BİR SEÇİM ANALİZİ Analiz
Habip BOZKURT ULUSLARARASI HUKUK VE KAMU HUKUKU UZMANI

BİR SEÇİM ANALİZİ

Önceki yazımızda 24 Haziran seçimleri için final maçı benzetmesi yapmış ve yeni bir yönetim anlayışının başlangıç noktası demiştik.

Bu seçimler, adayların mensubu oldukları partiden veya ittifaklardan daha önemli bir konuma geldiği, seçmenin karar verme aşamasında titiz davrandığı, ucuz ve popülist vaatlerin seçmende karşılık bulmadığı bir milattı. Katılım oranının yüksekliği, adayların mensubu oldukları partiden daha fazla oy alması, muhalefet adayının yenilgiyi kabul etmesi ve yenilgisini sudan sebeplere bağlamaması seçim tarihimizde unutulmayacak bir yere sahip oldu.

Gerçekten de seçim sonuçlarının açıklanmaya başlandığı andan itibaren günümüze dek Türkiye siyaseti için hızlı ve bir o kadar da baş döndürücü olaylara şahit olduk.

Adaylar arasındaki oy farkları, umduğunu bulamayanlar, kendi içerisinde çatışma yaşamaya devam eden siyasi partiler… Buna mukabil devletin yönetim sistemini ivedilikle yeni döneme hazırlamak maksadı ile çıkarılan KHK’lar, açıklanan yeni bakanlar kurulu, meclis başkanlığı seçimleri ve meclisi işler hale gelebilmesi için gerekli olan organ seçimleri…

Türkiye normalleşme arayışı içerisinde hızlı adımlar atmak için ciddi gayret sarf ediyor. Kritik ve tehlikeli bir dönemeç olan 24 Haziran seçimleri tarihe kalın puntolarla milletin zaferi olarak geçti. Tabii olarak da bu zaferin baş aktörü Recep Tayyip Erdoğan…

 

AK PARTİ NEDEN OY KAYBETTİ?

Çok partili siyasi hayata geçtiğimiz andan itibaren çalkantılı günleri üzerinden atamayan ülkemiz için belli kırılma noktaları vardır.

27 Mayıs 1960 ihtilali çok partili hayata geçişten sonra sivil otoritenin üzerine indirilen ilk yumruk oldu. Adnan Menderes ve arkadaşlarının idamına sebep olan ihtilal ülkeye huzur getirmedi.

Ardından yaşanılan 12 Mart 1971 muhtırası, hepimizin doğru bildiğinin aslında yanlış olduğunu (!) bizlere hatırlattı. Dönemin TSK yönetimince “Silahlı Kuvvetler İç Hizmet Talimatı” anayasadan üstün görülerek yapılan açıklama neticesinde dönemin iktidarı istifa ettirildi.

1971 muhtırası ile meclis kapatılmadı, siyasiler yasaklanmadı ve asker fiili olarak yönetime el koymadı. Ancak milletin iradesine karşı asker kendi iradesini diretti.

12 Eylül 1980 darbesine götüren süreç ise kanlı oldu. Binlerce gencimiz sağ-sol kavgasının içerisinde heba oldu. Bir sabah uyandığımızda sokağa çıkamadık, işlerimize gidemedik. Ordu yönetime el koydu ve ne hikmetse sokaklarda devam eden olaylar bir gecede kesilivermişti.

28 Şubat 1997 günü darbeler tarihi açısından dönüm noktası idi. Asker yönetime el koymuyor, istediği hamleyi medya üzerinden rahatlıkla yapabiliyordu. Medya üzerinden verilen savaşı asker kazandı ve millet iradesine yeniden ket vuruldu. Rahmetli Erbakan ve koalisyon ortağı savaşın kaybedeni idi. Asker bu durumu “demokrasiye balans ayarı yapıldı” diyerek tanımlarken tarih 28 Şubat’ı postmodern darbe olarak kayıtlara geçmişti.

Darbenin hemen ardından toplumun geniş bir kesimine yapılan baskılar ve akabinde batan bankalar, 2001 yılındaki ekonomik kriz ve neticesinde ülke ekonomisinin çöküşü genç devletimizi bir hayli yıpratmıştı.

Böylesine sıkıntılı vakitler geçirdiğimiz süreçte demokratikleşme, kalkınma ve adalet temasıyla ortaya çıkan milletin partisi olmaya namzet Ak Parti, alışılagelmiş bir durumun haricinde kısa sürede milletin teveccühünü kazandı ve tek başına iktidar oldu. Bundan sonra gireceği her seçimde oylarını artırdı, her daim milletin yanında yer aldı ve milletin partisi olmaya hak kazandı.

 

 

Peki ne oldu da son seçimde Ak Parti’nin oylarında düşüş yaşandı?

Türkiye’de seçmenler artık oylarını stratejik kullanmayı önemsiyor. Yeni sistemle bu durum daha da çok ön plana çıktı. Bu sebeple Ak Parti, lideri ile arasındaki oy farkını iyi analiz etmez ise daha kötü sonuçları görebilir.

Siyasi partiler için tek sermaye millettir. Bugüne dek başarıya ulaşabilmek için aday belirleme süreçlerini iyi yöneten Ak Parti, bu başarısını seçilen adaylarının halktaki karşılığını da belirlemede sürdürmelidir. Dönüşümü ve yenilenme sürecini iyi yönetmelidir.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, seçim gecesi yaptığı balkon konuşmasında bunun ilk sinyallerini verdi. Milletin kendilerine verdiği mesajı aldığını açık bir şekilde ilk o gece ifade etti. Türkiye siyasetinin en başarılı liderlerinden biri olan Erdoğan, hiç şüphesiz seçim sonuçlarını herkesten daha iyi analiz etmiş olmakla birlikte gereğini de yapacağından beri durmayacaktır.

Seçim sonuçlarına göre Ak Parti’nin tek başına meclis çoğunluğunu elde edememesi muhalefetin kendilerini başarılı görmesine de vesile oldu. Bu durumun psikolojik ve fiili etkileri ilerleyen zamanlarda nasıl kendisini gösterecek hep birlikte göreceğiz.

Ak Parti’ye oy vermiş seçmen, her şeye rağmen iktisadi ve içtimai yönden kendilerinin daha da güçlendiğini ve özgüven tazelediğini düşünmekte. Bu durum ise Ak Parti lehine bir hal gibi görünse de uzun vadede Ak Parti’ye zarar verebilir.

Girdiği her seçimde adeta kendisi ile yarışan Ak Parti, bu seçimde de karşısında blok olarak hareket eden bir ittifak bulunmasına rağmen yine halkın teveccühünü kazandı. Her seçim beyannamesinde kendisine yeni bir hedef koydu ve bu hedefleri yerine getirmek için milletten istediği görevi yeniden elde etti.

 

PEKİ MİLLET İTTİFAKI NE YAPTI?

Bilindiği üzere Millet İttifakı (CHP-İYİ PARTİ-SP), “Farklı yaşam tarzlarına ve siyasi görüşlere sahip olan toplumsal kesimlerin demokratik ilkeler etrafında sağlayacağı uzlaşma, milletimizin ihtiyacı olan barış, huzur ve istikrarın ön şartıdır” söylemiyle kurulmuş ve iddialı bir şekilde seçimlere girmişti. Seçimlere girerken yayınladıkları seçim işbirliği bildirisinde;

  1. Toplumsal ayrışma ve kutuplaşmaya son vermek, halkımızın özlediği huzur, kardeşlik ve güven ortamı içinde adil ve güvenli bir seçimin yapılmasına katkıda bulunmak,
  2. Ülkemizin siyasal sistemini bir an önce normalleştirmek, çoğulcu demokrasi esaslarına göre rekabetçi demokratik siyasal zemini, tüm gerekleri ile yeniden inşa etmek,
  3. Kuvvetler ayrılığı ilkesine göre hukukun üstünlüğünü, yargı bağımsızlığını ve tarafsızlığını sağlamak,
  4. Başta ifade ve basın özgürlüğü olmak üzere tüm hak ve özgürlüklerin vatandaşlarımız ve kurumlarımız tarafından layıkıyla kullanılmasını temin etme ilkelerini hayata geçirmek üzere seçim işbirliği için bir araya geldik,

diyerek umut vaat eden açıklamaları, siyasi geleceğimiz için de umut vermişti. Ancak seçim sürecindeki hal ve tavırları hiç de söyledikleri gibi olmadı. Gerek seçim beyannameleri, gerekse mitinglerinde 90’lar rüzgarı estiren parti liderleri için seçim sonuçları sürpriz olmasa gerek. Eski Türkiye özlemi çeken muhalefet liderlerinin söylemleri ile yenilik/normalleşme niyetleri birbiri ile tezat oluşturdu. Seçim sonrasında ise partiler birbirini suçladı ve sonuç olarak masayı ilk deviren İyi Parti oldu.

Muhalefet kalitesinin düşük olduğu, fikir kısırlığının yaşandığı, parti içindeki demokratik davranışlarında dahi problem yaşayan siyasetçilerin olduğu bir ortamda, Ak Parti kendisi ile yarışmaya devam edecek gibi görünüyor.

 

YENİ KABİNE

Yeni yönetim sisteminin merkezi meclis olmakla birlikte, yürütmenin daha da işlevsel hale gelmesi önem kazandı. Ancak yeni sisteme adaptasyon sürecinde karşı oluşabilecek bürokratik direncin etkisizleştirilmesi, gerek hukuki gerekse teknik sorunların hızlı bir şekilde giderilebilmesi için Başkan Erdoğan’ın siyasi, sektörel ve bürokratik ağırlıklı bir kabine oluşturduğunu söyleyebiliriz.

Siyasetin içinden gelen ve koltuklarını koruyan 4 bakan için söylenecek çok fazla bir söz yok aslında. Önceki hükümette de bakanlar kurulunda görev yapan bu isimler kendi alanlarında başarılı olmuş icracı isimler.

Özel sektörden gelen çiçeği burnunda bakanlar da piyasaların yakından tanıdığı, kendi alanlarının uzman isimleri.

Kabinenin en önemli ve ilgi çekici isimleri ise bürokrasiden gelen bakanlar olacak elbette. Bürokratik hantallığın pratiğe dönüştüğü yeni sistemde ve özellikle geçiş sürecinde bakanların üzerine ciddi bir yük yüklenmiş durumda.

Tabii yeni kabinenin yanında bir diğer önemli konu yeni Başkanlık Teşkilatı. Başkan Erdoğan’ın seçimlerden önce açıkladığı yeni teşkilatlanma modeli, ağır bürokratik karmaşanın yerini pratik ve hızlı çözümlere bırakacağının ilk sinyallerini vermişti.

Bakalım bu geçiş sürecinde ne gibi sürprizler bizleri bekliyor.

Bu Yazara Ait Diğer Makaleler