor muyuz bunlara, yoksa tüm bunlar şu an karantina altında bulunduğumuz süreçte, sağa sola gönderdiğimiz sosyal medya paylaşımlarının bir figürü olarak mı kalacak?

Her şey bitecek ve biz yine normalleşeceğiz değil mi?

Savaşlar yine kaldığı yerden devam edecek, kaynaklar eşit dağıtılmayacak, masum insanlar sömürülecek, mazlumların feryadı yine yeri göğü inletecek ama sen duymayacaksın.

Yine takacaksın at gözlüğünü, kapayacaksın kulaklarını ve yaşantına devam edeceksin.

Biz de burada üç ay sonra eğer hayatta olursak yine hukuk ve diplomasi tahlilleri yapmaya devam edeceğiz.

Derin tahliller, derin okumalar…

Ya arkadaş! Avrupa’nın en büyük meydanları boşaldı, Dünya’nın en görkemli kentleri hayalet şehre dönüştü. Bulvarlar, parklar, alanlar tamamen ölüm sessizliğinde.

Mabetler kapandı,

Kabe;Allah’ın yeryüzündeki evi tavafsız kaldı.

Mescitler de toplu ibadet yapılamıyor.

Cuma namazı bile naklen ve VIP kılınabiliyor.

Dünya’da ezan seslerinin yüzyıllardır duyulmadığı coğrafyalarda minarelerden sesler yükseliyor.

Papa yalnız başına, elinde şemsiye Vatikan sokaklarında dolaşıyor.

İsrail toplu dini merasim yapanı cezalandırıyor.

Asya’daki mabetler sessiz.

İnsanlar evlerinde endişeli bir bekleyiş içindeler.

Dışarıda dolaşmaya devam eden, meseleyi halen kavrayamamış, “bana bir şey olmaz” diyen güruh hariç.

Onlar insanlık devam ettiği müddetçe var olmaya, her asırda, tüm zamanlarda devam edecekler ve bugün olduğu gibi, bu meseleyi olduğu gibi, yine hiçbir şeyi kavrayamayacaklar. Onlar büyük bir istisna.

Peki Ey İnsanlık!

Sen bundan daha büyük bir okuma, bundan daha anlamlı ve ibret verici bir durum tahayyül edebiliyor musun?

Buradan nasıl bir analiz çıkar ki Yaratıcının kudreti dışında…

“Size de gün doğdu, buradan da insanlığı Tanrı kavramı üzerinden korkutmaya çalışıyorsunuz, nerede kitlesel bir olay görseniz teolojik bir yorum yapıştırıyorsunuz” diyen arkadaş… Sence Yaratıcı intikam mı alıyor yoksa sadece kendini mi hatırlatıyor?

Buradan da mı ibret almayalım, buradan da mı ders çıkarmayalım, burada da mı sorgulamayalım bazı şeyleri, burada da mı düşünmeyelim? Bir tefekkürü neden çok görüyorsun insanlığa, bir özeleştiriyi neden fazla buluyorsun zihnimizde? Bak insanlar günah işlemekten bile kaçınır oldular, izole ettiler kendini.

Ama bu virüs insanlığın sonu değil…

İnsanlık bunun da çaresini bulacak.

Aşısını, ilacını ya da virüsle mücadelenin başka yollarını bulacak.

İnsanlık bunun da üstesinden gelecek.

Ve yaşam kaldığı yerden tüm umarsızlığı, tüm kaygısızlığı ile devam edecek.

Ta ki Yaratıcı bir kez daha kendini hatırlatana kadar…

Bu Yazara Ait Diğer Makaleler