“Bu Yıl ABD’de Seçim Var” Analiz
Helen Czerski LONDON’S GLOBAL UNIVERSTY

Helen Czerski Yorumluyor:

“Bu Yıl ABD’de Seçim Var”

Dünya gergin ama bir viraj yaklaşıyor. Kasım ayında gerçekleştirilecek başkanlık seçimleri öncesinde ABD’de sular iyice ısınmaya başladı. Kasım 2016’da Cumhuriyetçi Parti’den seçilerek başkanlık koltuğuna oturan Donald Trump’ın “nev’i şahsına münhasır” yönetim tarzıyla bütün ezberleri sildiği ülkede, gerçekleştirilecek olan seçimlerin Trump’ın oluşturduğu “tarzın” devamı ya da ABD’nin geleneksel kodlarına dönmesi bağlamında büyük bir kırılma oluşturacağı da anlaşılıyor.

Nitekim her iki parti de kendi içinde mevcut duruma ve geleceğe ilişkin hesaplar yapıyor ve “geleneğin terk edilmesi” ya da yönetim üslubunun büyük oranda değişmesi anlamına gelebilecek faktörleri de değerlendiriyor.

Aslında Trump’ın Senato’daki azil soruşturmasından Cumhuriyetçi çoğunluk eliyle aklanmasının ardından, ABD’de gözler tamamen seçimlere çevrilmiş durumda. Nitekim özellikle Demokrat Parti ön seçimlerinin başlaması ve bu partideki çok sayıda adayın birbirleriyle mücadele içinde olması, ülkede gözlerin büyük oranda iç politikaya dönmesine yol açtı. Iowa ve New Hampshire ile başlayan Demokratların ön seçim süreci, “Süper Salı” olarak bilinen ve 3 Mart gününe rastlayan geniş kapsamlı mücadeleye kadar tam olarak netleşmeyecektir.

Fakat Süper Salı sonrası, ön seçimler ekseninde Demokrat Parti’nin başkan adayı olmak için mücadele edecek en önemli isimler belli olacak gibi görünüyor. Süper Salı kapsamında içlerinde California, Colorado, Virginia, Kuzey Carolina, Teksas, Arkansas, Alabama, Maine, Massachusetts ve Minnesota gibi büyük ve heterojen bir nüfusa (ve pek tabii ki delegeye) sahip olan eyaletlerin pozisyonu belli olacaktır. Bu nedenle, bu tarihin Demokratlar bakımından ciddi anlamda belirleyici olduğunu ifade etmek gerekiyor.

Trump’ın özellikle ekonomik konularda elde ettiği başarı Demokratların işini zorlaştıracağa benziyor. Nitekim Trump başkanlık döneminde daha çok üretim ve büyüme gibi hususlara önem vermiş ve işsizlik oranının azaltılması hususunda da belli bir başarı elde edebilmiştir.

Çin ile Ocak 2020 itibarıyla imzalanan ticaret anlaşmasıyla ABD pazarının korunması yönünde atılan adımın yanı sıra, (Kanada ve Meksika ile birlikte ABD’nin oluşturduğu) NAFTA’nın ABD’nin ticari çıkarları doğrultusunda güncellenmesi ve çok sayıda Amerikan şirketinin yatırımlarının bir bölümünü yeniden ABD’ye yapmaya başlaması, Trump’ın elde ettiği başarılar olarak gösteriliyor.

Eski Başkan Obama döneminde başlatılan sağlık reformunda atılan geri adım, BM ekseninde yürütülen çevre anlaşmalarından çekilme ve özellikle kaya gazı/petrolü üretimi hususunda atılan agresif adımlar ise Trump yönetimince “başarı”, Demokratlarca ise “yanlış” olarak gösterilen hususlar olarak biliniyor. Bunun yanı sıra, “göçmenlik yasasında” yapılması planlanan değişikliğin henüz hayata geçirilmemiş olması, Trump taraftarlarını ve Cumhuriyetçi Parti’nin “muhafazakâr” kanadını hayal kırıklığına uğratıyor. Demokratlar ise Meksika sınırına “duvar örülmesi” ve “göçmenlik şartlarının zorlaştırılması” hatta “çifte standarda” uğratılması girişimi olarak gördüğü “göçmenlik yasasının” henüz çıkarılamamış olmasını kendi başarısı olarak gösteriyor. Benzer bir durum “silah kullanımı yasası” bağlamında da kendini gösteriyor:

Trump Cumhuriyetçi Parti’nin “geleneksel” olarak bireysel silahlanma taraftarı olan seçmen kitlesini yanına çekebilmek için bu yönde bir yasa çıkarmak istese de Demokratlar buna şiddetle itiraz ediyorlar. Zaten bu konu, göçmen yasası ve sağlık reformuyla birlikte ülkenin üzerinde uzlaşamadığı en temel meseleler arasında görülüyor.

Unutmadan söyleyelim ki 2020 seçimleri ABD tarihinin en ilginç olaylarından biri olacağa benziyor. Cumhuriyetçilerin Trump’ın arkasında oldukça güçlü bir şekilde konsolide olmuş görüntüsü, sürecin heyecanını tamamıyla Demokrat aday adayları arasındaki mücadeleye odaklamış durumda.

Demokrat aday adayları arasındaki ılımlı/sol (radikal) çekişmesinin ise hem Demokratların hem seçimlerin hem de ABD siyasetinin genel işleyişine etki edebilecek sonuçlar doğurması olasıdır. Nitekim bu parti içindeki yarış, “müesses nizam” ile “değişimciler” arasındaki hesaplaşmaya dönüşebilecek bir nitelik taşıyor. Son kertede, ABD seçimleri, Trump’ın kişiliğinde beliren “nev’i şahsına münhasır” liderlik anlayışı ile bürokrasiyle uyumlu liderlik türü arasındaki bir mücadeleyi de yansıtacaktır. Bakalım ne olacak?

Bu Yazara Ait Diğer Makaleler