EGE ADALARI BİZİMDİR! Analiz
Habip BOZKURT ULUSLARARASI HUKUK VE KAMU HUKUKU UZMANI

JEOSAM Başkanı Habip Bozkurt:

EGE ADALARI BİZİMDİR!

Ege Denizinde yer alana adalar ile ilgili yıllardır Yunanistan ile Türkiye arasında anlaşmazlıklar ortaya çıkmaktadır.

 

Okurlarımıza doğru bilgi aktarabilmek adına, Ege adalarının hukuki statüsü ve aidiyeti ile ilgili, adaların konu edildiği uluslararası sözleşmeler hakkında bilgi aktarmak daha faydalı olacaktır. Ege Denizinde yer alan ada ve adacıkların geleceği birden fazla uluslararası sözleşmede hüküm altına alınmıştır.

 

Bunlar sırasıyla;

 

30 Mayıs 1913 Londra Antlaşması,

14 Kasım 1913 Atina Antlaşması,

13 Şubat 1914’de Yunan Hükümetine tebliğ edilen Altı Büyük Devlet Kararı, 

24 Temmuz 1923 Lozan Barış Antlaşması,

04 Ocak 1932 Türk İtalyan Sözleşmesi,

1936 Montrö Sözleşmesi,

1947 Paris Antlaşması’dır.

 

Bu uluslararası anlaşmaların bazıları Osmanlı Devleti tarafından bazıları ise Türkiye Cumhuriyeti tarafından imzalanmıştır. Bu sözleşmelerin tamamında adalara ilişkin düzenlemeler yer alsa da, Ege Adalarının hukuki statüsüne dair daha somut düzenlemeler içerdiği için,  ağırlıklı olarak Lozan Barış Antlaşması ve Paris Antlaşması üzerinde durulacaktır.

Osmanlı Devleti, Balkan Savaşlarının sona ermesinden sonra 30 Mayıs 1913 tarihli Londra Antlaşması ve 14 Kasım 1913 tarihli Atina Antlaşması ile Girit Adası üzerindeki haklarından vazgeçmiştir.

 

03 Şubat 1914 tarihli Altı Büyük Devlet Kararıyla, Gökçeada, Bozcaada, Tavşan adaları ve Meis Adası Osmanlı İmparatorluğu’na geri verilmiş ve o tarihte işgal altında bulunan Ege adalarının Yunanistan’a devredilmesi kararlaştırılmıştır.

 

Lozan Antlaşmasının 12. maddesinde; İmroz ve Bozca Adaları ile Tavşan Adaları dışında, Doğu Akdeniz Adaları ve özellikle Limni, Semendirek, Midilli, Sakız, Sisam ve Nikarya Adaları üzerinde Yunan egemenliğine ilişkin 17/30 Mayıs 1913 günlü Londra Andlaşmasının beşinci ve 1/14 Kasım 1913 günkü Atina Andlaşmasının on beşinci maddeleri hükümleri uyarınca 13 Şubat 1914 günkü Londra Konferansında alınıp 13 Şubat 1914 günü Yunan Hükümetine bildirilen karar, işbu Andlaşmanın İtalya’nın egemenliği altına konulan ve on beşinci maddede yazılı olan Adalara ilişkin hükümleri saklı kalmak koşulu ile doğrulanmıştır. Asya kıyısından üç milden az uzaklıkta bulunan Adalar, işbu Andlaşmada tersine hüküm olmadıkça, Türkiye egemenliği altında kalacaktır.” hükmü yer almaktadır.

 

Bu sözleşme hükmünde Londra ve Atina anlaşmalarındaki bazı hükümlerin saklı kalacağı belirtilerek Asya kıyısından üç milden az uzaklıkta bulunan Adaların aksine hüküm olmadıkça, Türkiye’nin egemenliği altında kalacağı açıkça kararlaştırılmıştır.

Lozan Anlaşmasının 15. maddesine göre Astampalya (Astropalia), Kodoş (Rhodes), Kalki (Calki), Skarpanto, Kazos (Casso), Piskopis (Tilos), Misiros (Misyros), Kalimnos (Kalymnos), Lcros, Patmos, Lipsos (Lipso), Sombeki (Simi) ve Istanköy (Kos) Adaları ile bunlara bağlı olan adacıklar ve Meis (Castellorizo) Adası İtalya’ya bırakılmıştır. Lozan Barış Antlaşmasının 16. maddesi ile de bazı toprak ve adalarının geleceğinin daha sonra saptanacağı karar altına alınmıştır.

 

10 Şubat 1947 tarihli Paris Barış Antlaşması’nın 14/1. maddesi gereğince, İtalya ismen sayılan Stampalia (Astropalia), Rhodes (Rhodos), Calki (Kharki), Scarpanto, Casos (Casso), Piscopis (Tilos), Misiros (Nisyros), Calimnos (Kalymnos), Leros, Patmos, Lipsos (Lipso), Simi (Symi), Cos (Kos) ve Castellorizo, ile bu adaların civarındaki, adacık ve kayalıkları Yunanistan’a devretmiştir.

 

Yukarıda görüldüğü üzere, egemenliği devredilen adaların isimleri uluslararası sözleşmelerde bizzat isim bildirmek suretiyle belirtilmiştir. İsim belirtilmeden devri kararlaştırılan adalar ise Lozan Antlaşmasının 6. ve 12. maddelerinde ele alınmıştır. Lozan Antlaşmasının 6. maddesinde “İşbu Andlaşmada tersine bir hüküm olmadıkça, deniz sınırları kıyıdan üç milden aşağı uzaklıktaki ada ve adacıkları kapsar”, 12. maddesinde de “…Asya kıyısından üç milden az uzaklıkta bulunan Adalar, işbu Andlaşmada tersine hüküm olmadıkça, Türkiye egemenliği altında kalacaktır.” hükümleri yer almaktadır. Devri ve aidiyeti belli olmayan adalara ise Lozan Antlaşmasının 16. maddesinde yer verilmiştir. Bu maddede, aidiyeti belirlenmemiş adaların akıbetinin ileride saptanacağı belirtilmiştir.

 

Her ne kadar adalar ile ilgili saydığımız uluslararası sözleşmelerde düzenlemeler bulunsa da, Yunanistan ve Türkiye arasında sözleşmenin yorumlanması konusunda anlaşmazlıklar ortaya çıkmaktadır. Bu yorum farklılıkları ise, Lozan Barış Antlaşması’nın 16. maddesinin yorumlanması ile ilgili ortaya çıkmaktadır.  Şöyle ki madde metni dar yorumlandığında Türkiye aleyhine bir düzenleme olduğu anlamı taşımaktadır. Sözleşme bir bütün olarak geniş yorumlandığında ise, 16. maddede kastedilenin tamamen farklı olduğu, devri kararlaştırılmayan adaların akıbetlerinin ileride kararlaştırıldığı kolaylıkla anlaşılabilmektedir.

 

Lozan Barış Anlatmasının 16. maddesinde: Türkiye işbu Andlaşmada belirlenen sınırları dışındaki tüm topraklar ile bu topraklardan olup gene bu Andlaşma ile üzerinde kendi egemenlik hakkı tanınmış bulunanlar dışındaki Adalarda —ki bu toprak ve Adaların geleceği ilgililerce saptanmış ya da saptanacaktır- her ne nitelikte olursa olsun, sahip olduğu tüm hak ve senetlerden vazgeçtiğini açıklar. İşbu maddenin hükümleri komşuluk nedeniyle Türkiye ile ortak sınırı bulunan ülkeler arasında kararlaştırılmış ya da kararlaştırılacak olan özel hükümleri bozmaz.” hükmünü yer almaktadır. Bu madde metninde anlaşmada egemenlik hakkı tanınmış ada ve toprakların geleceğinin ilgilileri tarafından saptanmış veya saptanacağı belirtilmiştir.

 

Yine aynı maddede yer alan ve Yunanistan ile aramızda anlaşmazlıklara neden olan “her ne nitelikte olursa olsun, sahip olduğu tüm hak ve senetlerden vazgeçtiğini açıklar” ibaresini de bir feragat olarak yorumlanmamak gerekmektedir. Şöyle ki;

 

Bu maddede yer alan “saptanmıştır” ibaresi Lozan dâhil olmak üzere sözleşmenin imzalandığı güne kadar yapılan uluslararası antlaşmalardaki bütün devirleri, “saptanacaktır” ibaresi ise, egemenlik devri yapılmayan ada ve toprak parçaları için daha sonra yapılacak uluslararası antlaşmaları işaret etmektedir.

 

Bu hususun en önemli ispatı ise yine Lozan Anlaşmasının içerisinde yer almaktadır. Osmanlı devletinin borçları ile ilgili maddeler incelendiğinde, 46. madde de “…Türkiye ile 1912-1913 Balkan Savaşları sırasında yararlarına Osmanlı İmparatorluğu’ndan toprak ayrılmış olan devletler ve işbu Andlaşmanın 12 ve 15. maddelerinde söz konusu olan Adaların ve işbu Maddenin son Fıkrasında belirlenen toprakların kendilerine bırakıldığı devletler ve, son olarak, bu Andlaşma uyarınca Osmanlı İmparatorluğu’ndan ayrılarak Asya toprakları üzerinde yeni kurulan devletler arasında bölüşülecektir….” düzenlemesinin yer aldığı görülecektir.

 

Bu madde metninden kaynaklı olarak Yunanistan ve İtalya sadece 12. ve 15. maddede isimleri yer alan adaların yüzölçümleri doğrultusunda Osmanlı Devleti’nin borçlarını üstlenmiş iken, Türkiye 12. ve 15. maddede belirtilen adaların dışındaki tüm ada ve adacıkların yüzölçümleri doğrultusunda Osmanlı Devletinden kalan borçları ödemiştir.

 

Belirttiğimiz hususlardan farklı olarak sözleşmeye taraf devletlerin çoğunun sözleşme sonrasında yayınladığı haritalarda da,  bahsettiğimiz ada ve adacıklar Türkiye’nin egemenliğinde göstermiştir.

 

Türkiye, geleceği kararlaştırılmamış olan 152 ada ve adacığın akıbetinin belirlenmesi için halen dahi, uluslararası hukuka bağlı kalarak beklemektedir. Türkiye, ahde vefa ederek, sözleşmeye ve hukuka uygun davranmaktadır.

 

Yunanistan ise bugüne kadar akıbeti belirlenmeyen 18 adada fiili durum oluşturmuş ve oluşturmaya devam etmektedir. Yunanistan, bu hukuksuzluğu, önce adaları yerleşime açarak yapmakta ve sonrasında ise adaları silahlandırarak devam ettirmektedir. Hali hazırda küçük çuha adasında da fiili durum oluşturmaya hazırlanan Yunanistan hukuksuzluklarına bir yenisini daha eklemek üzeredir. Önemle belirtmek gerekirse, Yunanistan’ın yapmış olduğu eylemlerin uluslararası hukukta karşılığı ve meşruluğu bulunmamaktadır.

 

Ülkemiz, bu sorunların tümüne uluslararası hukuk çerçevesinde hakkaniyete uygun yaklaşmasına rağmen, aynı tutum Yunanistan tarafından sergilenmemektedir.

 

Bu uyuşmazlıkların çıkış noktası ise yukarıda belirttiğimiz üzere, Lozan Barış Antlaşmasının her iki devlet tarafından farklı yorumlanmasıdır. Yunanistan, Lozan Antlaşmasını farklı yorumlasa da, Türkiye’nin egemenlik hakkını ihlal edemeyecektir.  Dışişleri Bakanlığımız, her kademede notalar vermekte ve Yunanistan’ın işgal ettiği alanların tanınmayacağını her zaman dile getirmektedir.

Türkiye hızla büyüyen ve üzerindeki elbiseleri her yanından dar gelmeye başlayan bir genç adam. Bu yüzden bir gözümüz Doğu Akdeniz’deyken, bir gözümüz Suriye’deyken, bir gözümüz Avrupa’dayken, bir gözümüz Pasifik’in öbür ucundayken bir gözümüz de Ege’de olmak zorunda. Bunda şaşılacak hiçbir şey yok.

 

Yolculuk devam ederken yorulan kervandan ayrılır, kervanın durmasını veya yavaşlamasını isteyemez.

Bu Yazara Ait Diğer Makaleler