Almanya Buna Uygun Mu? Analiz
Denise LUCY KALİFORNİYA DOMİNİK ÜNİVERSİTESİ

Akdeniz’de Arabulucu Mevsimi

Almanya Buna Uygun Mu?

Çok uzun süre önce olmadı aslında. AB’nin ortak bir dış politika belirlemekte zorlandığı alanlardan biri de Doğu Akdeniz. Doğu Akdeniz’deki petrol rezervlerinin araştırılması ve işletilmesine ilişkin anlaşmazlık, uluslararası hukuk açısından bir sınırlandırma anlaşmazlığı. Bu anlaşmazlıkların, kıyıdaş devletler arasında yapılacak görüşmeler ve hakkaniyete uygun bir anlaşma ile çözümlenmesi gerekir. Ne var ki kıyıdaş devletler arasındaki siyasal sorunlar masaya oturarak çözüm bulunmasına olanak vermiyor.

Türkiye’nin Mısır, İsrail ve Suriye ile diplomatik ilişkilerindeki gerilim, KKTC’nin tanınması konusunda Türkiye’nin uluslararası alanda yalnız bırakılmış olması, aynı şekilde Türkiye’nin de GKRY’yi tanımaması ve Libya’daki istikrarsızlık bu sorunların bazıları. Bu durum, kıyıdaş devletler arasında sorunlar devam ederken Doğu Akdeniz’de bir anlaşma ve işbirliğinin yakın zamanda gerçekleşemeyeceğini gösteriyor.

2020 sürecinde kıyıdaş ülkelere ilave olarak soruna küresel güçler de müdahil oluyor. ABD, Rusya ve Çin’in yanı sıra, AB de soruna taraf olan iki üyesi (Yunanistan ve GKRY) ve müzakereleri yürüttüğü ülke (Türkiye) üzerinden soruna müdahil oluyor. Birliğin iki motor gücü olan Almanya ve Fransa başta olmak üzere, AB ülkeleri sorunun aktörleri haline gelmekteler.

Her fırsatta AB’de ortak dış politika oluşturulması çağrısı yapan ve buna bağlı olarak Avrupa ordusunun kurulmasını hararetle savunan Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un Akdeniz’e yönelik ilgisinde, uzun zaman önce Almanya’ya kaptırdığı AB liderliğini yeniden kazanmak istemesinin etkisi büyük. Göreve gelmesinden kısa bir süre sonra ülkesinde başlayan Sarı Yelekliler protestolarının Macron’u iç siyasette zorlaması, onu dış siyasette aktif bir dış politika izlemeye itiyor.

Paris’in Doğu Akdeniz meselesinde Yunanistan, GKRY ve Mısır gibi bölgesel aktörlerin yanında Rusya, Birleşik Arap Emirlikleri ve Suudi Arabistan gibi bölge dışı müttefiklerle birlikte hareket ettiği ve AB’yi de Türkiye karşısındaki bu cephede yer alması konusunda ikna etmeye çalıştığı görülüyor. AB’nin zaman zaman bu politikanın eksenine girmesi de Ankara ile Brüksel arasındaki gerilimi tırmandırıyor.

Temmuz başı itibarıyla AB dönem başkanlığını üstlenen Almanya’nın Doğu Akdeniz politikası ise Fransa kadar agresif ve müdahaleci değil. Ya da müdahaleciliği daha ziyade sorunda taraflar arasında bir arabulucu rolü oynamaya yönelik denilebilir. Merkel’in birkaç açıdan Türkiye’ye karşı Fransa kadar sert bir tutum içine girmeyeceği düşünülebilir.

Bunların başında, iç siyasette başını en çok ağrıtan sorun olan mülteci sorununda hâlâ Türkiye’ye ihtiyaç duyduğunun farkında olması geliyor. Türkiye ile güçlü ekonomik ve ticari ilişkilere sahip olması ve son olarak çıkarılacak doğalgazın kullanımıyla ilgili beklentiler de diğerleri. İsrail, Yunanistan ve GKRY Doğu Akdeniz doğalgazının, Akdeniz altında yapılacak boru hattıyla Avrupa’ya ulaştırılmasını hedefleyen projenin anlaşmasını 2 Ocak’ta Atina’da imzalamıştı.

Taraflarla ayrı ayrı görüşmeler yaparak bunu başarmış görünse de, AB’ye üye ülkelerin liderlerinin video konferans yöntemiyle gerçekleştirdiği olağanüstü zirvenin ardından, basın toplantısında sarf ettiği “Doğu Akdeniz’deki gerilimle ilgili ortak kaygımızı dile getirdik. Gerilimi azaltmak için her türlü çaba gösterilmeli; bu durum çok tehlikeli. Yunanistan ve Güney Kıbrıs’a onlarla dayanışma içinde olduğumuzu ifade ettik, zira söz konusu olan onların hakları” sözleri ile “tarafsız” duruşuna gölge düşürmüştür. Yunanistan’a “Almanya ve tüm AB’nin dayanışma” güvencesini bildiren benzer ifadeler Almanya Dışişleri Bakanı Heiko Maas tarafından dünkü Yunanistan ziyaretinde de sarf edildi.

Bu Yazara Ait Diğer Makaleler