Birinci Yılında Cemal Kaşıkçı Olayı Analiz
Habip BOZKURT ULUSLARARASI HUKUK VE KAMU HUKUKU UZMANI

JEOSAM Başkanı Habip Bozkurt Yazdı:

Birinci Yılında Cemal Kaşıkçı Olayı

Bu yazımızda, son günlerde ülke gündeminde yer alan Suudi Arabistan uyruklu gazeteci Cemal Kaşıkçı’nın Suudi Arabistan Başkonsolosluğu’na gittikten sonra kendisinden bir daha haber alınamaması konusu uluslararası hukuk açısından irdelenecektir.

Suudi gazetecinin kaybolma olayı ile ilgili olarak ülkemizde soruşturma başlatılmış ve bu soruşturma kapsamında bir takım araştırma ve incelemelere de başlanılmıştır. Burada üzerinde durulması gereken ilk husus Konsolosluk binalarının hukuki statüsü ve bağlı oldukları hukuk kurallarıdır.

Öncelikle konsolosluklar, yabancı ülkelerde kendi ülkesinin siyasi, ticari çıkarlarını korumak için ve aynı zamanda diplomatik olmayan (pasaport işlemleri, evlilik, doğum, ölüm gibi) resmi görevleri yerine getiren resmi kamu kurumlarıdır.

Ülkelerin başka ülkelerde konsolosluklar açabilmesi için 24 Nisan 1963 tarihinde imzalanmış olan Konsolosluk İlişkileri Hakkında Viyana Sözleşmesi’ni kabul etmiş olmaları şarttır.

Türkiye bu antlaşmaya taraf olmaya 20 Mayıs 1975 günü karar vermiş ve katılma belgesinin hazırlanması ile birlikte sözleşme 20 Mart 1976 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Söz konusu sözleşme ülkeler arası ilişkileri düzenlediği gibi konsolosluk bina ve personellerinin bağlı oldukları hukuki rejimi de belirlemektedir.

Şöyle ki, Sözleşmenin konsolosluk binalarının dokunulmazlığını düzenleyen 31. maddesi gereğince;

“1. Konsolosluk binalarının bu maddede öngörülen ölçüde dokunulmazlıkları vardır.

  1. Kabul eden Devlet makamları, konsolosluk şefinin, onun tarafından tayin edilmiş kimsenin veya gönderen Devlet’in diplomatik temsilcilik şefinin muvafakati dışında, konsolosluk binalarının münhasıran konsolosluk işleri için kullanılan kısmına giremezler. Bununla beraber acil koruma tedbirleri alınmasını gerektiren yangın veya sair felâket halinde konsolosluk şefinin zımnî rızası alınmış sayılabilir.
  2. Bu maddenin 2. fıkrasındaki hükümler saklı kalmak üzere, kabul eden Devlet’in, konsolosluk binalarına müsaadesiz girilmesine veya binaların tahrip edilmesine ve keza konsolosluğun huzurunun bozulmasına veya konsolosluğun onurunun kırılmasına engel olmak amacıyla gerekli her türlü tedbirleri almak gibi özel yükümlülüğü vardır.
  3. Konsolosluk binaları, mobilyaları, konsolosluk malları ve keza ulaşım araçları millî savunma veya kamu yararı amaçlarıyla hiç bir çeşit elkoymaya konu teşkil edemezler. Bu amaçlarla istimlâk yapılması gerekli ise, konsolosluk görevlerinin yerine getirilmesinin sekteye uğramaması amacıyla uygun tedbirler alınır ve gönderen Devlet’e peşin, adil ve yeterli bir tazminat ödenir.”

Yine aynı sözleşmede yargı bağışıklığını düzenleyen 43. maddesi gereğince;

“1. Konsolosluk memurları ve konsolosluk hizmetlileri, resmî görevlerinin yerine getirilmesi sırasında işledikleri fiillerden dolayı kabul eden Devlet’in adlî ve idarî makamlarının yargısına tabi değildirler.

  1. Bununla beraber, bu maddenin fıkrası hükümleri
  2. a) Bir konsolosluk memurunun veya bir konsolosluk hizmetlisinin açıkça veya zımnen gönderen Devlet’in vekili sıfatiyle akdetmediği bir mukaveleden doğan; veya
  3. b) Kabul eden Devlet ülkesinde bir taşıt aracının, bir geminin veya bir hava taşıtının sebebiyet verdigi zarar yüzünden üçüncü bir kişi tarafından açılan hukuk davalarına uygulanmaz.”

Sözleşme hükümlerinden de anlaşıldığı üzere, konsolosluk bina ve personelleri genel kural olarak bulunduğu ülkenin kurallarına değil, kendi ülke kurallarına bağlıdır.

Somut olay açısından irdeleme yapılacak olursa, Suudi Gazeteci Cemal Kaşıkçı’nın Konsolosluk binasına girdikten sonra kendisinden haber alınamaması olayına ilişkin Türk adli makamları tarafından başlatılan soruşturmada ceza hukukunun “mülkilik ilkesi” gereğince Türk Ceza Mevzuatı hükümleri uygulama alanı bulacaktır. Zira, bahsi geçen Sözleşme gereği ilgili personeller sadece görevleri ile ilgili suçlarda kendi ülkesinin kurallarına tabidir. Bu minvalde soruşturma aşamasının Türkiye’de ve Türk kanunlarına göre yapılacağı kuşkusuzdur.

Soruşturmanın sağlıklı bir biçimde yürüyebilmesi için her iki devlet arasında işbirliği yapılması büyük önem arz etmektedir. Bu konuda Cumhurbaşkanlığı’ndan yapılan açıklamada konuya ilişkin  olarak Türkiye ve Suudi Arabistan arasında ortak çalışma grubu oluşturulmasına karar verildiği belirtilmiştir.

Bu diplomatik çözümler Yargı Bağışıklığına sahip Konsolosluk bina ve personelinin soruşturma kapsamında araştırılabilmesi için büyük öneme sahiptir. Türk adli makamlarının titizlik ve özveri ile yürüttüğü soruşturmanın kısa bir süre içinde sonuç vereceği beklenilmektedir.

Bu Yazara Ait Diğer Makaleler