“Artık Hiçbir Şey Eskisi Gibi Olmayacak” Analiz
Helen Czerski LONDON’S GLOBAL UNIVERSTY

DÜNYA SİYASETİNDE PARÇALANMA

“Artık Hiçbir Şey Eskisi Gibi Olmayacak”

Çokça övünülen ve çıkış yolu olarak gösterilen çok taraflılığın kurucusu ve sahiplenici aktörü…

ABD’nin başlarda gönülsüz ve pasif bir uluslararası rol üstlenmesi ve son bir yıldır ise bu rolü oynamayı adeta bırakması zaten değişmekte olan uluslararası sistemde ciddi yapısal hasarlara yol açtı. Öyle ki başlarda konjonktürel ve daha çok Trump kaynaklı olarak düşünülen bu kırılmaların şu an itibariyle sistemdeki gerek Batı gerekse de Batı dışı, Küresel Güney devletlerini de etkisi altına aldığı ve var olan ortaklık anlaşmaları ve uluslararası kurumların adeta altını oyduğu bir gerçek olarak karşımızda.

Avrupa Birliği’nin uluslararası sistemin içinden geçmiş olduğu krize vermiş olduğu cevapların hepsi birbirinden farklı. Kısacası çok taraflılık ve onun doktriner çerçevesi olan liberal uluslararasıcılık çelişki ve belirsizlikler barındıran bir çok anlatının ve yükselen popülizm ve milliyetçiliğin etkisiyle dümeni bozulmuş bir gemi gibi bir oraya bir buraya savruluyor. Artık sistemdeki değişimi sadece güç geçişkenlikleri ve daha çok statü ve manevra alanı isteyen yükselen güçlerin değişen ve genişleyen uluslararası rol ve politikalarıyla anlatmak mümkün değil.

Birleşmiş Milletler, kurum ve kuruluşları diplomatik ve finansal olarak BM’nin kurulduğu İkinci Dünya Savaşı sonrası dönemden itibaren ABD’nin nüfuz ve etki alanı içerisinde. BM’ye bağlı bir çok kurum, kuruluş ve fonlardaki Amerikan hakimiyeti uzun yıllar ABD’nin de isteğiyle bozulmadan devam ettikten sonra mevcut statükonun Başkan Trump ve ekibi tarafından katılım gösterdikleri fon ve kuruluşlardan birbiri ardına çekilme kararı almasıyla bozulduğunu görüyoruz.

2017 yılının başından bu yana Amerika’nın BM Nüfus Fonu, BM Kadın Sağlığı Fonu, BM Aile Planlaması Fonu, UNESCO, BM İnsan Hakları Konseyi gibi kurum ve fonlardan çekilmesi ve yardımı durdurması BM’nin meşruiyetini, imajını zayıflatıyor ve de halihazırda ağır aksak işleyen yapısına ve küresel yönetişim sorunlarına cevap verme kapasitesine darbe vuruyor.

Birçok hezeyanına şahit olduğumuz Amerikan politikasının şu an için istisnai bir dönemden geçtiğini farzetsek dahi çok taraflılığın prensip ve fikirsel planına adeta zıt bütün bu politikalar ve kararların sistemde etki yarattığı ve diğer devletleri de etkileme potansiyeli olduğu yadsınamaz bir gerçek.

Sorumluluğun ve yükün sadece ABD tarafından üstlenilmemesi gerektiği ve diğer devletlerin de gerek küresel örgütlerde gerekse de ABD’nin üyesi olduğu bölgesel örgütlerde üzerine düşen maddi sorumlulukları yerine getirmesi söylemi de arka planda Trump yönetiminin politikalarına haklılık ve meşruluk kazandırmaya yarıyor.

Çokça eleştirilen ve tepkinin arttığı Trump yönetimi rasyonelleştirerek değer ve normlardan uzak bir şekilde değerlendirdiği çok taraflı uluslararası siyasetten kısa vadede özet olarak şunu bekliyor: Maliyetleri azaltarak Amerikan ekonomisini güçlendirmek ve gücünü artırmak ve kendini böylece iktidarda tutmak.

ABD’nin en yakın müttefikleriyle bile küresel meselelerde ciddi görüş ayrılıkları içerisinde olduğunu ve çok taraflılığa bakışta aralarında ciddi uçurumların olduğunu göstermesi açısından dikkat çekici bir örnek.

Peki bütün bu krizler çok taraflılığın yerini iki taraflılığın mı alacağına işaret ediyor? Ya da bu iki yaklaşımın birbiriyle bir güç mücadelesi içine gireceği veyahut da dengeleyeceği yeni bir döneme mi giriyoruz?

Dünya siyasetinde kritik bir yıl olan 1994’ten beri yürürlükte olan Kuzey Amerika Ticaret Anlaşması (NAFTA)’nın yerini alacak olan “ABD-Meksika ticaret anlaşması”nın geçen hafta ABD ve Meksika arasında imzalanması ve Kanada ile bu doğrultuda ayrı görüşmelerin yürütülmesi önemli bir mesaj.

Devletler özellikle de gelişmekte olan devletler bir alt hiyerarşik düzende kendi aralarında statü yarışı ve rekabeti içerisinde. G20, BRICS gibi statü kulüpleri ya da merkezleri devletleri hem çok taraflılığa bağlıyor, hem de statü artırımı isteklerinden ötürü ikili bir takım ortaklıklara da mecbur bırakıyor.

Başa dönecek olursak çok taraflı örgütlerin ağır bürokrasisi ve de bölgelerinin jeopolitik ve ekonomik şartları bu devletleri çok taraflılığın da ötesinde ikili bağlamda daha sıkı ortaklık kurma ihtiyacına yöneltiyor. Yine bu dönem, özellikle Suriye özelinde gördüğümüz Türkiye-Rusya işbirliğinde olduğu gibi de facto stratejik ortaklıkların da arttığı bir dönem.

Herkes mevcut pastadan artık daha fazla istiyor. Bu yüzden değişen güç dengelerinde şunu görmek için kahin olmaya gerek yok:

“Artık Hiçbir Şey Eskisi Gibi Olmayacak”

Bu Yazara Ait Diğer Makaleler