Ermeni Saldırısı Tesadüf Değil Analiz
Habip BOZKURT ULUSLARARASI HUKUK VE KAMU HUKUKU UZMANI

JEOSAM Başkanı Habip Bozkurt:

Ermeni Saldırısı Tesadüf Değil

Geçen ay; Doğu Akdeniz’deki gelişmeler ve Türkiye-Yunanistan arasındaki adalar krizi ile sıcak bölgesel gerilimlere sahne olmuştu. Türkiye, Yunanistan ve Fransa üçlüsü üzerinden tırmanan gerginliğin etkileri devam ederken bölgesel çatışmalara bir yenisi daha eklendi.

Yıllardır tansiyonun yüksek olduğu Azerbaycan-Ermenistan sınırında korkulan oldu ve geçtiğimiz pazar günü sabah saatlerinde Ermenistan ordusu Azerbaycan’ın sivil yerleşim bölgelerinin de bulunduğu noktalara saldırı düzenledi. Tüm bir hafta boyunca çatışmalar devam etti ve çatışmalarda ağır silahlar kullanıldı.

Ne yazık ki bu saldırı Azerbaycan’ın toprak bütünlüğüne yönelik Ermenistan’ın ilk saldırısı değil. İki komşu ülke arasında yaklaşık yarım asırdır devam eden Dağlık Karabağ sorunu yakın tarihte de şiddetli çatışmaların sebebi oldu. Özellikle Ermenistan’ın 1992 yılında gerçekleştirdiği ve tarihe bir utanç vesikası olarak geçen Hocalı katliamında yüzlerce sivil; çoluk çocuk, yaşlı, kadın ayrımı olmaksızın katliama maruz kaldı. Bugün Dağlık Karabağ sorunu, özelinde Hocalı katliamı, bütün dış politikasını sözde soykırım tezlerine dayandıran Ermenistan’ın hala açıklayamadığı bir zulümdür. Meseleyi daha iyi kavrayabilmek için Dağlık Karabağ’ın hukuki statüsünü de değerlendirmek gerekir.

Azerbaycan Ermenistan çatışmasının kökeni 20. Yüzyılın başlarına kadar dayanıyor. Sovyetler Birliği döneminde, Stalin Azerbaycan toprakları içinde bir Ermeni Özerk Bölgesi oluşturulmasına karar verdi. Bu özerk bölgenin oluşumunda Kafkasya’nın çeşitli bölgelerinden gelen çok sayıda Ermeni bölgeye yerleştirildi. Bu yanlış politika 90’lı yılların başında kanlı sonuçlarını vermeye başladı. SSCB’nin zayıflama sürecine girmesiyle birlikte Ermenistan, Azerbaycan toprakları içerisinde yer alan fakat Sovyetlerin izlediği politika nedeniyle Ermeni nüfusun kasıtlı olarak artırıldığı bu bölgenin Ermenistan toprağı olduğunu ve kendilerine verilmesi gerektiğini belirtti. Sonrasında bölgesel krizin çözümü adına imzalanan Bişkek Protokolü de, oluşturulan Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı (AGİT) Minsk grubu da beklenilen çözümü sağlayamadı. Ermenistan’ın bu yeni saldırgan politikasının arkasındaki en büyük etken muhakkak ki Rusya’dır. Rusya’nın Dağlık Karabağ sorununun çözümünden çok çözümsüzlüğüne ilişkin politikası ciddi bir eleştiri konusu olmaktadır.

Rusya bir yandan AGİT Minsk grubunun eş başkanlığını yürütürken diğer yandan da bölgesel belirsizliğe mahal vererek iki tarafı da kontrolü altında tutmaya çalışmaktadır. Ermenistan’ın silahlanmasına verdiği destek ve karşılıklı güvenlik antlaşmaları da bunu doğrulamaktadır. Fakat bu seferki çatışmalarda şu belirgin bir şekilde görüldü ki Azerbaycan ordusu da eski Azerbaycan ordusu değil. Pazar günkü ilk saldırıların ardından toparlanan ve savunma hattından taarruza geçen Azerbaycan birlikleri çok sayıda köyü ve yerleşim birimini geri alırken Ermenistan’a ait hava savunma sistemleri de dâhil olmak üzere oldukça fazla mühimmatı etkisiz hale getirdi. Bu durumu Ermenistan başbakanı Nikol Paşinyan’ın son açıklamalarında da görebiliriz. Sürecin başında adeta meydan okuyan Paşinyan en son katıldığı basın toplantısında sinirlenerek salonu terk etti. Paşinyan’ın Türklerin bir imparatorluk kurma hayalinde olduğunu, Avrupa’nın bunu engellemesi gerektiğini aksi takdirde Türklerin Avrupa’ya da saldırabileceğini iddia ettiği açıklaması Ermeni liderin nasıl bir hezeyan içerisinde olduğunu göstermesi açısından önemlidir. Aynı saatlerde Ermenistan Dışişleri Bakanlığı Bakü’ye ateşkes çağrısı yaptı. Ermenistan pazar günü başlayan çatışmalarda gelinen şu noktada istediğini alamamış, umduğunu bulamamış bir ülke görüntüsünde.

Peki Ermenistan’ı cesaretlendiren faktörler nelerdi?

Saldırının, zamanlaması açısından ABD Başkanlık seçimlerinin öncesine getirilmesi manidardır. Dünyada Ermeni Diasporasının en etkili olduğu ülkelerden biri olan ABD’de başkanlık seçimleri öncesinde adayların Diasporanın oylarını almak için Ermenistan lehine açıklamalar yapması ön görülmekte, bu da Ermenistan’ın zamanlamayı stratejik olarak hesap ederek saldırgan politikasına uluslararası bir meşruiyet kazandırma çabası içerisinde olduğunun göstergesi. Yakın bir zamanda eğer sağlığına kavuşursa Başkan Trump’tan ve Demokrat Parti adayı Biden’dan beklenen açıklama gelebilir.

Sürecin bir diğer aktörü Fransa ise Doğu Akdeniz’deki enerji krizi ve Adalar üzerinden Yunanistan’ı Türkiye’ye karşı kışkırtarak bir sonuç elde etmeye çalışsa da geri adım atmak durumunda kaldı. Diplomatik kaynaklar Macron’un bu defa Ermenistan kartını Türkiye’ye karşı ileri sürdüğünü ifade etmekte.

Burada bölgesel çatışmaların çözümlenmesinde, özellikle Kafkasya’da, Rusya ile Türkiye’nin işbirliği içerisinde olması çok önem arz etmekte. Türkiye Kafkasya politikasında hiçbir zaman Rusya gerçeğini göz ardı etmedi ve Rusya’nın içinde olmadığı hiçbir denklemin parçası olmadı. Türkiye kendisini bölüp parçalamak isteyen ve Misak-ı Milli sınırlarını tanımayan emperyalist batılı devletlere karşı bağımsızlık mücadelesini verirken aynı zamanda Çarlık rejimini ortadan kaldıran Bolşevik Rusya da emperyalizme karşı kimlik mücadelesi vermekteydi.

Bolşeviklerin Milli Mücadele’ye verdikleri katkı kadar Mustafa Kemal Atatürk’ün Milli Mücadele esnasında Bolşeviklerle kurduğu ilişkiler ve kullandığı siyasi söylem Emperyalist batılı devletlere karşı iki ülkenin verdiği ortak çıkar mücadelesini göstermesi açısından kıymetlidir. İki ülkenin kuruluş mücadelesi esnasında gösterdiği ortak duruş bugün Kafkasya’nın geleceği bakımından da önemlidir. Bölgesel politika düzleminde Rusya’nın Türkiye’yi, Türkiye’nin Rusya’yı denklemden çıkarması düşünülemez. Rusya ve Türkiye’nin olmadığı bir bölge siyaseti akim kalır, iki ülke açısından da olumsuz sonuçlar doğurur. Kafkasya sorunu Fransa’nın ya da Amerika’nın sorunu değildir ancak bölgedeki iki büyük siyasi aktörün sorunudur.

Türkiye son on yılda tüm dış politikasını Rusya ile eşgüdümlü bir şekilde hareket etme siyasetine dayandırdıysa da Rusya Türkiye’nin bu stratejik açılımına yeterli derecede karşılık veremedi. Rusya ile Türkiye arasındaki bu yakınlaşma politikası Türkiye’nin çabalarıyla sınırlı kaldı. Son tahlilde Rusya kendi siyasetini uygulayarak birçok bölgesel sorunda Türkiye’nin çıkarlarına zarar verdi. Bu son çatışma sürecinde de Ermenistan’ın arkasında Rusya var. Rusya’nın Ermenistan’a olan desteğini geri çekmesi ve Azerbaycan’ın toprak bütünlüğüne saygı göstermesi batılı devletlerden ziyade bölgesel ortak olarak Türkiye’nin çıkarlarını gözetmesi Kafkasya sorununun çözümünde olumlu gelişmelere yol açacaktır.

Sürece ilişkin bir diğer hayal kırıklığı ise İran İslam Cumhuriyeti oldu. İran kendi toprakları içerisinde bulunan Azerbaycan kökenli nüfusun kontrolünü kaybedeceği endişesi ile Ermenistan’ın yanında saf tuttu. Adında İslam Cumhuriyeti ibaresi olan bir devletin bölgesel çıkarları ile ümmetin çıkarlarının çatıştığı her noktada kendi çıkarlarını tercih etmesi düşündürücü değil mi? İran’a her fırsatta sempati besleyen ve her yaptığına meşru bir dayanak gösterme çabası altında olan bazı kesimlerin de öz eleştiri yapma zamanı gelmedi mi?

Bu Yazara Ait Diğer Makaleler