Camileri Kapatan Avusturya ve Türkiye Seçimleri Analiz
Barbara SCHUMANN Sweden University

Bir Avrupalıdan Irkçılık Yorumu:

Camileri Kapatan Avusturya ve Türkiye Seçimleri

Bir Avrupalı olarak utandım gerçekten. Bu muydu Avrupa? Bu muydu Avrupai değerler? Bu muydu dünyanın geri kalanına vaad ettiğimiz hayat standardı?

Avusturya’nın almış olduğu birtakım camileri kapatma ve imamları sınır dışı etme kararı Avusturya özelinde ele alındığında ülkenin iç dinamikleriyle bir noktaya kadar açıklanabiliyor. Avusturyalıların ırkçılığa özel bir kabiliyetleri olduğu su götürmez bir gerçek. Bu noktada Almanların dahi ötesinde olduklarına hiç şüphe yok. II. Dünya Savaşı sırasında insanlık suçu işlemiş Nazilerin yüzde kırkının Avusturyalı oluşu, nüfusa oranlandığı zaman, Avusturyalıların bu işi ne oranda sahiplendiğini ortaya koyuyor. Bu özel kabiliyeti Avusturya aklına dönemsel olarak bir “öteki” bulma ihtiyacını dayatıyor.

Bu öteki 19. yüzyılda ülkede yaşayan Çek ve Polonya kökenlilerdi. Çek kökenliler bu dönemde Viyana’da kendi dillerinde gazete çıkartmakta, vakıf ve dernekler kurmakta, kendi dillerinde ibadet etmekte, işsizlikle ve açlıkla boğuşan Avusturyalıların gözlerine batacak şekilde tuğla ve kiremit endüstrisinde çalışmaktaydılar. “Ziegelböhmen” (tuğlacı Çek) hakareti bu dönemde Çekleri aşağılamak için yaygın şekilde kullanılmaktaydı.

Johann Nestroy’un “Dünyanın Katmanları ve İlk Katı Üzerine” isimli eseri, bu dönemde Viyana’da hayatlarını sürdüren paralel dünyaları çok güzel ortaya koyar. Çeklere karşı duyulan öfke I. Dünya Savaşı’nın hemen ardından yükselen Yahudi karşıtlığına yerini bıraktı. Yahudi karşıtlığının ne gibi sonuçlar verdiğini uzun uzadıya izah etmeye lüzum yok. Dünya tarihinin gördüğü en sistematik soykırım Avusturyalıların eliyle gerçekleşti. Bu dönemin sembol isimlerinden Amon Göth bizzat elleriyle beş yüzden fazla Yahudi’yi öldürmüş olmasıyla hatırlanan Viyanalı bir Nazi. Schindler’in Listesi filmini izleyenler, buradaki Amon Göth karakterinin tepedeki villasından Yahudi esirlere rastgele nişan alarak ateş ettiği sahneleri abartılı bulabilir. Ancak Göth’ün komutanı olduğu Plaszow toplama kampından kurtulanların anlattıkları, filmde gösterilenleri gölgede bırakır cinsten.

Avusturya aşırı sağdan gelen iç baskılara direnme konusunda eli en az Almanya kadar güçlü bir ülke. Jörg Haider’in 2000 yılında kurduğu aşırı sağ koalisyonun iç ve dış baskılara dayanamayarak görevden ayrılmak zorunda kalışı bu duruma en uygun örneği teşkil ediyor. Öyleyse Avusturya’nın bu hamlesini Avrupa içinde bir bütünün parçası olarak okumak ve analizlerimizi bu yönde yapmak zaruri hale geliyor. Bu analizi emperyalizm üzerinden okumamız bizlere verimli sonuçlar sunacaktır.

Türk’ten yaratılmak istenen şey bir “Homo Oeconomicus”tu: Bu her şartta ekmeğine bakacak, rahat ve müreffeh bir hayat yaşamaktan başka kaygısı olmayacak, bu sebeple evi ve işi arasında oluşturduğu fasit dairesinde idame-i hayat edecek olan bir insandı. Bir araya gelerek açtıkları camiler, marketler vb. Türkler’in Homo Oeconomicus olarak yaşamaları planı içinde birer anlama sahip oldukları için toleransla karşılanmış ve fasit dairenin bir parçası sayılmışlardı.

Diğer taraftan Homo Oeconomicus’u Türk’ten yaratmak Avrupalı için son derece konforlu bir şeydir; zira 19. yüzyıl tecrübesi Avrupalı sermaye sahibine bir gerçeği göstermiştir: Alt sınıf yerli işçilerin sendikası, grevi vs. çekilecek dert değildir. Fasit dairesinin içinde yaşayan, üstüne üstlük Avrupa’da çalışmak için can atan ve kendisini buraya kabul ettirmek için her şeyi yapabilecek bir adamdır Türk. Dolayısıyla emeği zahmetsizce sömürülebilecektir. Aslında yaratılmak istenen, Marx’ın tam olarak “gönüllü köle” dediği şeyin modern bir prototipidir.

Roma’da yaşayan Pleblerin isimlerinin olmadığını biliyoruz. Bu kimseler yalnızca Plebdiler. Bir isme kavuşmaları kendilerini konuşur hale getirmişti. Avrupa’da yaşayan Deutschtürken-Austrotürken, yani “Almancılar” da isimsiz olmalıdır ve Almancı olarak adlandırılmalıdır. Bu Almancı, Avrupa’nın siyasetine bir kaç göstermelik örnek hariç asla angaje edilmemeli, siyasette bir temsile sahip olmamalıdır. Türkiye siyaseti ise zaten fasit dairesinde yaşayan bu insan için angaje olunması mümkün olmayan bir sahadır.

Türk Homo Oeconomicus olarak kalmalı, asla bir Homo Politicus’a evrilmemelidir. Bu plan üzerinden emperyalizm, kendisini Türkiye’ye gelmeden Türkiye’nin emeğini sömürür şekilde onlarca yıl ortaya koydu.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın varlığı, Avrupa ülkeleri tarafından bu işte kullanışlı bir argümana dönüştürülüyor. Avrupalı, “gayrimeşru bir siyasal figür” olduğu algısını sistematik olarak yaydığı Erdoğan üzerinden, Türklerin onlarca yılda elde ettiği kazanımları geri döndürme çabası içinde.

Bir Avrupalı olarak Erdoğan gibi bu soruna tepki gösteren bir lider isterim Türkiye’nin yönetiminde.

Birkaç yıl önce Avusturya’da Müslümanların hakları siyasetçiler tarafından daha yüksek sesle dillendirilmekte, minareli cami yapımı, haftanın belli günleri açıktan ezan okunması gibi konular tartışılmaktaydı. Gelinen noktada, Türkler başta olmak üzere Müslümanların Avusturya’da yaşamalarına müsaade edildiği için minnettar olmaları bekleniyor. Siyasal arenada ve kamusal alanda elde edilen kazanımlar Avusturya kamuoyunca yok sayılıyor.

Avusturya’nın ülkede yaşayan Müslümanlara yönelik izlediği bu daraltmacı politika, orta vadede Almanya başta olmak üzere Orta Avrupa’nın pek çok ülkesinde modellenmesi beklenen bir prototip olarak karşımızda duruyor.

Ve Türkiye Seçimleri… Türkler kimi iktidara getirecek ve yönetimi kime bırakacak merakla bekliyoruz. Ancak Avrupa’da artan ‘Irkçılık ve İslam Düşmanlığı’na karşı tepki gösterecek veya tavır alacak bir lider lazım Türkiye’nin başına. Bu tavır sadece Müslümanlar için değil hepimiz için iyi olacak kanaatindeyim.

Bu Yazara Ait Diğer Makaleler