Ekonomik Kriz Analiz
Evren Koçoğlu Altın ve Para Piyasaları Uzmanı - Koçoğlu Mücevherat

Altın Ve Para Piyasaları Uzmanı Evren Koçoğlu:

Ekonomik Kriz

Şimdiye kadar söylenilen, tartışılan, birinin var bir diğerinin yok dediği, adının anılmasının ve söylentisinin bile kendisini oluşturmaya zemin hazırladığı, bazılarını sıkıntıya sokan, bazılarının ise fırsatlara çevirdiği EKONOMİK KRİZ…

Kriz terimsel manada yokluğun vücut bulmuş hali sayılırsa, ekonomik kriz de paranın yokluğu gibi algılanıyor. Yokluk denilen şeyse bu topraklarda yaşamış ve yaşamakta olan hemen hemen herkesin hayatında öyle ya da böyle bir şekilde bulunmuş bir kavram. Yani kriz bizim hayatımızda hep oldu mu?

Yukarıdaki sorunun cevabını vermeye değil de aramaya çalışsak daha somut sonuçlara ulaşacağız gibi. O zaman birlikte sormaya devam edelim. Mesela…

2000 yılı öncesi doğan ve bir şekilde iş hayatına giren, yuva kuran herkese şimdi sormak isterim ki; kendi çocukluklarında  kriz adı hiç anılmayan zamanlarda yokluk limitlerimiz ne durumdaydı?

Şimdi dönelim mi biraz geçmişe? Çok da geçmiş değil ama yakın geçmiş mesela… Bizim çocukluğumuza ait olan, hani annelerimizin “seneye de giyersin” diyerek iki beden büyük elbise, mont, kaban aldığı yıllar… Yok mu o zamanları  hatırlayan? Ağabeyinin montunu giymeyip kendine özel mont alan çocuk şanslı sayardı kendisini. Şimdi ise dolabında aynı elbisenin farklı rengi yok diye üzülen gençlerimiz, çocuklarımız var.

Hatırlayanlarınız çoğunluktadır muhtemelen… Repo, dolar, parite gibi mali kavramların çok da hayatımıza girmediği yıllardı. Tam da o günlerde basılan bir gazete yazısından alıntı paylaşayım örneğin:

“Vatandaş et, süt, margarin, yağ, benzin, tüp ve hatta az su katılmış süt için kuyruğa giriyor. Şu sıralar tren garlarını yolcular değil Anadolu’dan gelen yağı almak isteyenler dolduruyor.’’

Hayal edin 8 çeşit margarin bulunan ve markette fiyatına göre sıraladığımız margarin raflarını şimdi de.

Burada amacımız tabi ki zamanın hükümetini yermek veya aşağılamak değil. Hükümetin kim olduğuna bakmadan, tarafsız bir gözle bakabilsek ve bir kere de olsun gerçeğe dair ortak tespitlerle kabullerde bulunsak.

Margarin alabilmek için kuyruğa giren ülke halkımız, şimdi orta halli yemeklerle gelen hesabı ne az 900 lira olan lüks restaurantlarda yemek yiyebilmek için kuyruk  bekliyor.

Ekonomik krizin nakit para kıtlığı, yanlış yatırım stratejileri, büyük para sahiplerinin insanları zor duruma sokmaktan hoşlanan sadist yaklaşımları, uluslararası para hakimlerinin daha da fazla zengin olma aç gözlülüğü gibi somut-soyut birçok sebebi var.

Ülke halkı olarak bizi ekonomik krizin mi yoksa lüks sevdamızdan vazgeçme zorunluluğumuzun mu korkuttuğunu ciddi ciddi tartışmak istiyorum.

Çocukken haftada bir kez alınması gerektiğinden ‘idareli olarak’ yememiz istenen pernir tabağını hayal edin mesela. Bir de serpme kahvaltıda önümüze konan 5 çeşitli peynir tabağını…

O zamanlarda sadece elektrik, su, kömür veya doğalgaz faturası ödenirken şimdi bir eve spor kanalı, dizi platformu da dahil en az 7-8 fatura girmiyor mu?

Ekonomik Kriz dediğimiz şey kime, neye göre kriz?

Ispanak, Pırasa kilosu 9 liradan halkın önüne gelirse kimse kriz denilen o belayı inkar edemez ama bizi krize sokan şeyin, mevcut üretim şartlarının ziyadesinde alışılmış olan lüks hayatımız ise kime kızmak gerekir?

Üretecek, yurtdışından döviz getirecek fabrikaların sayısının acilen artırılması, temel gıda ürünlerinin miktarının çoğaltılması ve ucuzlatılması, yerli esnaf ve köylünün ve hatta işçinin emeğinin tatmin edici olarak ödüllendirilmesi yöneticilerimize acizane tavsiyemdir.

Size tek tavsiyemse kendi çocukluğunuz ile çocuğunuzun çocukluğunu kıyaslamanız.

Sonuçlar çok net görülecek galiba.

Bu Yazara Ait Diğer Makaleler