Batı Kendini Güvende Hissetmiyor Analiz
Nadine STEİGER NORVEÇ UNIVERSTY OF BERGEN

Bir Şey İtiraf Edelim Mi?

Batı Kendini Güvende Hissetmiyor

Medyada çok fazla yer almasa da 56’ncısı gerçekleştirilen Münih Güvenlik Konferansı, küresel jeopolitik fay hatlarındaki kırılmaların derinlik kazandığı bir iklimde düzenlendi. Bu buluşmanın, on yıllar sonra 21. yüzyılın ilk çeyreğindeki küresel siyaseti değerlendirecek olanlar için, içerdiği çelişkiler, yan yana gelen ve gelmeyen isimlerle zengin bir malzeme temin edeceği muhakkak.

Konferans, sorunların çözümüne hizmet edecek olumlu formüller üretmekten ziyade, çatışmaların derinliğini ortaya koyması ve gelecekte doğacak gerilim alanlarına işaret etmesiyle önemli bir görevi de yerine getirdi. Bu açılardan bakıldığında konferansın faydasız olduğunu söylemek mümkün değil.

Organizasyonun uluslararası ilişkiler alanına yaptığı en büyük katkı ise hiç şüphesiz konferansın başlamasından önce hazırlanan “Munich Security Report 2020” belgesiyle gündeme getirilen “Westlessness” kavramının dolaşıma girmesi oldu. Henüz ülkemizde enine boyuna tartışılma zemini bulamayan bu kavramı Türkçeye tek bir kelime ile tercüme etmek kolay değil. Şimdilik “Batısızlık“ ya da “Batı’nın Yalıtılması” olarak mümkün olan en kısa şekilde ifade edebileceğimiz bu kavramda, Kuzey Atlantik İttifakının yaşadığı derin ayrılıklar yatıyor.

Munich Security Report 2020’de Türkiye açısından dikkat çekilmesi gereken önemli bir husus ise belgenin 15. sayfasında 2020 yılı için izlenmesi gereken kriz bölgelerine dair hazırlanan liste. Bu listede bizim açımızdan üzerinde durulması gereken nokta, Suriye’nin 10 ülkeyi kapsayan sıralamada yer almamış olması. En basit yorumla, Suriye’nin, içerdiği karmaşık problemler ve göçmen sorunu nedeniyle bir tabu haline geldiğini ifade edebiliriz.

Suriye’deki sürecin gidişatı, bu rapordaki sıralamaya girmemesi nedeniyle, artık uluslararası toplumun değil, ABD ile Rusya arasındaki pazarlıkların alanına bırakılmış görünüyor. Münih Güvenlik Konferansı için çalışan uzmanlara göre, Uluslararası Kriz Grubu’nun (International Crisis Group) değerlendirmeleri doğrultusunda 2020’de yakından izlenmesi gereken 10 ülke ve bölge ise şu şekilde sıralanıyor:

1- Afganistan

2- Yemen

3- Etiyopya

4- Burkina Faso

5- Libya

6- ABD, İran, İsrail, İran Körfezi Bölgesi

7- ABD ve Kuzey Kore

8- Keşmir

9- Venezuela

10- Ukrayna

Açıkça değerlendirirsek bu listeye, içerdiği yüksek insani ve siyasi kriz potansiyeline rağmen Suriye’nin dahil edilmemiş olması, konferansın ardından üzerinde düşünülmesi gerekecek bir husus olacaktır. Şimdi dönelim Münih’teki konferansa ve bugünden sonra uluslararası ilişkilere damgasını vuracak “Westlessness – Batısızlık“ kavramının ne olduğuna.

Lafı uzatmadan “Batı Dünyası” olarak tanımlayabileceğimiz ve bugüne kadar ekseriyetle Kuzey Atlantik İttifakı – NATO organizasyonunda vücut bulan siyasi ve askeri yapının bugün küresel düzeydeki konumunu sorguluyor “Westlessness” kavramı. Kavramın içeriğine ilişkin ilk açılım Münih Güvenlik Konferansı’ndaki konuşmasında Almanya Cumhurbaşkanı Frank-Walter Steinmeier’den geldi.

Fakat Steinmeier Batı’nın küresel ölçekte azalan etkisini temsil eden bu kavramın doğuşunu iki sebebe bağladı. Almanya Cumhurbaşkanı bu sebeplerden ilki olarak ABD’nin Trump’ın Başkan olmasıyla yöneldiği politikalara işaret etti. Steinmeier’e göre, Trump yönetimindeki ABD artık barış yapıcı ve barışı koruyucu rolünden uzaklaşmıştır. Bu tavır değişikliği yalnızca ABD’nin değil “Batı dünyasının” küresel ölçekte gücünü azaltmakta, imajını zedelemekte.

Aslında Münih Güvenlik Konferansı, Almanya odaklı olarak “Batı dünyası” ve Avrupa’nın varoluşsal problemlerinin tartışılmasına kapı aralarken, Avrupa’nın yol açtığı problemlere sıra gelmedi. Organizasyon öncesi yayımlanan “Munich Security Report 2020” belgesinde yer alan Akdeniz’deki yoğun göç hareketi, Kuzey Afrika ülkelerinde giderek artan toplumsal olaylar, iklim güvenliği, Avrupa’da aşırı sağın yükselişi konuları basına yansıyacak düzeyde gündeme gelemedi.

Münih’ten geriye kalan ve 2020 yılının kalan günlerine damga vuracak olan “Westlessness-Batısızlık” kavramının Türkiye-NATO ve Türkiye-AB ilişkilerine nasıl bir etkisi olacağını, bunun yanı sıra ABD’nin ivme kazandıracağı anlaşılan “Üç Deniz İnisiyatifi’nin” Türkiye’nin uluslararası enerji pazarındaki konumuna yapacağı etkileri yakından izlememiz gerekecek. Bekleyip göreceğiz…

Bu Yazara Ait Diğer Makaleler