Asya’da Alarm Zilleri Analiz
Helen Czerski LONDON’S GLOBAL UNIVERSTY

Trump Sonrası ABD

Asya’da Alarm Zilleri

ABD’de bir devir kapandı. Biden’ın seçim argümanlarına bakıldığında, “Tamamıyla Amerika Yapımı” sloganıyla korumacılık enstrümanlarına başvuracağı ya da bunlara bir müddet devam edeceği söylenebilir. Böylelikle her ne kadar Trump’ın ABD’nin işsizlik ve ticaret açığı sorunlarına “ulusal güvenlik” nosyonunu da ekleyerek Çin’e sistematik bir biçimde ithalat tarifesi uygulamasını yöntem olarak doğru bulmasa da tarifeleri bir anda ortadan kaldırmasının zor olacağı tahmin edilebilir.

Joe Biden’ın Obama döneminde deneyimlediği Asya’da çok taraflılık ilkesiyle platformlar oluşturmak ve müttefiklik ilişkilerini derinleştirme politikalarını, “müttefiklerle koordineli bir şekilde Çin hükümetini baskılama, uluslararası normları modernleştirme ve tedarik zinciri güvenliğini sağlama” yoluyla gerçekleştireceği varsayılabilir. Burada Trump yönetiminden kavrayış olarak değil, ancak tek taraflı/ikili anlayıştan çok taraflı diplomatik yolla farklılaştığı öne sürülebilir.

Biden’ın başkan seçilmesiyle Asya’yla ilgili akıllara gelen ilk olasılık TPP’ye tekrar ABD’yi dahil etmesidir. Ancak Demokratların da anlaşmanın dijital ticaret, ihtilaf mekanizması ve iklim değişikliğiyle ilgili kısımlarına itirazları bilindiğinden Biden’ın belli şartların revize edilerek ABD’nin menfaatine göre biçimlendirilmesine çalışacağı öngörülebilir.

Hindistan, 4 Kasım 2019 tarihinde Çin’le ticaret açığının artacağı hatta ikili serbest ticaret anlaşması bulunan ASEAN, Japonya ve Güney Kore ile de artan ticaret açığı gerekçesiyle RCEP müzakerelerinden çekildi. Nitekim görüşmelerde Hindistan anlaşmaya hizmetlerin dahil olmasını, tarife indirimlerinin Çin’e karşı yüzde 65-80 ve ASEAN’a karşı yüzde 86 civarında seyretmesini talep etmişti.

Anlaşmada göze çarpan bir diğer nokta da içerik itibarıyla e-ticaret, dijital ticaret, çevre ve çalışma standartları gibi konuların kapsam dışında tutulması. Böylelikle doğrudan bölgesel ticaretin artırılması gibi somut bir amaç güdüldüğü iddia edilebilir. Buna ilaveten RCEP, ekonomik bağımlılığın dengelenmesi, Asya içinde ticaretin artırılması ve pazar erişiminin genişletilmesi gibi hedeflerle ABD-Çin arasındaki ticaret savaşının olumsuz etkilerini Asya ülkeleri açısından bertaraf edebilme potansiyeline sahip görünüyor.

Küresel arenada RCEP’nin muhteviyatı, ölçeği ve anlaşmadaki paydaş ülkeler kadar anlaşmanın Washington Konsensüsü’ne doğrudan bir meydan okuma olup olmadığı tartışılıyor. Daha açık bir ifadeyle, anlaşmanın Çin liderliğinde geliştirildiği ve bu sebeple Obama yönetiminin mirası olan Trans-Pasifik Ortaklığı’nın (TPP) Trump Amerikası’nın çekilmesinden sonraki versiyonu olan Kapsamlı ve İlerlemeli Trans-Pasifik Ortaklığı’na (CPTPP) rakip olduğuna dair ciddi bir görüş söz konusu. Bu noktada kabaca yapılacak bir kıyaslama iki anlaşmanın ana gövdesini oluşturan hususları açığa çıkaracaktır.

Otuz başlıktan oluşan CPTPP’nin içeriğine bakıldığında belli standartların öne çıktığı görülüyor. Buna mukabil 20 başlıklı RCEP’te tarifelerin azaltılması, pazar erişimi gibi ekonomik kazanımlara ağırlık verildiği görülüyor. CPTPP ve RCEP anlaşmalarının nitelik bakımından kıyası yapıldığında; dünya ticaretindeki paylarının sırasıyla yüzde 14,7 ve yüzde 27,3 iken, küresel doğrudan yabancı yatırımın yüzde 15,6’sı CPTPP’nin kapsamında ve RCEP’te bu oranın yüzde 16,4 olduğu öne sürülebilir. Nüfus yoğunluğunda ise RCEP’in kapsamının 29,6’lık oranıyla yüzde 6,5’lik CPTPP’ye nazaran daha geniş bir alana hitap ettiği söylenebilir.

Bu Yazara Ait Diğer Makaleler