Gizli Darbeci Dizayn Mı? Analiz
Helen Czerski LONDON’S GLOBAL UNIVERSTY

Birleşik Arap Emirlikleri’ne Dikkat!

Gizli Darbeci Dizayn Mı?

Geçtiğimiz hafta tüm uluslararası medya organları bir örtülü darbe olayını duyurdu: “Tunus’ta darbe isteyen Birleşik Arap Emirlikleri, Katar ve Türkiye tarafından engellendi”. Ortadoğu’da her şey mümkün.

Mesela Suudi Arabistan fonlu BAE merkezli bir yayın organı olan el-Arabiyya kanalı, Yasemin Devrimi ile sürgün hayatından dönen Gannuşi’nin şüpheli bir servete sahip olduğunu iddia etti.

BAE sadece bir kısmını zikrettiğimiz projelerinde temelde bir noktayı hedefliyor: Bu da ABD, Rusya ve Çin gibi küresel güçlerle koordineli ve birbirinden bağımsız ilişkiler geliştirerek “yeni bir bölgesel düzen inşa etme çabası” şeklinde özetlenebilir.

Libya’da Wagner şirketine bağlı paralı askerleri fonlayan ve darbeci Hafter’i destekleyen BAE’nin daha çok Ruslarla işbirliği yaptığı görülüyor. Suriye’de Esed rejimiyle işbirliği yapan Abu Dabi, Çin ile ekonomik, kültürel ve diplomatik anlamda yakınlaşarak da ABD’yi yumuşak şekilde dengelemeye çalışıyor. Oldukça sınırlı bir askeri kapasiteye sahip olan BAE, bölgesel düzen inşasında bölgesel müttefiklere ihtiyaç duyuyor.

BAE, kurmak istediği bölgesel düzende, Türkiye gibi bir bölgesel gücün meydan okumalarına yenik düşüyor. Bundan dolayı BAE bölgesel düzen kurma konusunda Türkiye’nin aktif olduğu noktaları önemsiyor. Abu Dabi’nin Libya’daki faaliyetleri ve bununla ilintili krizler bu minvalde de okunabilir.

BAE’nin kurmak istediği düzende yer almak istemeyen aktörlerin Yemen, Libya gibi noktalardaki tarafsız politikaları veya Türkiye ile geliştirilen yakın ilişkiler Abu Dabi’nin mezkûr aktörlere saldırmasına neden oluyor. BAE’nin Fas ve Tunus’a yönelik saldırıları da bu açıdan değerlendirilmeli.

BAE’nin bölgesel düzen kurma hedefinin bir alt unsuru da rejim güvenliğine tehdit oluşturan her türlü İslami hareketi yok etmek. Bu siyaset ülke içinde, Körfez ölçeğinde, Ortadoğu düzleminde ve uluslararası çapta sürdürülüyor.

Ülke içerisinde Ahmet Mansur gibi eleştirel gazeteciler başta olmak üzere bütün reformculara karşı gayrihukuki yargılama süreçleri işletilirken, Körfez ölçeğinde ise Müslüman Kardeşler’in önemli isimlerine ev sahipliği yapan Katar’a yönelik ambargo uygulanıyor. Ayrıca BAE bölgesel ölçekte de Türkiye gibi ulusal çıkarları İhvan ile örtüşen aktörlere adı konulmamış bir savaş açmış durumda. Küresel ölçekte ABD başkanı Donald Trump gibi bir fırsat bulan BAE, bu üç ölçekte mücadele ettiği aktörlere karşı ABD’yi yanına almak adına lobicilik faaliyetleri yürütürken bir yandan da Çin ve Rusya gibi büyük güçlerle işbirliğini sürdürüyor.

Suudi Arabistan fonlu BAE merkezli bir yayın organı olan el-Arabiyya kanalı, Yasemin Devrimi ile sürgün hayatından dönen Gannuşi’nin şüpheli bir servete sahip olduğunu iddia etti. BAE-Suudi Arabistan ekseninin bir uzantısı olan Mısır’daki El-Ğad (Yarın) televizyonu da meseleyi daha karmaşık hale getirmek istiyor. BAE sermayesiyle Muhammed Dahlan eliyle kurulan bu kanal, Tunus halkının hükümete güvenmediğine ve iddiaları araştırdığına dair bir algı oluşturmaya çalışıyor.

Tunus iç siyasetinde koronavirüse karşı alınan tedbirlerin yol açtığı ekonomik sonuçların konuşulduğu bir döneme denk getirildi. Bu anlamda BAE’nin, Tunus iç siyasetini içerideki bağlantılarıyla takip ettiği söylenebilir. Nitekim BAE 2013’te Nahda karşıtı protestoları, 2014’teki cumhurbaşkanlığı seçimlerinde Nahda’yı dengelemek için Nida Tunus Partisi’ni destekledi; 2014’teki seçimler sonucu oluşan Nahda-Nida koalisyonunun bozulması adına, Tunus cumhurbaşkanı Sibsi’yi yanına çekmeye çalıştı. Benzer şekilde 2018’deki hükümet karşıtı protestoları fonladı. Tunuslu kadınların BAE’ye girişini engelleyen skandal bir karar alarak yapay bir kriz oluşturdu. Ayrıca Lütfi Brahem gibi bakanları ve Tunus’un Kalbi Partisi lideri Nabil Kavli gibi birçok aktörü destekleyerek Tunus iç siyasetine yön vermek istedi. Fakat BAE her hamlesinde başarısız oldu.

Gannuşi üzerinden oluşturulan krizde ise Suudi Arabistan-BAE eksenindeki elektronik “sinekler” üzerinden sosyal medyada, hükümetin halk oylamasıyla bir güvenoyuna tabi tutulması yönünde çağrı yapıldı. Bunlara ek olarak el-Arabiyya, Sky News gibi statükocu aktörlerin medya organlarında sıklıkla Abir Musa gibi isimler Gannuşi’yi eleştirdi ve Aralık 2010 sonrası yaşananların bir devrim olmadığını söyledi. Böylelikle Tunus’un sıcak gündemi Libya’dan iç siyasete evrildi.

İşte tam bu kapsamda Fas, Tunus ve Cezayir’in BAE’nin hedef tahtasına oturtulmasının temelde iki nedeninin olduğu söylenebilir. Birincisi, bu aktörlerin BAE liderliğinde kurulmak istenen bölgesel düzene hizmet etmemeleri.

Diğer bir deyişle mezkûr aktörlerin BAE ve Suudi Arabistan’ın liderliğini yaptığı statükocu bloka eklenmemiş olmaları ve görece bağımsız siyaset izliyor olmaları. Dolayısıyla BAE’nin asıl kaygısı Tunus’u ve Kuzey Afrika’daki Fas ve Cezayir gibi aktörleri, kurmaya çalıştığı yeni bölgesel düzenin birer piyonu haline getirmek.

İkincisi, zikredilen Kuzey Afrika ülkelerinde azınlık ve/veya çoğunluk halinde İslami hareketlerin varlığını sürdürüyor olması. Bu anlamda BAE, “hegemonyası” altına girmeyen ve İslami hareketlere tolerans gösteren ülkeleri hedef almış durumda.

Fakat Gannuşi ve Tunus’un hedef haline getirilmesi aslında Libya’daki dengelerle alakalı. BAE Tunus’un tarafsız olmasına da tahammül edemiyor.

Mesela Türkiye’nin uluslararası kamuoyunca tanınan, Libya’nın tek meşru aktörü olan Serrac hükümetiyle yaptığı anlaşma ve Ankara’nın sağladığı silah ve askeri tedarikle darbeci Hafter’in gerilemesi Libya’daki dengeleri değiştirdi.

Gelecek günler sert geçecek gibi. Bakalım neler olacak?

Bu Yazara Ait Diğer Makaleler