Allah Aşkına! Arap Birliği Ne İşe Yarar? Analiz
İbrahim MULUSHEVA İbni Haldun Üniversitesi

BİR AFRİKALI’DAN ARAP BİRLİĞİ’NE ELEŞTİRİ:

Allah Aşkına! Arap Birliği Ne İşe Yarar?

Evet ben bir Afrikalıyım. Etiyopyalıyım. Eskilerin bildiği ismiyle Habeşistan… Afrika’dan Türkiye’ye akan sevgi selini gördükçe Arap Dünyası’ndaki Türkiye sevgisi karşısında daha bir mutlu oluyorum. Fakat bu sevgi, Arap Birliği denilen ve Arapları temsil iddiasındaki kurumda neden kendini göstermez?

Çok çok eski değil 2. Dünya Savaşı sonrası dönemde Milletler arası örgütler global siyasetin önemli aktörleri olmaya başladı. Bu süreçte ‘Arap Ülkeleri’nin muhatap oldukları sorunlarla ortaklaşa mücadele etmesi amacıyla 1945’te oluşturulan Arap Birliği özellikle son yıllarda bölgesel birçok konuda sergilediği başarısızlıktan dolayı Arap dünyasına karşı saygınlığını kaybetti. Örneğin Filistin Meselesi’nde yaptıkları son çağrı, ‘Arap Sokakları’nda hiç yankı bulmadı.

Bölgesel sorunlara çözüm üretilmesinde etkisiz kalan Arap Birliği’nin Ortadoğu coğrafyasında siyasi, ekonomik ve kültürel işbirliğinin geliştirilmesinde de başarısız olması kuruluşun varlık nedeninin sorgulanmasına sebep oldu. İsrail’in Filistin’deki işgal politikaları karşısında Arap ülkelerini tek çatı etrafında toplayarak bu ülkeye karşı pozisyon almaya teşvik edecek bir yapı oluşturamayan Arap Birliği, “Neden varsınız o zaman?” sorularını artık daha fazla duyuyor.

2017’nin Haziranında Körfez bölgesindeki ülkeler arasında başlayan ve Katar’a ambargoyla devam eden krizin derinleşmesi karşısında da sessiz kalan Arap Birliği, prestijini daha da kaybetti.

Arap Birliği’nin çözüm üretmekte zorluk çektiği bir başka konu olarak da –gayet normal olarak- Suriye’de devam eden iç savaş görülüyor. Yüzbinlerce kişinin hayatını kaybetmesi ve milyonlarcasının da başka ülkelere göç etmek zorunda kalması karşısında seyirci kalan Arap Birliği gelinen aşamada işlevsiz bir yapı haline dönüştü.

Arap Birliği’nin Suriye konusundaki çekingen ve silik tutumu, geçtiğimiz günlerde diplomatik bir tartışmanın konusu olarak uluslararası medyada da yer aldı. Arap Birliği Genel Sekreteri Ebu Gayt’ın Münih Güvenlik Zirvesi sırasında Türkiye’nin Suriye’nin Afrin bölgesine yönelik operasyonunu eleştirmesi ve “Ankara’nın bir Arap ülkesine müdahale ettiğini” vurgulayarak pan-Arabist bir söylem benimsemesi çok tuhaftı.

Bu tuhaflık, aynı panelde konuşmacı olan Türkiye Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu’nun sert tepkisiyle karşılaştı. Mısırlı diplomat Ahmed Ebu El-Gayt’ın ‘saçmalamalarına’ yönelik had bildiriminde Sayın Çavuşoğlu, Arap Birliği’nin Suriye rejiminin politikalarına kayıtsız kaldığı bir ortamda kendisinin Türkiye’yi eleştirmeye kalkmasının yersiz olduğunu bir tokat gibi vurdu muhatabının yüzüne.

O sahne Arap Dünyası’ndaki gizli ilişkileri, çarpıklıkları, Batı tarafından pompalanan Türkiye düşmanlığını ve daha da vahimi ‘silik ama sinsi olan her insanın içinde oluşabilen o kıskançlığı’ alenen görmemi sağladı bir analist olarak.

Düşünün ki Arap Birliği üyesi bir ülke liderinin kimyasal silah kullanması ve yarım milyon insanı öldürmesinin Arap Birliği tarafından önlenememesi sorun değilmiş de, Türkiye’nin terörle mücadele adına Suriye topraklarına geçici olarak da olsa girmesi sorunmuş Arap Birliği Genel Sekreteri’ne göre…

Arap ülkeleri arasında irtibatı, işbirliğini çoğaltmak ve bölgesel tehditlerle beraber mücadele etmek amaçları çerçevesinde bir araya gelen Mısır, Irak, Suriye, Lübnan, Suudi Arabistan ve Ürdün tarafından 1945’te kurulan Arap Birliği, yıllar içerisinde yeni üyeler kabul ederek 22 üyesi olan bir bölgesel kuruluşa dönüştü. Bu dönüşüm, Osmanlı Devleti’nin yıkılması sonrasında yıllardır dağınık vaziyette olan Arapların yeniden toparlanması adına olumlu görülmüştü. Fakar ardından gelen bir dizi başarısızlık, etkisizlik ve diplomatik siliklik bu kuruluşun varlığını çok daha fazla tartışılır hale getirdi.

Mesela kuruluşundan İsrail’e karşı 1948 yılında başlatılan boykot hareketinde yıllar içerisinde üye ülkelerin birçoğu bu boykotu görmezden geldi. 1979 ve 1994’te İsrail’le barış anlaşmaları imzalayan Mısır ve Ürdün, bu anlaşmalar sonrasında boykot uygulamasına son verirken, Batı Şeria’daki Filistin yönetimi de 1993’te İsrail’le imzaladığı anlaşma uyarınca üyesi olduğu Arap Birliği’nin boykotunu bitirdi. 1996 yılında alınan kararla Körfez İşbirliği Konseyi üyeleri, İsrail’e boykot uygulanmasının bölgedeki barışa engel olduğu gerekçesiyle zaten kısıtlı biçimde katıldıkları boykot uygulamasına resmi olarak son verdi. Arap Dünyası’nın iki marka ülkesi Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri’nin son yıllarda İsrail’le olan ekonomik ilişkilerini ciddi biçimde geliştirdikleri de görülmekte.

Velhasıl kelam mevcut Arap Birliği bir birlik falan değil maalesef. Ve Arap Dünyası yine başsız. Bir Afrikalı olarak çağrımsa Arap Sokaklarına: Değiştirin Artık Şu Silik Liderlerinizi!