Barış Pınarı Meşrudur Analiz
Habip BOZKURT ULUSLARARASI HUKUK VE KAMU HUKUKU UZMANI

JEOSAM Başkanı Habip Bozkurt:

Barış Pınarı Meşrudur

Şüphesiz sadece ülkemiz ya da bölgesel anlamda değil Dünya Politiği anlamında da son bir ayın en önemli gündem maddesi hiç şüphesiz Türkiye’nin sınırında oluşan terör koridoruna karşı yürüttüğü Barış Pınarı Harekatı idi.

2011 yılında Suriye’de baş gösteren iç savaş ve karışıklığı fırsat bilen terör örgütü YPG/PKK tarafından Türkiye’nin güney sınırında bir terör koridoru oluşturulmuş ve sözde özerklik ilan edilmişti.

 

Suriye’de yaşanan iç savaş ve istikrarsızlık nedeniyle Suriye’nin kuzey bölgesinin fiili kontrolü YPG/PKK terör örgütünün eline geçmişti.

 

Terör örgütü YPG/PKK kurulduğu günden beri, Türkiye’nin güney sınırında Türkiye’nin milli birlik ve bütünlüğünü hedef aldı, hem de açıkça. Türkiye Cumhuriyeti, -yeni değil- 22 yıl önce terör örgütünün PKK’nın Suriye toprakları üzerinden Türkiye aleyhine silahlı terör eylemleri gerçekleştirmesini, kendine karşı savaş sebebi saymıştı.

 

Türkiye’nin bu haklı ve meşru açıklamaları sonrasında Türkiye-Suriye ikili ilişkileri gerilmişti. Bunun üzerine dönemin ABD Başkanı Bill Clinton devreye girmiş ve Mısır Devlet Başkanı Hüsnü Mübarek arabulucu görevini üstlenmişti. Arabuluculuk süreci sonunda Türkiye ve Suriye arasında 20 Ekim 1998 tarihinde Adana Mutabakatı imzalandı.

Adana Mutabakatı’nda özetle;

 

Suriye’nin;

– Kendi topraklarından doğan ve Türkiye’nin güvenliği ile istikrarını tehlikeye atan hiçbir faaliyete izin vermeyeceği,

 

– PKK’nın topraklarında silah arzı, lojistik malzeme, finansal destek ve propaganda aktivitelerine müsaade etmeyeceği,

 

–  PKK’yı terör örgütü olarak tanıdığı,

 

– Diğer terör örgütlerinin yanı sıra PKK’nın ve uzantılarının tüm faaliyetlerini yasakladığı,

 

– PKK’nın topraklarında kamplar, eğitim ya da himaye amaçlı tesisler kurmasına, ticari faaliyetler yapmasına izin vermeyeceği,

 

– PKK üyelerinin, ülkesini üçüncü ülkelere geçiş için kullanmasına izin vermeyeceği,

 

– PKK elebaşının Suriye topraklarına girmesine engel olmak için her türlü tedbiri alacağı ve sınır noktalarındaki tüm yetkililere bu yönde direktif vereceği kararlaştırılmıştır.

 

Suriye’de iç savaş ve istikrarsızlığın 2011 yılından itibaren devam etmesi nedeniyle Adana Mutabakatı Suriye tarafından ihlal edilmiş ve terör örgütü PKK ve uzantısı YPG’ nin faaliyetleri engellenmemiştir.

 

2011 yılından sonraki süreçte, terör örgütü YPG/PKK tarafından Türkiye’nin güney sınırında terör koridorunun oluşturulması, buradaki alanda Türkiye’ye karşı terör eylemleri gerçekleştirilmesi, Türkiye’nin milli birlik ve bütünlüğünün eylemsel olarak tehdit edilmesi nedeniyle Türkiye tarafından güney sınırına askeri harekâtlar gerçekleştirilmiş, Türkiyenin Bölgesel anlamda askeri ve siyasi gücü pekiştirilmiştir.

Türkiye, Zeytin Dalı ve Fırat Kalkanı harekâtlarından sonra, terör koridorunu tamamen ortadan kaldırmak, güney sınırında 30 km’lik güvenli bölge oluşturmak, bu alanda barış ve huzur sağlamak amacıyla meşru savunma hakkını kullanarak 09.10.2019 tarihinde Türk Silahlı Kuvvetleri ve Suriye Milli Ordusu güçleriyle ortaklaşa harekât başlatmış ve çok kısa bir sürede terör örgütü YPG/PKK’ya büyük bir darbe vurarak örgütün gücünü zayıflatmış, yenilgiye uğratmıştı.

 

Türkiye’nin kendi ülkesinin bölünmez bütünlüğünü korumak ve vatandaşlarının huzur ve güvenini sağlamak için haklı olarak başlattığı bu harekâtta kısa zamanda etkili bir sonuç alınmıştır. Harekâtın askeri ve stratejik başarısı, Türk Ordusunun hızlı ilerleyişi, bölgesel aktörlerde de ciddi kaygı uyandırmış, uluslararası toplumda Türkiye aleyhine algı yönetimlerine girişmişlerdi.

 

İç siyasette ise harekâtın ciddi bir toplumsal destek gördüğü şüphesizdir. Harekâta yönelik eleştiriler getirerek muhalefet gösterenler bile, harekâtın özünde haklılık ve meşruluk tartışmaları yapmaktansa sürecin en başından itibaren Türkiye’nin Suriye politikasını eleştirmek ve daha önce söylenilenleri tekrar etmekten öte gidememişlerdir. Bu aslında Türkiye’de iç siyasette muhalefetin kısır döngüsünü de ortaya koymaktadır.

 

Haklı ve yerinde yapılan bu harekâtın başarıya ulaşması üzerine, terör örgütü destekçisi olan bazı batılı ve emperyalist güçler bu askeri müdahaleyi kınamış iseler de, bu meşru harekâtın tamamlanmasını engelleyememişlerdi.

 

Türk Silahlı Kuvvetleri’nin kısa bir zaman dilimi içinde büyük bir başarı göstererek terör örgütü YPG/PKK’yı yenilgiye uğratması üzerine, bu örgüte lojistik destek veren ABD ile ilişkiler gerilmiş fakat Türkiye’nin geri adım atmaması üzerine ABD, Türkiye ile mutabakata varmak zorunda kalmıştır. Bu süreç her ne kadar Amerikan Devlet Başkanı’nın diplomatik teamülleri hiçe sayan Twitter Diplomasisi ve Mektup Süreçleri açısından sulandırılmaya çalışılsa da Türk Amerikan İlişkileri açısından bir dönüm noktasıdır. Cumhurbaşkanı Erdoğan açısından da gerçek bir zaferdir.

 

Son yerel seçimlerde partisinin kilit noktadaki büyük şehirleri kaybetmesi sonrasında siyasi gücünün sorgulandığı iddiaları gündeme gelen Cumhurbaşkanı Erdoğan bir kez daha dev bir siyasi desteği arkasında topladı.

 

           Hatta Adalet ve Kalkınma Partisi kimliğinden bağımsız olarak çok güçlü bir siyasi aktör olduğunu gösteren Erdoğan, hala Türkiye siyasetinin merkezdeki en güçlü aktörü ve katalizörüdür. Bu konumu ve duruşu uzun yıllar devam edecektir. Bu süreç de bunun en büyük göstergesidir.

 

17 Ekim 2019 tarihinde ABD ile varılan mutabakat nedeniyle Türkiye, harekâta 120 saat ara verme kararı almış ve bu süre içerisinde terör örgütü YPG/PKK unsurlarının 30 km güneye çekilmesini ABD’ye kabul ettirmiştir. Bu mutabakat gerek bu harekâtın haklılığı açısından ve gerekse siyasi alanda büyük bir başarı olarak kabul edilmiş ve tüm dünya kamuoyunun dikkatini çekmiştir.

Türkiye tarafından tanınan 120 saatlik aranın ardından terör örgütü YPG/PKK mensuplarının büyük bir bölümü güvenli bölge dışına çıkarılmıştır. Bu süreç içerisinde Suriye rejim güçleri de, terör örgütü YPG öncülüğündeki SDG güçleri kontrolündeki bölgelere askeri sevkiyat yapmış ve iki ülke karşı karşıya gelmiştir. Olası bir Türkiye- Suriye savaşı yaşanmaması adına Rusya devreye girmiş ve Türkiye ile Soçi mutabakatına varılmıştır.

 

Böylece, Türkiye’nin Amerika Birleşik Devletleri ile görüştükten sonra Barış Planı Harekâtı’na verdiği 120 saatlik ara, Soçi Mutabakatı sonrası 150 saat daha devam etmiştir. Türkiye’nin PKK’nın Suriye uzantısı kabul ettiği YPG güçleri Soçi’de imzalanan mutabakat gereğince Esad yönetimi ile anlaşarak bölgeyi boşaltmıştır.

Soçi Mutabakatı kapsamında teröristlerin, Fırat’ın batısında Tel Rıfat ve Münbiç’ten çıkarılacağı ve Fırat’ın doğusunda, Türkiye sınırını boyunca 30 kilometre derinlikteki tüm noktalardan çekileceği, Türkiye ve Rusya güvenlik güçlerinin 10 kilometre derinlikte ortak devriye faaliyeti gerçekleştireceği kararlaştırılmıştır.

Görüldüğü üzere, Türkiye, ulusal güvenliğine yönelen tehdit dolayısıyla, gerek ikili anlaşmaların vermiş olduğu yasal hakka, gerekse meşru savunma hakkına dayanarak asla taviz vermemiştir.

Türkiye, bu alanda vermiş olduğu mücadele ile hem siyasi hem de askeri anlamda büyük bir başarı kaydetmiştir.

Bu Yazara Ait Diğer Makaleler