KARABAĞ Analiz
Barışın Kilitlendiği Nokta:

KARABAĞ

Helen Czerski LONDON’S GLOBAL UNIVERSTY

Bazı bölgeler vardır ki, aklınıza her geldiğinde canınızı sıkar. Ermenistan’daki değişimin ardından Azerbaycan Devlet Başkanı İlham Aliyev ve Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan ilk kez 14 Haziran 2018’de Moskova’da dünya futbol şampiyonasının açılış töreni sırasında çok kısa temasta bulundular. Ardından Azerbaycan ve Ermenistan liderleri arasında, Bağımsız Devletler Topluluğu (BDT) Zirvesi için gittikleri Tacikistan’ın başkenti Duşanbe’de 27 ve 28 Eylül 2018 tarihlerinde kısa görüşmelerin gerçekleştirildiği açıklandı. Özellikle, bu görüşmelerin yapıldığı günlerde ateşkes ihlallerinin azaldığı ve 28 Eylül gününün iki ülke arasındaki cephe hattında “son yılların en sakin günü” olarak kayda geçtiği ifade edildi. Görüşmelerin ardından Paşinyan Azerbaycan ile barış görüşmelerinin devamlılığını sağlamak için iki ülke arasında “etkili iletişim kanallarının” oluşturulması konusunda İlham Aliyev ile uzlaştıkları iddiasında bulundu.

Karabağ sorununun çözümü açısından daha çok anlam yüklenen ve şimdilik sonuncu olan görüşmeyse 29 mart 2019 tarihinde Viyana’da yapıldı. Bu görüşmenin öncesinde Ermenistan Başbakanı Paşinyan görüşmelerdeki mevcut formatın değiştirilmesi ve “Dağlık Karabağ Ermenilerinin” görüşmelerde eşit statüyle temsil edilmeleri gerektiğini iddia etti. Azerbaycan buna tepki göstererek görüşmelerin mevcut taraflar (Azerbaycan ve Ermenistan) arasında sürmesi gerektiğini savundu. Bunun üzerine AGİT Minsk Grubunun eşbaşkanları ortak bildiri yayınlayarak görüşmelerdeki mevcut formatın korunacağını ve formatın sadece iki tarafın rızasıyla değiştirilebileceğini vurguladı.

Paşinyan da sorunun köklerinin derin ve niteliğinin çok karmaşık olduğunu, yine de süreci olumlu değerlendirdiklerini ve umutla baktıklarını ifade etti. BM Genel Sekreteri Antonio Guterres ve Minsk Grubu eşbaşkanları da görüşmeye ilişkin olumlu ifadeler kullandılar, ayrıca ateşkesin korunması ve barış sürecinde ısrar edilmesi gerektiğini vurguladılar.

İki lider arasında varılmış uzlaşma doğrultusunda 15 Nisan 2019 tarihindeyse Rusya Federasyonu Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov’un arabuluculuğuyla Azerbaycan Dışişleri Bakanı Elmar Memmedyarov ile Ermenistan Dışişleri Bakanı Zohrab Mnatsaganyan arasında görüşme gerçekleştirildi. Önce üçlü olarak yapılan görüşmeye daha sonra Minsk Grubu eşbaşkanları da katıldı.

Görüşme sonrasında yapılan açıklamalarda görüşmenin olumlu havada geçtiği, “ilerleme kaydedilmesine engel olan sorunların ayrıntılı olarak tartışıldığı” ifade edildi. Cephe hattına yakın bölgelerde tarımsal faaliyete müsaade edilmesi, rehin tutulanların aileleri ile iletişimine (ve belki ziyaretlerine de) olanak sağlanması, insani diyaloğun güçlendirilmesi ve benzer konularda uzlaşmaya varıldığı açıklandı.

Tablonun diğer tarafında ise Ermenistan Savunma Bakanı Davit Tonoyan ülkesinin saldırgan üslubunu davam ettirdi. Örneğin, Tonoyan 27 Şubat 2019’da Ermenistan kamu televizyonuna yaptığı açıklamada Ermenistan’ın saldırı silahları almaya başladığını doğrulayarak şunları da ekledi: “Sürekli savunmayı düşünen ordu yenilir, biz savunmayla yetinmeyeceğiz. Söz konusu olan savaşın başlatılması olunca biz daha fazla beklemeyeceğiz ve saldıracağız.” Tonoyan iki lider arasında Viyana’da gerçekleştirilen görüşmenin hemen ardından da New York’ta Ermeni toplumu ile görüşmesi sırasında “yeni savaş: yeni topraklar” stratejisine yöneldiklerini açıklamıştı. Azerbaycan Savunma Bakanı Zakir Hesenov Azerbaycan devlet televizyonunda kendisine sorulan “Ermenistan savunma bakanı savaş istiyor, buna ne diyorsunuz?” şeklindeki bir soruya “savaşı yeniden başlatırlarsa biz kendisiyle Erivan’da görüşeceğiz” cevabını vermek suretiyle Azerbaycan tarafının kararlılığını vurgulamıştır.

Mesela daha önceki aşamalarda son görüşme trafiğinden daha yoğun ve daha sistemli görüşmelerin yapıldığı dönemler de olmuş ve maalesef başarısızlıkla sonuçlanmıştı. Özellikle 1997 sonları ile 1998 başları arasındaki dönemde Ermenistan Devlet Başkanı Levon Ter-Petrosyan barış anlaşmasını kabul ettiği halde “örtülü” bir operasyonla iktidardan uzaklaştırıldığı, 1999 yılında ise AGİT İstanbul Zirvesinde anlaşma imzalanması ihtimali mevcut olduğu sırada Ermenistan parlamentosuna terör saldırısı gerçekleştirildiği için barış anlaşması imzalanmamıştı. En uzun görüşmelerin yapıldığı 2001 yılındaki Paris ve Key-West süreci de başarısızlıkla sonuçlanmıştı.

Günümüzde çözümsüzlüğün devam etmesinin en temel nedeni Ermenistan’ın işgal ettiği toprakları terk etmemekte ısrarcı davranmasıdır. Halbuki Ermenistan 1993 yılında BM Güvenlik Konseyi’nin almış olduğu kararları yerine getirmesi ve ordularını geri çekmesi gerektiğini kabul etmişti. AGİT tarafından sunulan ve Azerbaycan tarafından kabul edilen acil eylem planları zaman zaman Ermenistan yetkilileri tarafından da kabul edilmiş, fakat uygulanmamıştı. Yani Minsk süreci başlarken ve sonraki yıllarda barış görüşmelerinin temel amacı uluslararası hukukun temel ilkelerine ve uluslararası örgütlerin kararlarına uyulmasının sağlanmasıydı. Fakat Ermenistan süreci uzattıkça arabuluculuk faaliyetleri kendi başına bir değer haline gelmeye başladı. Son dönemlerde eşbaşkanların temel amacı sanki, ne olursa olsun görüşmelerin sürdürülmesini sağlamak olmuştur.

BM Güvenlik Konseyi’nin, BM Genel Kurulu’nun, Avrupa Konseyi Parlamenter Meclisi’nin, Avrupa Parlamentosu’nun, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin soruna ilişkin kararları, BM’nin ve AGİT’in ilgili kurullarının raporları “barış görüşmeleri” sırasında adeta görmezden gelinmektedir. Bu kararlarda Azerbaycan topraklarının Ermenistan tarafından işgal edilmiş olduğu gerçeği çoğu zaman açıkça, bazen de dolaylı şekilde ifade edilmiştir. Tabii ki, çatışmasızlık halinin sürdürülmesi ve barış görüşmelerinin sürekliliğinin sağlanması önemlidir. Ama bunlar uluslararası hukukun çiğnenmesi pahasına olmamalıdır. Örneğin, uzun yıllar boyunca Ermenistan’ın rehin tuttuğu Azerbaycanlı sivilleri serbest bırakması gerektiği uluslararası kuruluşlar tarafından da ileri sürüldüğü halde, son görüşmelerin ardından onlara sadece aileleriyle diyalog kurma imkanının başarı olarak sunulması aslında uluslararası hukuku çiğneyen bir ülkeye sanki mağdur tarafmış gibi davranılmasından kaynaklanmaktadır.

“Barış görüşmelerinin” gerçek barışı getirmesi, Karabağ sorununun uluslararası hukuk kuralları çerçevesinde, kalıcı, bölgeye barış ve huzur getirecek ve bölgenin gelecekte “etnik çatışmalar cehennemine” dönüşmesini engelleyecek şekilde çözüme kavuşturulması için Azerbaycan’ın toprak bütünlüğünün sağlanması, Azerbaycan içerisindeki Ermeni azınlığın, uluslararası kuruluşların da yardımıyla güvence altına alınması, sosyal, ekonomik, kültürel ve diğer alanlarda gelişimlerinin sağlanması gerekmektedir. Bu sonuçlara götürmeyen süreçler gerçek anlamda barış görüşmeleri olmayacaktır.

Karabağ birçok ülke için hayati durumda. Burada alınacak kararlar da aynı şekilde hayati olacak.