Balkanlar Da Akciğeri O Zaman! Analiz
Dünyanın Kalbi Ortadoğu Mu?

Balkanlar Da Akciğeri O Zaman!

Annika WESTBERG Umea Universitet

Hiç şüphesiz bir bölgeyi, bir organa benzetmek hoş gelir biz uzmanlara. Eski Yunan, Roma ve Bizans’tan, Hunlar ve Osmanlı’ya, Pagan, Protestan ve Katolik Hristiyan dünyasından İslamiyet’e kadar çok farklı medeniyet, etnik yapı ve dine ev sahipliği yapan, lakin hiçbir zaman kimsenin kendileştiremediği topraklar; Balkanlar.

Balkanlar, Asya ile Avrupa arasında bir geçiş noktasıdır. Her iki coğrafyanın güçleri diğer tarafa geçmek için bu coğrafyayı kullanmışlardır. Bu itibarla Balkan coğrafyasında Asya ile Avrupa arasında ulaşımı sağlayan farklı geçiş yolları oluşturulmuştur. Bu geçiş yollarına sahip olmak bölgeye sahip olma anlamında her zaman önemli olmuştur.

Bu geçiş özelliği ve çok farklı kültür, din ve etnik yapılara ev sahipliği yapmış olmasından dolayı coğrafya kendine özgü bazı karakteristik özelliklerini de ortaya çıkarmıştır. Bu karmaşıklık kendi içinde bir düzeni, farklılar bir uyumu, yerellikler bölgesel değerleri, çatışmalar menfaatleri, çıkarlar uzlaşmayı, savaşlar barışmayı veya tersinden diğerine ulaşma bu coğrafyanın ortak değeri olmuştur.

Günlük hayatlarını idame ettirmenin derdinde olan insanlar, ihtiyaç hasıl olduğunda, din değiştirebilmişler, farklı etnik ve dini yapıların içinde kendi insanlarına karşı savaşabilmişler, farklı dillerde ibadet edip konuşabilmişlerdir. Balkan insanı için önemli olan huzurlu, rahat ve güvenli bir hayat yaşamak ve bunu kendisine sunabilecek bir gücün yanında olmaktır. Osmanlı’nın Balkanlardan çekilişine kadar Balkan halkları hep bir gücün gölgesi altında yaşadılar. Vakti geldiğinde kendilerinin müstakil birer devlet ve hatta bir ulus olmak suretiyle hayatlarını daha rahat idame ettirecekleri söylendiğinde hiç kimse bunu sorgulamadan gereğini yaptı.

Makedonya’nın batı kısmı Gostivar, Kalkandelen ve Kırcova’da, Karadağ’ın güney bölgesi Ulçin’de, Yunanistan’nın Çamlık bölgesinde, Sırbistan Buyanovas’ta yoğun Arnavut nüfusu yaşamaktadır. Aynı şekilde Bosna Hersek dışında Karadağ, Sırbistan, Kosova, Hırvatistan ve Makedonya’da yaşayan Boşnak nüfus bulunmaktadır. Bu örnekler çoğaltılabilir elbet. Bunun yanında Bulgar Kilisesinin en önemli merkezi Makedonya’nın Ohri şehrinde, Sırp Kilisesinin en önemli merkezi de Kosova İpek’te bulunmaktadır. Özetle nüfusların farklı dağılımları, dini merkezlerin farlı ülkelerde olması gibi Balkanları potansiyel bir tehlike merkezi haline getiren birçok unsur halihazırda canlı bir şekilde yaşamaktadır.

Mesela Eski Yugoslavya ülkelerinin Slav kökenli olması veya Bulgaristan’ın Ortodoks olması gibi önemli etnik, dini ve dilsel ortaklıklara rağmen Rusya bölgede yeterince güçlü olmamıştır. Ancak buna rağmen Rusya’nın özellikle Adriyatik kıyısında Karadağ üzerinde sadece siyasi değil aynı zamanda ekonomik müdahalelerle bir güç sahibi olma arzusu görülmektedir. Bu etki Sırbistan ve Bulgaristan üzerinde de görülmektedir. Diğer taraftan Türkiye’nin son 15 yılda Balkan coğrafyasındaki ciddi girişimleri, tarihsel birikimlerinden dolayı çok hızlı dönüş almasına neden olmuştur.

Balkanlar’daki bu “çatışma içinde uzlaşı” sürecinin en önemli unsuru ülkeler içindeki ve ülkeler arasındaki etnik sorunların giderilmesidir. Makedonya ve Yunanistan arasında olduğu gibi ya kolay bir kabullenmeyle ya da Kosova ve Sırbistan arasında olacağı gibi zoraki bir kabullenmeyle bu süreç tamamlanacaktır.

Batı bu süreci yönetirken Almanya’nın ekonomik kartını, ABD’nin ise NATO kartını kullanmaktadır. Balkan devletleri, kendilerini ekonomik ve siyasi olarak güvende hissetmeleri için gerekli iki unsuru sağlayacak ülkelere boyun eğmek zorunda kalmıştır. Bu süreç Balkan ülkelerini öncelikle ekonomik olarak rahatlatacaktır, zira uzlaşmaya varan ülkelerin vatandaşları AB ülkelerine daha rahat vize alabilmekte ve hatta çalışmalarına müsaade edilmektedir. Yakın zamanda Makedonya ve Kosova’dan AB ülkelerine çok yoğun göçler yaşanmıştır. Nüfus olarak küçülen fakat ekonomik olarak AB’ye bağımlılığı artan ülkeleri yönetmek daha kolay olmaktadır. Bunun üstüne NATO’nun güvenlik şemsiyesi de eklendiğini unutmamak lazım.

Sonuç olarak önümüzdeki dönemde Sırplar ve Arnavutlar mevcut politik arzularının üzerine biraz kül atmak suretiyle içlerindeki ateşi uykuya alacaklar. Ancak bu durum Balkan coğrafyasında ortaya çıkabilecek muhtemel gerilimlerin odağı olmaktan uzaklaştıramayacaktır.

Gelişmeleri dikkate aldığımızda Batı’nın bu politikasının Balkan ülkeleri tarafından kabul edildiğini veya edileceğini görmek mümkündür. Bunun da doğal olarak bölgede menfaati olan diğer ülkelerin politikalarını yeniden gözden geçirmelerini ve revize etmeleri gerektireceği öngörülebilir.

Bu bilgileri aldığım uzmanlar bile yolun sonrasında aydınlatıcı görevlerini uygulayamıyor yeterince. Karamsar olmak için çok sebep var galiba.