İkinci Kuzey Akım Geliyor Analiz
Andrei KOKOSHIN Lomonosov Moscow State University

Kuzey’de Enerji Hesaplaşması

İkinci Kuzey Akım Geliyor

AB için, Rusya ile Ukrayna arasında 2005 yılında başlayan doğal gaz tartışmasına bakıldığında, Ukrayna’nın Avrupa’nın enerji güvenliği açısından ne denli önemli olduğu ortaya çıkıyor. Doğal gaz açısından Rusya’ya bağımlı olan Ukrayna’nın, ödemelerde ve fiyatlandırmada yaşanan sorun dönemlerinde, Rusya’dan Avrupa’ya gaz taşıyan transit boru hatlarından gaz çekmesi başta Almanya olmak üzere pek çok Avrupa ülkesinde, enerji güvenliği endişesiyle gözlerin bu ülkeye çevrilmesine sebep oldu. Avrupa’nın enerji güvenliği tehdit altındaydı ve acilen çözüm bulunması gerekliydi.

Dönemin Almanya Başbakanı Gerhard Schröder’in, Şansölyelikten GAZPROM yöneticiliğine transfer olması ve akabinde Kuzey Akım boru hattının planlanması, inşası ve 2011 yılında işletmeye alınması, bir kısmı AB üyesi olan Doğu Avrupa ülkelerini, bir anda Avrupa’nın jeostratejik denklemlerinin dışına itmiş oldu. Bu hattın en büyük zararı ise Türkiye’ye oldu. Avrupa enerji güvenliğini sağlama açısından hayati bir öneme sahip olan ve Avrupa Güney Gaz Koridorunun ana ayaklarından birini oluşturacak olan Nabucco Boru Hattı Projesi, Kuzey Akım yüzünden rafa kaldırıldı, sonra da projeden kesin olarak vazgeçildi.

Bir yandan Ukrayna’yla Rusya arasında yaşanan krizlerin artması, öte yandan yaşanan Suriye krizi, AB üyesi ülkeleri enerji güvenliği açısından ve doğal gaz ihtiyaçlarını karşılama maksadıyla yeni arayışlara itti. Çözüm arayışları etrafında AB’nin Ukrayna’yı birliğe kesin olarak dâhil etmesi konusunda fikirler geliştirilmeye başlandı. 2013 yılında Ukrayna’ya ABD destekli önerilen AB-Ukrayna ortaklık anlaşmasının, dönemin başkanı Viktor Yanukoviç tarafından kesin olarak imzalanmaması, Rusya-Ukrayna krizini derinleştirmiş ve Ukrayna’da halkın meydanlara dökülmesiyle bölge bir anda kargaşa içine girmişti. Ukrayna’da yaşanan krizi fırsat bilen Rusya’nın, Donbas bölgesindeki oldu-bitti ile buralarda Rusya yanlısı grupları el altından desteklemesi ve 2014 yılında Kırım’ı ilhak etmesi, Ukrayna krizinin artık bir dünya meselesi olduğunu pekiştirdi.

Almanya gibi ülkelerden farklı açıklamalar gelmesine rağmen, Rusya’nın Ukrayna krizinden sonra bu ülke üzerinden transit gaz geçişini, bu yıl sonuna kadar büyük ölçüde durduracağını açıklaması, enerji ihtiyacının petrolde yüzde 85’ten fazlasını, doğal gazda ise yüzde 70’ini ithalatla karşılayan AB’nin enerji güvenliğinin tehdit altında olduğu gerçeğini güçlendirdi. Alternatif bölgelerde karışıklıklar çıkması ve enerjide Rusya’ya bağımlılıktan kurtulma isteği, AB’yi büyük bir ikilem içerisine sokmuş bulunuyor.

Almanya Başbakanı Merkel’in, gündeme geldiği andan itibaren “sadece ticari maksatlı” diye tanımladığı Kuzey Akım 2 projesi, en baştan itibaren AB ülkeleri arasında ayrılık rüzgarları estirdiği gibi, ABD’nin de dikkatinden kaçmadı. Bilhassa Orta ve Doğu Avrupa ülkelerinin projeye itirazlarına rağmen, bu proje geçtiğimiz aylarda hayata geçirildi. Kuzey Akım 2’nin devreye girmesiyle, yıllık gaz taşıma kapasitesi 110 milyar metreküp olacak. Bu rakam, enerjide büyük çoğunlukla dışa bağımlı olan AB’nin yıllık gaz ihtiyacının yüzde 25’ten fazlasına tekabül ediyor. Mevcut diğer hatlar üzerinden halihazırda Rusya’dan alınan gaz dâhil olmak üzere AB’nin Rusya’dan aldığı toplam yıllık gaz, ihtiyacının sadece yüzde 40’ını karşılıyor. Projede Rus Gazprom şirketi proje ortağı olarak yer alırken, Alman Wintershall, Hollandalı Shell, Avusturyalı OVM, Fransız Engie ve yine çok uluslu Uniper mali yatırım ortakları olarak yer alıyor.

Kuzey Akım 2’nin hayata geçirilmesinden önce, AB hukuku ve bilhassa ortak pazar enerji yönetmeliği açısından oluşan tereddütler sebebiyle proje, AB iç pazarına getirebileceği rekabete aykırı durumlardan dolayı engellenmeye çalışıldı. Ancak geçtiğimiz aylarda beklenmedik bir şekilde yeniden gündeme gelen proje -görünüşte direniş sergileyen- Almanya Başbakanı Merkel’in, Fransa’nın baskısına dayanamayarak “evet” demesiyle uygulamaya konuldu.

Kuzey Akım 2 projesinde ciddi adımların atıldığının ortaya çıkmasından sonra, ABD’nin INF anlaşmasından çekildiğini açıklaması, AB içerisinde ciddi bir huzursuzluk başlatmış durumda. Avrupa topraklarına yeniden orta menzilli nükleer füzelerin yerleştirilme ihtimali herkesi korkutuyor. Özellikle, Polonya’nın ABD ile sıkı bir işbirliği içinde bulunması ve bu ülkede Rusya’dan gelecek tehditlere karşı hava savunma sistemlerinin konuşlandırılacak olması, orta menzilli füze sistemleri anlaşmasının artık kurtarılmayacak bir safhaya girdiğini göstermekte. Projenin uygulamaya geçmesiyle her açıdan zarar görecek olan AB üyesi Polonya ise Moskova ve Washington arasında sıkışmış durumda.

Romanya ve Polonya’ya ilave olarak, Çekya’ya da hava savunma sistemleri kurulacak olması, Rusya’yı oldukça rahatsız ediyor. ABD’nin nükleer silahsızlanma sözleşmesinden çıkması, hem dünyanın, hem de Avrupa’nın güvenliğini ağır şekilde sıkıntıya sokuyor ve karşılıklı silahlanma yarışıyla dünyadaki nükleer dengeyi bozma ihtimalini gündeme getiriyor. Uluslararası hukuk açısından bu yarışı engelleyecek ve kontrol edecek bir mekanizma da mevcut değil. Taraflar agresif bir şekilde kendi güvenliklerini bahane ederek, ekonomik çıkarları açısından bir baskı aracı olarak kullanmak maksadıyla nükleer silahlanmalarını yeni argümanlarla canlandırma eğiliminde.

Kuzey Akım 2 projesinin uygulamaya konmasıyla, projenin ana hamisi görünümünde olan Almanya, AB üyesi Orta Avrupa ülkelerini karşısına almış durumda. Ukrayna krizinde ve Minsk anlaşmasının ortaya konmasında arabulucu bir rol üstlenen Almanya, artık inandırıcı bulunmuyor. Ayrıca, Almanya’nın bu projeyi uygularken müttefiklerinin ve AB’nin güvenlik önceliklerini dikkate almadan hareket etmiş olması da ayrı bir eleştiri konusu. AB üyesi ülkeleri, AB enerji güvenliği açısından ikna etme rolünü bu sefer Fransa üstlenmiş durumda. Almanya ise Avrupa’nın başına açtığı bu belada çoktan ABD’yi karşısına almış durumda.

Görüleceği üzere Kuzey Akım 2 her yönüyle tartışılan bir proje. Sadece iktisadi bir proje olarak ifade edilmesine rağmen öyle olmadığı anlaşıldı. Almanya, bu projenin tamamlanmasıyla, gerek doğal gaz ithal eden ülke olarak, gerekse de transit ülke olarak Avrupa’da önemli bir konuma gelecek. Projenin, politik ve jeostratejik etkileri, hem AB hem de dünya politikası içinde görünür durumda. En önemlisi hem Avrupa’nın hem de dünyanın güvenlik politikalarına etki ederek, yeni bir nükleer silahlanma yarışını başlatacak kadar büyük bir potansiyele sahip. Bakalım gelişmeler bölgeyi hangi durumla muhatap edecek?

Bu Yazara Ait Diğer Makaleler