Birey, Toplum… Mutabık Mıyız? Analiz
Habip BOZKURT ULUSLARARASI HUKUK VE KAMU HUKUKU UZMANI

JEOSAM Başkanı’ndan Milli Mutabakat Vurgusu:

Birey, Toplum… Mutabık Mıyız?

21. yüzyıl, yeni bir Türkiye perspektifinin ortaya çıkmasına şahit olurken; farklı sistemlerin etkisinde kalmış, kimisine göre yozlaşmış, kimisine göre geçen yıllar içinde tozlanmış, bizi biz yapan kavramlar yeniden gündemimize girmeye başlamıştır.

Toplumu dizayn eden alışılagelmiş enstrümanlar, yeni Türkiye perspektifinin dönüşümündeki dinamizme ufuk çizme noktasında yetersiz kalmaktadır.

Bireyin doğumu ile başlayan toplumsallaşma süreci, iletişim, işbirliği, katılım ve toplumsal çevre ile devam ederken verilen veya kazanılan statüler, bireyin toplum içerisindeki konumunu belirler. Konumunu netleştiren birey, toplumun diğer birimleri ile girdiği iletişim sonucu onların davranışlarını ve tarzlarını öğrenir, kabul eder, benimser ve toplumsallaşma hareketinin en önemli aşamasını tamamlar. Öğrenme süreci ile zamanla değişime uğrar, gelişir ve kendi içerisinde bu döngü devam eder. Başka bir deyişle toplumu oluşturan şey, bireylerden çok bireylerin arasındaki ilişkiler, paylaştıkları değerler ve davranış kalıplarıdır. Dolayısıyla toplum, bireylerin toplamı demek değil, birbirleriyle bağları bulunan bireylerin bir arada yaşadıkları canlı bir varlıktır.

Toplum bir ortaklıktır. Bu ortaklığın neticesinde üst bir sınıf olarak millet kavramı ortaya çıkar. Milleti bir arada tutan en önemli olgu hiç şüphesiz devlettir.

Devlet; millet veya milletlerin bir araya gelerek oluşturduğu en üst tüzel kişiliktir.

İbn-i Haldun’a göre devlet; bireyler için bir zorunluluktur ve sosyal hayatın bir gereğidir. Bireyin toplum içerisindeki barınma, korunma, adalet ve eğitim gibi temel ihtiyaçlarının karşılanması ancak devletin varlığı ile mümkündür.

Devlet, siyasi bir beraberliktir. Bu sebeple devleti kuran bireylerin arasında tarihi ve kültürel bir birliktelik gerekmektedir. Bu birliktelik olası problemlerin çözümünde zaman zaman yeterli değilmiş gibi görünse de modern devlet anlayışı içerisinde hukuk sisteminin desteği ile ortak paydada buluşabilme ve çözüm üretme işlevini kuvvetlendirmiştir.

Ülkemiz, tarihin derinliklerine dayanan inanç ve kültür birliği içerisinde, kadim medeniyetlerin varisi, kadim milletlerin ev sahibidir.

Toplumsal unsurlar arasında oluşabilecek anlaşmazlıklar, çatışmalar ve ayrılıkların karşısındaki en güçlü kalkan tarih, kültür ve hukuk bileşenidir.

Bu bileşenin nüvesi, toplumsal mutabakattır.

Toplumsal mutabakat, Sayın Cumhurbaşkanımızın tabiri ile “salt olarak kurumlar arası mutabakat değil, milletin mutabakatıdır”.

Toplumsal mutabakat, devletin birliği ve dirliğinin vazgeçilmez öğesidir. Ekonomik ve sosyal hayatın gerekliliği, inanç farklılıklarının hoşgörü içinde bir arada yaşamasıdır.

Dini, dili, rengi, siyasi görüşü, etnik kimliği ne olursa olsun biz diyebilmektir.

Dünyanın içinde bulunduğu salgın sürecinin de etkisiyle küresel anlamda kutuplaşma zirve yapmıştır. Pandemi ile başlayan ve merkezinde ABD ile Çin’in bulunduğu bloklar arası suçlamalar devletleri birbirinden iyice uzaklaştırmıştır.

Bunda pandeminin yarattığı küresel ekonomik krizin de etkisi büyüktür.

Dış politikada; kutuplaşmaların ortasında ve jeopolitik konumu itibariyle merkezinde bulunan Türkiye ise, kutuplaşan devletler, açlıkla mücadele eden çocuklar, zulmün kol gezdiği coğrafyalar, bozulan ekonomiler ve tüm olumsuzlukların içinde mazlumlara el uzatabilme özelliğini kaybetmeyerek, bu vesile ile bir kez daha millet olabilme özelliğini göstermiş ve göstermeye devam edecektir.

İçeride ise önemli olan toplumsal mutabakatı sağlamak ve demokrasiyi gerçekleştirmektir. Bunun başlıca sacayaklarından biri hiç şüphesiz siyasi temsilin genişletilmesidir.

Türkiye Başkanlık Rejimi ile birlikte temelde iki ayrı ittifaka ayrılmıştır.

Fakat burada dikkati çeken ‘Amerikan Başkanlık Rejimi’nin cenahlarını oluşturan Demokratlar ve Cumhuriyetçilerin aksine bizde ki Cumhur ve Millet ittifaklarının temelde daha fazla noktada ayrışması ve kutuplaşmasıdır. Amerikan Başkanlık rejimindeki siyasi olgunluk seçmen kitlemizde oluşmamıştır.

Salt ittifakları oluşturan siyasi partilerin kurulları değil adeta sosyal medya başta olmak üzere birçok mecra savaş alanına dönmüştür.

Fakat son tahlilde, tüm farklılıklarımıza rağmen ortak menfaatlerimize saldırı niteliğinde durumlarla karşılaşıldığında gösterilen refleksler umut vericidir.

Son İzmir Depremi de, gerek yardımlar noktasında gerek sosyal medya provakatörlerine verilen tepkiler bağlamında üzerinde konsensusun sağlandığı, toplumsal mutabakatın filizlendiği bir ortam yaratmıştır.

Bu tarz afet ve felaketler başlıca politika malzemesi yapılmaksızın birleştirici özellik de taşımaktadır. Güçlü toplumlar ve elbette devletler badireli süreçleri ve acılı olayları kutuplaşmalara son vermek için güçlü bir vesile olarak görür. Burada devletimize ve milletimize düşen yegâne görev toplumsal mutabakatı sağlayabilecek tüm dinamikleri gerçekleştirmektir.

Siyasi iktidara düşen görev de budur.

İzmir Depremi’nde hayatını kaybeden vatandaşlarımıza Allah’tan rahmet ve yaralılarımıza acil şifalar diliyoruz.

Bu Yazara Ait Diğer Makaleler