HER ŞEY MADURO İÇİN… Analiz
Habip BOZKURT ULUSLARARASI HUKUK VE KAMU HUKUKU UZMANI

JEOSAM Başkanı Habip Bozkurt:

HER ŞEY MADURO İÇİN…

Son dönemde Venezuela’da yaşanan olaylar dünya kamuoyunda geniş yer bulmakta.

Bu yer bulma ne bir sanatsal veya sportif başarı, ne de olağanüstü bir durumdan kaynaklanıyor. Tam aksine ülkenin seçilmiş başkanını alaşağı etmek için harekete geçmiş ve meydanları doldurmuş kitleler, Venezuela’nın dünya gündemine oturması için geçerli bir sebep.

Yaşananları değerlendirmeden önce Venezuela’nın yakın siyasi tarihine değinmekte fayda var.

Venezuela, Güney Amerika’da yer alan bir ülke olup 1821’de bağımsızlığını kazanmıştır. Bağımsızlığını kazandığı günden bugüne kadar onlarca siyasi kriz ve darbelere maruz kalmıştır.

Son olarak 23 Ocak 2019 tarihinde, çoğunluğu muhalefetin elindeki Ulusal Meclisin Başkanı Juan Guaido, kendisini “geçici devlet başkanı” ilan etmiş ve Venezuela’yı yeni bir siyasi ve ekonomik krizin içerisine sürüklemiştir.

SEÇİM Mİ, DARBE Mİ?

Venezuela’nın hali hazırdaki meşru, seçilmiş başkanı Nicolás Maduro Moros, 20 Mayıs 2018’de yapılan seçimlerde kullanılan oyların %67’sinin oyunu alarak ikinci kez altı yıllığına devlet başkanı seçilmişti.

Seçimlerden sonra Venezuela’da bir takım sivil toplum kuruluşları seçimlerde usulsüzlük yapıldığına yönelik endişelerinin olduğunu belirtmişlerdir. Muhalif lider Juan Guaido’nun kendisini geçici devlet başkanı ilan etmesiyle birlikte dünya ülkelerinin olaya bakış açısı ve tutumları, devletler arasında da görüş ayrılıklarına yol açmıştır.

Muhalif lider Juan Guaido’yu devlet başkanı olarak, başta ABD olmak üzere Avustralya, Kanada, Kolombiya, Peru, Ekvador, Paraguay, Brezilya, Şili, Panama, Arjantin, Kosta Rika ve Guatemala gibi ülkeler tanımış, buna karşılık olarak Meksika, Türkiye, Rusya, Küba, Çin ve Bolivya ise Venezuela Devlet Başkanı Nicolas Maduro hükümetine desteklerini bildirmişlerdir.

Son olarak AB ülkelerinden İngiltere, Almanya, Portekiz, İspanya, Fransa, Belçika ve Hollanda, Venezuela’da özgür ve demokratik seçimlere gidilmesi için bir tarih belirlenmesini, aksi takdirde kendisini geçici devlet başkanı ilan eden Juan Guaido’yu tanıyacakları yönünde açıklama yapmışlardır.

BATI’NIN ÇİRKİN YÜZÜ

Dünyanın çeşitli ülkelerine (bu ülkeler maden yatakları bakımından stratejiktir) demokrasi getirme sloganı ile hareket eden başta ABD olmak üzere, onu takip eden diğer yoldaşlarının yaptıkları açıklamalar, Venezuela’nın bağımsızlığına, halkının iradesine doğrudan yapılmış bir müdahaledir.

ABD NE YAPMAK İSTİYOR?

Trump, başkanlık koltuğuna oturduğu ilk günden beridir dış politika alanında köklü değişiklikler yapmaya devam ediyor. Sosyal medya araçları üzerinden yaptığı açıklamalar, görevden almalar, tehditler, çelişen siyasi söylemleri ve davranışları nedeniyle ABD’nin tek süper güç konumu hem ulusal hem de uluslar arası arenada sorgulanmaya başlandı.

Trump, Ortadoğu, Çin ve Avrupa gibi farklı bölgelerde öngörülemeyen bir siyaset takip etmektedir. Bu siyaseti talep, tehdit, ardından yaptırım ve hiçbiri işe yaramazsa silahlı müdahale yöntemi olarak özetlemek mümkün.

Rusya’dan İran’a, Küba’dan Türkiye’ye onlarca ülkeyle sorun yaşarken, parasal olarak kendine muhtaç olan ülkelerle iyi ilişkiler yürütüyor. Perde arkasında ise enerji kaynakları ve geçiş yolları üzerindeki hakimiyet hırsını atlamamak gerekiyor.

Trump politikalarında bunlar yaşanırken akıllara bir soru geliyor?

Acaba ülkesi içindeki göçmen sorunu, ırkçılık, faşizm, ekonomik problemler gibi aleyhine işleyen konulardan sıyrılıp dikkatleri mi dağıtmak istiyor?

 

 

VENEZUELA VE BAĞIMSIZLIK

Bağımsızlık, bir devletin kendi iç ve dış ilişkilerine başka devletleri dahil etmeden tek başına hareket etme, kendisini serbestçe idare etme, başka devletler ile aynı eşit haklara sahip olma anlamını taşımaktadır. Diğer devletlerin bağımsızlığını ilan etmiş bir devlete saygı duyması ve iç işlerine müdahale etmemesi gerekmektedir.

Peki Venezuela bağımsız mıdır?

Yukarıda da değindiğimiz gibi Venezuela bağımsız bir ülkedir. Ancak sahip oldukları imkanları elde etmek isteyen demokrasi bekçileri (!) onların içişlerine müdahale etmekte geç kalmamıştır.

Ancak bir hususu atlamadan geçmeyelim.

DÜNYA BEŞTEN BÜYÜKTÜR!

Muhalif lidere destek veren ülkelerin çoğu Birleşmiş Milletler Antlaşması’na taraftır.

Birleşmiş Milletler Antlaşması’na göre sözleşmeye imza atan devletler; halkların hak eşitliği ve kendi yazgılarını kendilerinin belirlemesi ilkesine (self determinasyon) saygı üzerine kurulmuş barışçı ve dostça ilişkiler sağlanması için gerekli istikrar ve refah koşullarını yaratmak üzere gereken destek ve yardımlaşmayı sağlamayı amaç edinmişlerdir.

Bu ilkeden hareketle başka bir ülkenin egemenlik alanına giren konularda görüş bildirmek, ekonomik ambargolar ile dolaylı yönden kuvvet kullanmak gibi BM Antlaşmasının ruhuna aykırı çözümlerin demokrasiye inanmış ülkeler tarafından kabulü mümkün değildir.

BM Anlaşması ile kuvvet kullanma yasağına hukuki geçerlilik kazandırılmış ve uluslar arası alanda etki gücü kazanmıştır. Burada kuvvet kullanma teriminin,  sadece silahlı gücü değil, ekonomik ve siyasi tehditleri de kapsadığını belirtmekte fayda vardır.

Başta ABD olmak üzere, birçok ülke Venezuela’daki darbe girişimini tanıdığını belirterek, BM Anlaşmasına aykırı davranmıştır.

Ekonomik ambargoya örnek olarak ABD,  Venezuela devlet petrol şirketi PDVSA’ ya yaptırım kararı almış ve bu ülkenin ABD’deki finansal varlıklarının Muhalif Lider Juan Guaido’ ya devredildiğini açıklamış, ABD Başkanı Trump ise, son olarak ABD’nin Venezuela’ya asker gönderip göndermeyeceğine ilişkin kendisine yöneltilen soruya, “o da bir seçenek.” Yanıtını vererek adeta Venezuela’yı tehdit etmiştir.

SEÇİMLER VE SOKAK OLAYLARI

Her ne kadar seçimlere katılım oranı %46 gibi düşük bir oranda olsa dahi, Venezuela’da yasal bir seçim yapılmış ve seçime katılan halk %67’lik bir oy oranı ile Nicolás Maduro Moros’u kendine başkan seçmiştir.

Ordu-kilise ortaklığı ve en önemlisi ABD destekli muhalefetin seçimleri boykot etmesi Maduro’ya başkanlık yolunu açtı.

Birileri tarafından düğmeye basılmasıyla Maduro ve muhalefet destekçileri sokaklara çıkmış, beyaz kıyafet giyen muhalifler şehirlerde toplanarak “geçici hükümet” ve yeni bir seçim talebinde bulunmuşlardır.

Buna karşılık olarak kırmızı kıyafet giyen Maduro taraftarları ise devlet başkanına desteklerine devam edeceklerini belirterek bu darbe girişiminin ABD tarafından yapıldığını belirterek muhalefetin taleplerini reddettiklerini dile getirmişlerdir.

Ordu, devletin meşru, seçilmiş hükümetinin yanında yer alacaklarını söyleyerek Maduro’ya desteklerini dile getirmiştir.

PLAN TIKIR TIKIR İŞLİYOR (MU?)

Buraya kadar okuduklarınızı lütfen zihninizde canlandırınız. Zira 18 Aralık 2010’da Tunus’ta başlayan Arap Baharı sürecinde izledikleri yollar ile şu anda Venezuela’da takip ettikleri süreç neredeyse birebir aynı. Arap halklarının demokrasi, özgürlük ve insan hakları taleplerinden ortaya çıkmış süreç günümüzde devam ederken, acaba bu durum Venezuela’da işlevsellik kazanabilecek mi?

Bu sorunun cevabına müsaadenizle ben hayır demek istiyorum. Her ne kadar Arap baharı ile Venezuela’da yaşanan olaylar birbirine benzerlik gösterse de aslında her ülkenin ve milletin kendine has özellikleri var.

Ülkemizde dahi bu planın bir benzerini uygulamak isteyenler, karşılarında halkı, ülkenin gerçek evlatlarını buldular.

ASKERİ MÜDAHALE OLUR MU?

Şimdilik ülke içinde böyle bir müdahale mümkün görünmüyor, çünkü Venezuela ordusu Maduro lehine yaptığı açıklamasıyla safını belli etti.

Dışarıdan bir askeri müdahale ise tartışmaya açık bir konu. Burada ABD’nin tavrı çok önemli.

Şu ana kadar ABD; tehdit, baskı, darbe girişimi, ambargo, varlıkların gasp edilmesi gibi enstrümanları devreye soktu. ABD ulusal güvenlik danışmanı John R. Bolton’a yöneltilen bir soru üzerine Bolton, askeri operasyon dahil tüm seçenekler masada cevabını verdi.

Peki ABD askeri müdahale de bulunur mu?

Bu sorunun cevabı da Trump’un bugüne dek izlediği politikalarda gizli.

Trump, ABD’nin düşmanı olarak görülen devlet ve örgütler ile anlaşma yoluna gidiyor. Kuzey Kore ile yaşanılan olumlu gelişmeler, Taliban ile müzakere, İran’a yapılan tehditlere karşı atıl(a)mayan somut adımlar aslında askeri operasyon söylemi ile çıkılan yolda müzakere seviyesine kolaylıkla inebildiğini bizlere gösteriyor.

Tabi her askeri operasyon bir ekonomik maliyeti de beraberinde getiriyor. Dünyanın süper gücü (!) ABD, büyüyen Çin ekonomisi karşısında hızla erimekte. Amerikan rüyası yerine hakikate bırakmakta. Bu sebeple Obama, dış politikasını revize etmek zorunda kalmıştır.

Arkanıza yaslanın ve alt kat komşunuzun evinin yandığını hayal edin. Evinizin bu yangından etkilenmeyeceğini kimse size garanti edemez. Gelin görün ki ABD için de durum tam da budur. Komşusuna yapacağı bir müdahale, üstteki unsurları da hesaba katarsak çok da riske girebileceği ihtimalini doğurmuyor.

VELHASIL-I KELAM…

Medya desteğini elinde bulunduran ABD destekli sağcı muhalefet iktidarın halkçı çözümlerine karşı çıkarak seçimleri boykot etmesi, katılımcıların büyük çoğunluğunun oyunu alan Maduro’nun başkanlık yolunu açtı.

Bolivarcı devrimin temsicisi Maduro, Venezuela’nın Chavez dönemi siyasi otoritesini şimdilik yakalayamadı. Protestolar Chavez’e 2002 yılında yapılan kısa süreli darbeyi hatırlatmakla birlikte ordunun Maduro’ya tam destek vermesi elini güçlendiriyor.

ABD, ülkemiz de dahil herkese aba altından sopa göstermeye devam ededursun, millet iradesi her coğrafyada tecelli edecektir.

Bu Yazara Ait Diğer Makaleler