HİNDİSTAN VE ÇİN’E DİKKAT Analiz
İbrahim MULUSHEVA İbni Haldun Üniversitesi

DOĞU’DAN ESEN KASIRGA:

HİNDİSTAN VE ÇİN’E DİKKAT

Dünyanın kritik bir dönemeci saylabilecek Soğuk Savaş’tan sonraki on yıl, ABD hegemonyasının bütün dünyada net bir şekilde hissedildiği bir dönem olmuştu. Bu bir tesadüf değildi. 2000’li yıllardan bu yana ise “ABD’nin siyasi, ekonomik ve askeri üstünlüğünün yavaş yavaş sorgulandığı ve kimilerine göre dengelendiği bir dönemi yaşıyoruz” desek abartmış olmayız.

Evrensel Rekabet denilen atmosferde büyük güçler arasındaki mevcut dengenin değişmesinin en önemli sebeplerinden biri de hiç şüphesiz Çin’in yükselişi. Ancak bu değişimi sadece ABD’nin düşüşü ve Çin’in yükselişi üzerinden okumak konuyu doğru ve yerinde tartışmamızın önündeki en büyük engellerden biri olur kanaatindeyim.

Yukarıda vurguladığım bu durum aynı zamanda dipsiz bir kuyuya dönen Çin tehdidi ve Çin’in barışçıl entegrasyonu tartışmalarının da en önemli sebebi. Dolayısıyla tartışmayı değişkenlerin sayısını artırarak ve mümkün olan en geniş analiz penceresinden değerlendirmek gerekiyor. Eminim ki bu şekilde daha geniş bir coğrafyayı kapsayacağız değerlendirmelerimizle.

1980’li yıllardan bu yana Batılı kalkınma modelleri özellikle de Washington Uyumu ile açıklanamayan ama ekonomik bağımlılık açısından Batılı kalkınmış ekonomilerle yakın bir ilişki içinde, kendi kalkınma modellerini uygulamaya çalışan, üreten ve yükselen güçler olarak tanımlanan ülkeler var.

Uluslararası terminolojide her ne kadar henüz bir uzlaşı olmasa da son yirmi yıllık ekonomik, demografik, sosyal ve siyasi göstergelere göre iki ülke bu yükselen güçler arasından belirgin bir şekilde ön plana çıkıyor: Çin ve Hindistan.

BRICS denilen ve Brezilya, Rusya, Hindistan, Çin, Güney Afrika ülkelerinin baş harfleriyle türetilen isme sahip grup arasında sayılsalar da bu iki ülke birçok açıdan diğerlerinden ayrışıyor. Dolayısı ile bölgedeki gelişmeleri değerlendirirken yeni değişkenlerin etkilerini ihmal etmemek gerekiyor.

Dünya dengelerini bir nevi alt üst eden Güney ve Kuzey Kore arasındaki yakınlaşma süreci devam ederken yükselen güçlerin başat ülkeleri olan Çin ve Hindistan’ın bölgenin ekonomik ve siyasi gelişmelerini çok yakından etkileyeceği kolaylıkla iddia edilebilir. Bunda şaşılacak hiçbir şey yok.

Çünkü Kim Jong-Un ve Moon Jae-in arasındaki tarihi görüşmeden sadece ama sadece bir gün sonra Hindistan Başbakanı Narendra Modi ve Çin Devlet Başkanı Şi Cinping gayrıresmi bir ziyaret kapsamında Çin’in Wuhan şehrinde görüştü. Bu görüşmenin zamanlaması ve içeriğine bakılırsa artık bölgesel düzenin istikrarı için ABD, Rusya ve AB gibi aktörlerin yanı sıra bölgedeki yükselen güçlerin de etkin bir dış politika geliştirdiklerini söylemek mümkün. Aslında bunda da şaşılacak bir nokta yok.

Fakat dengeyi iyi tespit etmek, tabloyu güzel çizmek gerekir. Ne Çin ne de Hindistan henüz kendi stratejilerini bağımsız bir şekilde uygulayacak bir güce sahip değil. Her ne kadar bu iki ülke yükselen güçler arasındaki başat ülkeler olarak nispeten daha bağımsız ve istikrarlı dış politika uygulamaya çalışsa da hem büyük güçlerin muhtemel pozisyonlarına hem de aralarındaki rekabete oldukça duyarlılar.

O halde Çin ve Hindistan arasındaki ilişkileri nasıl değerlendirmeliyiz? Ülkelerin ulusal çıkarları ve büyük güçler ile ilişkileri bu ülkelerin küresel ve bölgesel politikalarına nasıl yansıyor? Modi’nin ziyareti mevcut ikili ilişkileri ve bölgesel düzeni nasıl etkiler?

Çin ve dünyanın en kalabalık ikinci ülkesi Hindistan sahip oldukları coğrafya ve nüfus açısından Doğu Asya’nın hem tarihi ve kültürel anlamda şekillenmesinde hem de ekonomik kalkınmasında etkili olan en önemli ülkeler arasındadır.

Asya’nın devi Çin’in ekonomik yükselişi Hindistan’a göre daha dinamik ve küresel ekonomiyi etkileme gücü açısından daha kritik bir seviyede. Bu gizlenemez bir gerçeklik. Ancak Hindistan’ın özellikle genç nüfusu ve bu nüfusu Çin’e göre daha dinamik ve üretken bir şekilde ekonomiye entegre edebilme ihtimali çok daha yüksek.

Dünyanın en kalabalık ülkesi Çin’in yaşlanan nüfusu ve yeni orta sınıfların, muhtemelen 2020’li yıllarda mevcut nüfusun yarısından fazlasını oluşturacak olması ciddi bir sosyal güvenlik ve yönetişim sorununu ortaya çıkarıyor. Hindistan bu seviyelere Çin’den yaklaşık yirmi yıl sonra gelecek. Bu iki ülkeye dikkat edip varsa Asya planlarını bu iki ülkeyi görmezden gelerek yapmamalı hiçbir güç. Benden söylemesi…

Bu Yazara Ait Diğer Makaleler